Zend-Avesta Parsiler (ya da Farisiler) diye tabir ettiğimiz halkın büyük dinî kitap ya da kitaplar toplamasının yaygın adıdır. Bunların ata yurdu İran’dı, fakat yedinci yüzyıldan sonra Müslümanlar karşısında bozguna uğrayınca Batı Hindistan ve Gucerat yarımadasına sığındılar ve hali hazırda (19. yüzyıl), tıpkı Caynacılar gibi, Hindistan’ın zengin ve nüfuzlu (sayılan 70.000’i aşan) kesimleri arasındadırlar. Bu kadim halkın soyundan gelen, ancak birkaç bin kişi, İran’da, Yezd ve civarında atalarının ibadet biçimlerini hâlâ muhafaza etmektedir. Aslında eski kitaplar toplaması Avestadır, Zend (yahut “yorum, tefsir”) Pehlevi dilinde yahut eski Farsça’da Avesta’nın tercüme ve tefsirinin adıdır. “Zend” Avesta’nın dili için tam anlamıyla doğru bir tabir de değildir; gerek kitap gerekse kitabın yazıldığı dile doğru olarak Avesta denir ve bu dilde günümüze kalan başka bir kitap yoktur. Bununla beraber Avesta’nın diline oldukça genel biçimde Zend denir, çünkü bu ismin uzun bir kullanım geçmişi vardır. Bu dil en genel anlamıyla kuzey doğu Iran bölgesinin dilidir ve Sanskritçe’ye akrabadır. Fars yahut Iran dil ailesi ondan ve ona yakın akraba bir formdan türemiştir.

Zerdüşt dininin Eski İbraniler ve Örekler tarafından ne kadar çok bilinip tanındığı göz önünde tutulursa bundan yaklaşık bir asır önce Sir William Jones’un Avesta’yı yakın zamanlarda yapılmış bir derleme diye reddetmesi şaşırtıcı bir durumdur. Bu dinin rahipleri. Eski ve Yeni Ahit’in Magi1 yahut “bilge adamları”dır; Keldaniler ve Pereler arasına “Doğu”ya yerleştirilirler ve İsraillilerce öncelikle astrolog, kahin ve rüya yorumcuları olarak tanınırlardı. Eski Ahit, Daniel xx’de peygamber ve dostlarının bütün büyücü ve astrologlardan on kez daha akıllı olarak kabul edildiğini okuruz. Onlar hakkında beslenilen bu kanaatin kendi başına ne kadar etkileyici olduğunu büyü ve tabiatüstü güçlerle ilgili her türlü beceri ve ustalığa sahip kimseler için ortak kök tabirimizin onların Örekçe isimleri “magol“den türediğine dikkat ettiğimizde anlarız. Habukednazar tarafından ölüme mahkûm edildiğinde Danievin şefaatçi olarak “bu bilge adamlar”a başvurduğu ve daha sonra onların Başı olarak atandığı bildirilir; bundan sonra tekrar tekrar dinler arasında, hem putperestlikten nefret etmek hem de “Gökteki Tanrıyı kabul etmek şeklinde ortak bir noktanın tanındığını görürüz. Matta İncili’de zikredilen doğuda gördükleri yıldız aracılığıyla Mesih’in doğumunu öğrenen) “doğudan gelen bilge adamlar (Magi)”ın İran’dan olmaları mümkün görünmemektedir, bunların zikredilmesi onların işgal ettikleri yüksek konumu, kişiliklerine ve yapıp ettiklerine gösterilen saygıyı ima eder. Yeni Ahit’de Magi’ye yapılan daha sonraki atıflar, aralarında Siman Magus ve Elymas gibi isimlerin zikredilebileceği çok sayıda düzenbaz ve dolandırıcının Roma İmparatorluğuna dağıldığını işaret eder.

Örekler “Magoiler” hakkında Herodotos ve diğer seyyahlar ve tarihçiler vasıtasıyla oldukça erken tarihte bilgi sahibiydiler; Aristoteles ve diğer filozoflar günümüze ulaşmamış olan kitaplarda Pers dininden söz etmişlerdi. Anlaşılan “Magoiler” Kserkes’in istilası sırasında Örek tapınaklarının yok edilmesini salık vermiş veya en azından bunda dolaylı olarak bir pay sahibi olmuşlardır. Öreklerin Perelerin topraklarını zapt etmesinden sonra Magi ismi nefret edilen bir kehanet sistemi ve boyun eğdirilmiş bir düşmanın dini için kullanılır olmuştu. Bununla beraber gerek Platon gerekse Ksenophon Magoilerden saygıyla söz ederler. İskenderiyeli büyük filozof Philon onlardan, kendilerini tabiata tapınmaya ve Tanrısal mükemmelliklerin tefekkür ve temaşasına vermiş, kralların danışmanları olmaya layık adamlar diye söz eder. Örek dünyasında Zerdüşt’e atfedilen mucizelerle ilgili zengin bir edebiyat oluşmuştu; fakat bu edebiyat onun sisteminden oldukça sönük ve belirsiz izler taşır. Bununla beraber orta çağlar boyunca Avrupa’da kadim Pers dinine dair gerçek bir bilgi var olmamıştır. Ancak Rönesans’dan sonra kademeli olarak bu eski kayıp bilgi yeniden hatırlanmıştır; ve İran ve Hindistan seyyahları’ Parsilerin inançlarını toplamış, töre ve törenlerini tasvir etmişlerdir.

Bir Oxford profesörü olan Thamas Hyde 1700’de yakın dönem Par- siliğinin ilk doğru tasvirini yayınladı; ve 1723’de Richard Cobbe İngiltere’ye Vendida’nın bir kopyasını getirdi ve hiç kimsenin okuyamadığı bir hazine, demir bir zincirle Bodley kütüphanesinde asılı kaldı. Otuz yıldan fazla bir zaman sonra genç bir Fransız, Duperron yıllar süren bir ikna ve sorgulama sürecinden sonra Surat Parsilerinden hem kitaplan- nı hem de bunları tercüme aracını elde etti ve 1764’de Zend-Avesta’nın tamamını Paris’e getirdi; 1771’de Avrupa’daki ilk tercümeyi yayınladı. Fakat gürültülü bir şekilde Avesta’nın düzmece bir kitap ve yakın tarihe ait bir derleme olduğu Heri sürüldü; ve ilk Sasani imparatorların Pehlevi kayıtları De Sacy tarafından çözülünceye ve bunlar da Bur- nouff, Lassen ve Rawlinson’un Pers çivi yazısını okumalarını sağlayıncaya kadar Avesta’nın daha eski bir dilde yazıldığı her türlü kuşkuyu dağıtacak biçimde kanıtlanamadı. Genel olarak söylendiği şekliyle Zend, anlaşılan Sanskritçeyle ortak bir kaynaktan türemiştir; ve gramer formları da Vedaların dilinin yanı sıra Örekçe ve Latinceninkileri hatırlatmaktadır.

 

Zerdüşt

 

Avesta hakkında o kadar çok şüphe izhar edilmiştir ki, çoklarının Zoroaster yahut Zarathustra’ya (modern Facsçasıyla Zerdüşt) tekabül eden bir kişinin yaşadığından kuşkulanmasına pek şaşmamak gerekir- her ne kadar bazı durumlarda onun gerçek bir kişiden vücud bulmuş mitolojik bir kişilik olduğu kabul edilirse de. Fakat klasik antikitenin Zerdüşt’den gerçek bir kişi ve Pers dininin kurucusu diye söz eden tam bir fikir birliği içindeki ses ve tanıklığının alt üst edilmesi için daha güçlü ve inandırıcı delillere ihtiyaç vardır. Yaşadığı dönem ve hayatının ayrıntıları kuşkulu olarak kabul edilmelidir; ve ismi şimdiye dek çözülmüş hiçbir çivi yazısı tabletinde geçmez. Kuşkusuz Avesta’nın sonraki bölümlerinin ve Zend’in Zerdüşt’ü büyük ölçüde mitolojiktir, bu efsaneler hakkında daha sonra açıklamalarda bulunacağız. Fakat Yasna’daki Oathalar, yahut ilahilerin Zerdüşt’ü, sadece ibadet ettiği Tannsal Varlığa güvenen, dışarıdan güçlü muhalefetle karşılaşan, destekleyicilerinin yüreksizliğiyle akim bırakılan, kimi zaman iç çekişmeleri ve kuşkularıyla azab içinde kıvranan ve tekrar azmini ve cesaretini toplayan gerçek bir insan olarak görülür. Bu duyguların bir dinin kurucusu olan bir insandan kaynaklandığına inanmak, dinin başarılı günlerinden çok sonra, .artık neredeyse gerilemeye yüz tuttuğu bir dönemde uydurulduklarına inanmaya kıyasla, bizim bugün sahip olduğumuz anlayıştan daha az şey talep eder. Fakat Buda’nın durumunda ve keza Buda’nın yaşamının erken evresinde olduğu gibi, bu eski Alilerin yaşam öyküleri yazma alışkanlıkları, daha doğrusu böyle bir düşünceleri yoktu. Bunlardan elde edebileceklerimizin tamamı iyice elendiklerinde böyle bir dönemde biyografik oldukları ileri sürülen ayrıntılardan daha güvenilir olabilen tesadüfi bilgi veya malumattan ibarettir.

Doğum yeri belirsiz ise de Zerdüşt’ün gerçek hayatı ve öğretisi güvenli bir şekilde Doğu İran’a, muntemelen Bactria’ya yerleştirilebilir. Avesta’nın son bölümlerinde onu Viştaspa’nın hükümdarlık döneminde öğretisini vazederken görürüz, aynı sözcüğün Öreklerin dilindeki karşılığı Hystaspes’dir. Fakat bu kralın Dareios’un (Darayavahuş ya da Dara, i.ö. 550-486) babası Hystaspes’den çok daha erken bir döneme ait olduğuna inanmamız için nedenler vardır. Bu kral aşikâr ki büyük din kurucusunun hamisi ve dostuydu; tesir ve nüfuzunun Zerdüşt’ün muvaffakiyetine büyük katkısı dokunmuş olmalıdır. İki kardeş, Frasha- oshtra ve Camasp bu sonuncusu daha sonra kralın veziri olacaktır Zerdüşt’ün önde gelen destekleyicileri arasındaydı; hatta onların kız kardeşi Hvovi ile evlenmişti. Diğer kimi dinî önderler gibi Zerdüşt de akraba

ve takipçilerinden çok yardım görmüştür; ve erkek kız, çok çocuklu bir ailesi olduğu anlaşılmaktadır. Avesta ölümünden söz etmez; fakat daha sonraki döneme ait Şehname ya da Turan kralları kitabında (13. yüzyıl) Balk hücumunda Turanli fatihler tarafından altarda öldürüldüğü anlatılır. Zerdüşt’ün yaşadığı dönemi belirlemede yararlanabileceğimiz neredeyse tek ipucu, Kyros’un (ya da Kuraş, i.ö. 590/80-529) hüküm sürdüğü dönemde, i.ö. 6. yüzyılda Magl dininin Batı İran’da sağlam bir şekilde yerleşmiş olmasıdır. Zerdüşt’le ilgili muhtelif tahminler onu i.ö. 1000 ile 1400 arasına yerleştirir. (Yakın dönemlerin araştırmaları bu tarihi yedinci yüzyılın sonu ile altıncı yüzyılın ortalarına kadar çeker.)

Şimdi Avesta’nın son bölümlerinde Zerdüşt hakkında sunulan tabloya dönecek olursak ilk planda dikkatimizi çeken şey, onun neredeyse tabiatüstü denilebilecek, mucizevi güçlerle donatılarak nihayetinde Magi mitolojisinin bir parçası haline getirildiğidir. Başta dualanyla, iblislerle çarpıştığı, yüce ve iyi tann Ormuzd’dan (ya da Ormazd, Hürmüz (Yaratıcı)) aldığı büyük taşlarla kötü ruh Ehrimen’i (Ahriman) kovduğu tasvir edilir. Doğumuna ağaçlann sevindiği, taşkınların kabardığı bildirilir. Hatta Ormuzd’un bile bir kaynağa kurban sunduğu ve Zerdüşt’ün yasaya uygun düşünüp, konuşması ve yasaya uygun hareket edecek şekilde yetişmesi için dua ettiği ileri sürülür. Gerçekten Zerdüşt Ormuzd’un destekçisi olur ve Ehrimen’i ve kendisini öldürmeye çalışan iblisleri kovar. O kötü güçleri hakikatle ya da kutsal kelamla öldüren bir tanrı adamıdır. Çok uzun bir zaman sonra babasının ölümünün ardından bir çocuğu doğacak ve o dünyayı ölümden ve çürümeden kurtarmak için şafak ülkesinden gelecek, onun döneminde ölüler dirilecek ve ölümsüzlük başlayacaktır.

Daha sonra, Bundahish’de (bir diğeri Denkart; Pehlevi dilindeki dini metinler) Zerdüşt hakkında daha fazla ayrıntılara ve mucizelere rastlıyoruz ve bundan yola çıkarak bu büyük muallimin efsanevi tarihi hazırlanabilir. İlk dönemlerinde, çoğu hayatının ciddi tehlikelerden korunmasıyla ilgili, büyük bir harikalar dizisi meydana gelmiştir. Bu ilk dönem hayatı da ayıpsız ve kusursuzdur, fakat vazifesi ancak otuz yaşına eriştikten sonra başlamıştır. Birkaç takipçisiyle birlikte doğum yerinden bugünkü İran’a göç etmiş olduğu ve yolda mucizeler gösterdiği anlaşılmaktadır. Vohumano (ya da Vohu Manah, “iyi akıl”) onu Ormuzd’a takdim eder, Tanrı’nın yaratıklarından en iyisinin hangisi olduğunu sorar, aldığı cevap “Kalbi saf ve temiz olandır” olur; daha sonra meleklerin isimleri ve görevleriyle ve kötü ruh Ehrimen’in tabiatıyla ilgili bilgi alır. Ona muhtelif mucizevi işaretler gösterilir. Büyük bir ateş ve alev dağı görür ve ateşten geçmesi emredilir, fakat hiçbir şey olmaz. Göğsüne eritilmiş metal dökülür, hiçbir acı hissetmez; ve bu harikalar ona mistik bir anlama sahip olacak şekilde izah edilir. Daha sonra Ormuzd’dan Avesta’yı almış ve onu Kral Viştaspa’nın sarayında açıklaması emredilmiştir. Zerdüşt ve Ormuzd arasındaki münasebet ve irtibata olan inanç bütün Avesta’ya hâkimdir: önemli olan her meseleyi Ormuzd’a sorar ve ondan kesin bir cevap alır. Bu vahiylerin, hemen ardından alevlere karışan bir dağda vuku bulduğuna dair çeşitli ifadeler kullanılır, nihayet saraya çıkıp kendisini takdim ettiğinde kralın akıllı adamları onu nakzetmeye çalışmışlar, fakat tartışmada onun kendilerine galip geldiğini, yenildiklerini kabul etmek zorunda kalmışlardır; peygamber büyücülükle suçlanıp vazifesini mucizelerle isbat ettikten sonra kral Avesta’yı sonunda kabul etmiştir. Ve bundan böyle kral Zerdüşt’e danışmadan hiçbir şey yapmamış ve ilk ateş tapınağını inşa ettirmiştir.

Zerdüşt’ü etrafında birçok efsanevi yahut abartılmış rivayetlerin teşekkül ettiği gerçek bir tarihsel kişilik olarak ele alsak da, bunun tam aksi mahiyette, birkaç uzman tarafından benimsenmiş kanaati izhar eden bir iki cümleyi de iktibas etmeden geçmeyeceğiz:

“Zerdüşt’deki bütün özellikler bir tanrıyı işaret etmektedir: tanrının bir insandan gelişmesi, çok daha önceden beri mevcut olan mitik unsurların yeryüzünde doğmuş bir insanın etrafında toplanması, bir insan yüzünün yavaş yavaş tanrısal bir haleyle çevrelenmesi elbette savunulabilir, fakat Zerdüşt’ün gerçek işinin ne olduğu açık seçik anlatılabilmesi şartıyla. Fakat ne olursa olsun, Vedalar dinine karşı yeni bir din kurduğu ve eski günlerin tannlannı cehenneme gönderdiği artık savunulamaz, çünkü Mazdacılığın (yani Zerdüştiliğin) tanrılarının, tasavvurlarının ve ibadet biçimlerinin doğrudan doğruya eski dinden kaynaklandığı isbat edilebilmektedir ve Zend Sanskritçe’ye ne kadar karşı (veya onunla bağdaşmaz) ise o da o kadar bir tepki yahut reaksiyon içermektedir.”

 

Zerdüşt’tün öğretileri

 

Zerdüşt’ün öğretisinin en husisi özelliği ikilik (düalite) ilkesidir; buna göre iyi ruh Ahura Mazda (Ormuzd), her türlü kötülüğün başı ve kaynağı olan kötü ruh Angra Mainyu (Ahriman) ile sürekli olarak çatışma halindedir. Sonuncusu bu dünyadan mutlak olarak uzaklaştırılmalıdır ve insan bu mücadelede etkin bir rol almalıdır. İnsanın davranışı Zerdüşt’e Ormuzd tarafından vahyedilmiş yasalarla sınırlanmak ve düzenlenmelidir. Ormuzd ve Ehrimen’in birlikte varolduklarına ve Gathalarla bilinen en eski dönemden beri birbirlerine zıt olduklarına inanılmıştır; fakat Ormuzd’un nihai zaferi Ehrimen’deki, gizli olsa bile, özünden kaynaklanan ikincilliği göstermektedir. Bununla beraber Zerdüşt’ün başka ruhlara inanmadığı gibi bir sonuca varılmamalıdır, çıkartılabilecek mümkün sonuç, özel öğretisinin Ormuzd’un ve onun nihai zaferinin üstünlüğünü ve yüceliğini dile getirdiğidir.

İnsanın bu dünyadaki davranışına gelince Zerdüşt’ün vazettiği öğreti şudur: insan bu ezeli mücadeleye kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır, o ya iyinin ya da Kötünün safında yer almalıdır. Yegane doğru istikamet iyiyi seçmek, onu düşüncede, sözde ve işte takip ve tatbik etmektir.

Bu birinci Gatha’da açıkça ilan edilir; ve biz düşüncelerin önemini görmenin ve kötülüğü bu kaynağa kadar takip etmenin büyük üstünlüğünü Zerdüşt’e teslim etmeliyiz. Rig Veda’nın günah ve onun kefaretine işaret eden ilahilerinin ne kadar az, suç duygusunun izlerinin ve onun için bağışlanmanın yollarını arama zorunluluğunun ne kadar önemsiz olduğu hatırlanacak olursa, Avesta’nın açık biçimde daha yüksek bir öğreti ihtiva ettiği görülecektir.

Zerdüşt’ün içinden çıktığı insan topluluğunun dinî hissiyatının ilerlemesine katkısı her ne olmuş olursa olsun, onunki gibi bir din ancak büyük bir müsbet inanç temelinin, bu inanç yanlış olsa bile, zaten mevcut olduğu bir vasatta kabul edilebilirdi; ve İranlılar Ari Hundularla aynı soy kütüğüne mensup olduklarından, Zerdüşt’ün dinini yaymaya başladığında mevcut inanç durumunun ne olduğunu kaydeden herhangi bir belge de bulunmadığı için, onların erken dönem dinleriyle Avesta’da mevcut olan özellikleri mukayese etmemiz gerekir. Ve bu inceleme oldukça ilginç sonuçlar doğuracaktır.

Rig Veda’nın eski döneme ait bölümlerinde bir tanrı için genel isim devadır (parlak); Avesta’da kötü ruhlara daeva denir ve bu kök itibariyle aynı sözcüktür; daha sonraki dönemlere ait olan Rig Veda’da bu isim münhasıran iyi bir ruh, hayırhah bir tanrı anlamına gelir. Buna mukabil Rig Veda’nın erken dönemlere ait bölümlerinde devaya alternatif bir ismin, yani asura sözcüğünün kullanımıyla karşılaşırız. Bu Avesta’daki ahura ile aynı sözcüktür, Ormuzd (Ahura Mazda) isminin bir parçasını oluşturur ve münhasıran iyi bir anlamla sınırlıdır. Bununla beraber daha sonraki Rig Veda’da ve Brahman dininde aynı isim tahsisen kötü ruhlar için kullanılır. Hindistan’da bu çatallanmanm Varuna’nın tanrılar arasındaki yüksek yerinin gerilemesi ve İndra’nın yükselişiyle eş zamanlı olarak vuku bulduğunu bütün ayrıntılarıyla takip edecek yere sahip değiliz; fakat Zerdüşt’ün döneminde Iran halkının birbirinden ayrı ve birbirine zıt iki inanç sistemi arasında bölündüğü Avesta’dan çıkarılabiiir devalara- Ari ırkın asli ruhlarına inanan ve sürülere kötü davranıp kurban eden yerleşmemiş vahşi göçebeler; buna mukabil daha yerleşik halk ahuralara, sürülerin koruyucularına inanıyordu ve sürü bakımını kutsal bir görev mesabesine yükseltmişti.

Dolayısıyla Zerdüşt yerleşik halkın inançlarının savunucusu olarak ortaya çıkmış ve daha önce inandıkları baş tanrının ismine Mazda, “bilge” ismini eklemiştir. Göçebeler tarafından hâlâ inanılan eski devalan ise kötü, yahut sahte tanrıların, iblislerin güçleriyle özdeşleştirmiştir. Bunların tümünün, çoğu kez Drug, yalan, daha az sıklıkla Angra Malnyu yahut Ehrimen denen baskın bir kötü ilkenin farklı tezahürleri yahut yardımcıları olduğunu vazetmiştir. Bu aslında eski Arilerin bir kısmı insanlara yararlı, diğerleri zararlı olan tabiat güçleri arasındaki bir çatışmaya duydukları inancın bir teksifi ve inkişafından başka bir şey değildir.

Vendldad’da Ahura Mazda’ya en sık yinelenen hitap şekil şöyledir.

“en kutsal ruh, maddi dünyanın yaratıcısı, Mukaddes Olan” ya da daha bütüncül haliyle, “Yaratıcı, Ahura Mazda’yı, parlak, ışıyan, en yüce, en iyi, en güzel, en kudretli, en bilge, en iyi biçimli, kutsallıkta en yüce, cömertçe bahşeden, çok mutluluk veren, bizi yaratan, bizi şekilden şekile sokan, bizi ayakta tutan, en kutsal ruhu tazim ederim”. Dr Heiger Ormuzd hakkında sunulan görüşün ruhsal yanını vurgular ve onun, güneşten (Mitra) “Mazda’ nın cismi ve gözü olarak” söz edilmesi dışında, hiçbir görünür biçime sahip olarak gösterilmediğini belirtir. Yüce Varlık için Avesta’da antropomorfizme nadiren başvurulun ve Oeiger Ormuzd’un karılarından ve akrabalarından söz eden bütün pasajların sembolik mahiyete sahip olduğunu ileri sürer. Fakat bu tür bağ ve ilişkilerin, her ne kadar önderler bunlara belli bir biçimde simge nazarıyla baksalar da, halk kitleleri tarafından gerçek olarak kabul edilme ihtimalini görmezden gelemeyiz.

Ormuzd “ismi”ne aşikâr id büyük önem verilir ve onu Eski Ahit Metinlerinde geçtiği şekliyle Yehova’nın “ismi” ile ve Allah’ın 1001 ismi ile karşılaştırmak ilginçtir. Ormuzd Yast’da geçtiği şekliyle bu isimler, “Sürüler-bahşeden. Kadir, Kusursuz Kutsallık, iyi olan her şeyin Yaratıcısı, Anlayış, Bilgi, Saadet ve saadetin Hâsıledicisi, Ahura (Efendi), en büyük iyilik, kendisinde hiçbir zarar olmayan. Mağlup edilmez, doğru hesap tutan (iyi işlerin ve günahların), Her şeyi Gören, Mazda (Her şeyi Bilen), Sağaltıcı”dır. Oathalarda yanıltılamaz, aldatılamaz, kutsallıkla parlayan gözlerle bir gözcü olarak her şeyi yukarıdan seyreden diye gösterilir. Oathalarda ulaşılan Tanrı fikrinin ne kadar yüksek olduğu bunların birinden (Yasna 44) iktibas edilen şu bölümden anlaşılabilir:

 

Sana soruyorum bana doğruyu bildir, ey Ahura!

Başlangıçta saf yaratıkların babası kimdi?

Güneşin, yıldızların yolunu kim belirledi?

Ayı küçültüp büyüten senden başka kimdir?

Bunu, ey Mazda! ve diğer şeyleri bilmek istiyorum.

Yeri ve bulutları tutan kimdir? Onlar ki düşmezler.

Suyu ve bitkileri kim yarattı?

Rüzgâra ve bulutlara tezliğini kim verdi?

Kimdir ey Mazda! dindar ruhun yaratıcısı?

Kimdir o ki, iyi iş yaparak, aydınlık gibi karanlığı da yarattı?

Kimdir o ki, iyi iş yaparak, uyku ve uyanıklığı yarattı?

Şafağı, gün ortasını ve akşamı kim yarattı?

 

Hiç şüphe yok ki Ormuzd’un maddi olan her şeyden önce mevcut olduğuna ve dünyayı iradesiyle varoluşa çağırdığına inanılır. O özellikle Kutsal aklın, dinî hakikatin, duaların ve sunuların yaratıcısı olarak zikredilir. Keza Ateş de Ormuzd’un önemini daha sonra göreceğimiz, özel bir mahlukudur. Her şeyi bilen ve yanılmaz olarak hem bu dünyada hem gelecek dünyada iyiyi ödüllendirir ve kötüyü cezalandırır. Gathalarda şunları okuruz:

 

Kim gösterir bana doğruca Gerçelyi’işleri, bana, ben Zerdüşt’e:

Ona ki, ödül olarak (tanrısal varlıklar) gelecek dünyayı bahşederler, W o bütün diğerlerinden daha fazla arzuya değerdir. Bunu bana bildir, Mazda Sen, her şeyi bilen.

 

Habis ve dinsiz olanlar şu şekilde tehdit edilir: “Kim İd dindar insanın aldanmasına sebebiyet verir, onun mekânı sonunda uzun bir zarman karanlıktır, onun payına iğrenç yiyecekler ve acı alay düşecektir. Buraya doğru, siz ey habisler, yaptıklarınızdan ötürü size ruhunuz kılavuzluk edecektir.”

Bu yüce Tanrı fikriyle Yahudilerinki arasında benzerlikleri görenler birinin diğerinden inkişaf ettiğine bir delil aramazlar; fakat bunların farklı ve birbiriyle irtibatsız olduğunu düşünenler gerçeğe daha yakındırlar. Dr. Heiger şunları söyler: “Avesta’daki bu yüksek fikirde Ahura Mazda, şüphe yok ki Vedik pantheonun tanrılarından çok daha yüce bir yerde durur. Onunla ancak eski Yahudilerin Yehova’sı mukayese edilebilir. Fakat İsrail’in Tanrısıyla Zerdüştilerin Tanrısı arasındaki benzerlik ne kadar aşikâr olursa olsun, Avesta halkının onu Yahudilerden aldıklan varsayımını bütünüyle reddederim. Iran toprağı üzerinde, bağımsız olarak ve kendiliğinden, sınırlan dar bir ulus, Yahudiler bir tarafa bırakılacak olursa, Arilerin, Samilerin, yahut Turan kavimlerinin hiçbir zaman ulaşmadıkları yüksek Tann fikrine ulaşmıştır.” Bir başka araştırmacıya, Profesör Oeldner’e göre, Ormuzd idealize edilmiş bir doğu kralı figürü olarak görünür. Profesör Darmesteter içinse o kadim Arilerin gelişmiş “Gök Tanrı” fikridir ve birçok özellikleri onun daha önceki semavi mahiyetini ele verir, nitekim “o beyaz, parlak, uzaktan görünür, bedeni bütün cisimlerin en büyüğü ve latifidir; güneş gözünün, yukarıdaki nehirler eşlerinin, parlayan ateş ise oğlunun yerini tutar; üzerindeki elbise yıldızlarla döşeli göktür; sınırsız parlak bir mekânda ikamet eder.”

Vedik tanrıların zaman zaman yapılan yedili dizilimi ki on iki aditya bu dizilimden- türer İran dininde de görülmüştür, Ormuzd’un-en seçkini ve nihai anlamda en yücesi olarak bu dizilimin başlangıçtan beri mi var olduğu yoksa sonradan mı ortaya çıktığı belli değildir. Avesta’nın bazı bölümlerinde yedi Ameşa-Spentaların (bahtiyar ölümsüzler) bahsi geçer, Ahura Mazda bunların başında gelir. Diğerlerinin ismi

(1) Vohu-mano, iyi akıl;

(2) Aşavahista, en yüce kutsallık (veya kusursuz düzen. Doğruluk);

(3) Kşatra-varya, arzulanan (Hayırhah) hükümranlık;

(4) Spenta-Armati, mutedil düşünme ve tevazu duygusu;

(5) Ha(u)rva- tat, saadet, mutluluk, sağlık (ya da (Ari dilerindeki kökdeşliği göz önünde tutarak) Bütünlük);

(6) Amertal, uzun ömür, ölümsüzlük.

 

Bu isimlerin soyut anlamları onların anlaşılmasını güçleştirir; fakat Avesta’da bunlara dualara cevap verebilecek gerçek varlıklar olarak yakarıldığına kuşku yoktur. Bunların muayyen biçimde belirli görevlerle irtibatlandırıldığını görüyoruz: Vohu-mano sürüleri korur, Asha-vahista ateşin ruhudur, Kşatra-varya metallere nezaret eder, Spenta-Armati toprağın koruyucusudur, son İkincisi ise (Harvatat, Amertal) suların ve bitkilerin koruyucusudur. Burada belli bir ihtiyat payıyla Oeiger’in Ameşa-Spenaların bağlantılı olarak düşünebiliriz. Vohu-mano, iyi akıl, sürülerin koruyucusudur çünkü Zerdüşt’ün öğretilerini kabul eden, dolayısıyla sağgörü sahibi olan insanlar, göçebelerden farklı olarak, aynı zamanda sürü yetiştiricileriydi. Vohu-mano aynı zamanda bütün canlı varlıkların koruyucusu olarak görülmeye başlamıştır. Ateş saflık sembolü olduğundan, Aşa, yani saflığın ateşle irtibatı aşikârdır. Armati (Vedik tanrıça Aramati) toprağın koruyucusudur, “her şeyi taşıyan, her şeyi besleyen ve ayakta tutan alçak gönüllülük ile katlanan olarak kabul edilir. Rig-Veda’da Aramati dua yahut duanın ruhudur. Hind yorumcu Sayana’ya göre Armati bilgelik olarak görülür, fakat aynı sözcüğü ikinci kez ‘toprak’ olarak tanımlar.” Haurvatat, sağlık (Bütünlük), suyun efendisidir, çünkü su sağlığın ilacıdır. Amertal, uzun hayat ve ölümsüzlük, bitkilerin ruhudur, özellikle Haoma (Hindistan’daki Soma) bitkisi, hastalık ve ölümü uzaklaştırır, sağlık verir, yaşamsal güçleri uzun süre diri tutar. Beyaz Haoma ölümsüzlük verir. Ateşten Ormuzd’un oğlu, Armati’den de kızı diye söz edilir. Bir yerde (Yast, xıx) hepsine Ormuzd’un oğulları olarak yalvarıldığını görürüz: “Ameşa-Spentalann yüceliğine yakarıyorum, ki yedisi birlikte hepsi bir ve aynı düşüncedir, bir ve aynı fiildir, bir ve aynı baba ve efendi, Ahura Mazda’dır.”

Bir başka önemli ve ilginç konu, yazatalann oynadığı roldür. Bunlar kimi zaman, unsurlar veya soyut fikirler üzerinde hükümran melek yahut ruhsal varlık (ya da cin) olarak tarif edilir. Mr. Dastur şunları söyler: “Soyut olarak, manevi ve maddi âlemde kusursuz ve övgüye değer olan ve Tanrı’nın hikmetini yüceltip parıldatan her şey bir yazatadır. (Oeiger, sh. xxıv). Mitra bunların en önemlilerinden biridir, çünkü o Varuna ile yakından irtibatlı Vedik göksel ışık tanrısı Mitra ile özdeşleştirilir. Mitra’nın her şeyi gördüğüne, dolayısıyla bildiğine inanılır ve o hakikatin şahidi, yeminlerin ve iyi niyetin koruyucusuydu; o itibarla ahidlerini bozanları şiddetli biçimde cezalandırır. Onuncu Yast Mitra için söylenen birçok İlâhi ihtiva eder, aşağıdaki kısım buradan iktibas edilmiştir.

 

“Ahura Mazda Spitama Zerdüşt’e Konuştu ve dedi-. ‘Doğrusu ben Mitra’yı, büyük otlakların efendisini yarattığımda. Ey Spitamal onu ben, Ahura Mazda kadar kurban sunmaya ve yakarılmaya layık olarak yarattım. Mitra’ya yalan söyleyen (ya da ahidlerini bozan) hain bütün ülkeye ölüm getirir, doğru ve sadıkların dünyasına kötülük yapan yüz kişinin verebileceği zararı verir. Ahdini bozma Ey Spitamal ne inançsız birisiyle, ne de inançlılarla yaptığını, çünkü Mitra inanan için de inançsız için de şahittir.'”

“Mitra’ya kurban sunarız, büyük otlakların efendisine, o ki doğru konuşur, meclislerde reistir, hiçbir şeyi kaçırmayan bin kulağıyla, on bin keskin gözle, eksiksiz bilgiyle, güçlü, kuvvetli, uykusuz, daima uyanık.”

“O ki azametli evin sütunlarını destekler ve onun direklerini sağlam kılar; o ki içinde doyurulduğu haneye öküz sürüleri, gürbüz oğlan çocukları bahşeder; kendisini gücendirmiş olanları paramparça eder o.”

Mitra adına, bir sunu için, kendi adıyla yakararak, bağıra çağıra dilekler iletilir. Zenginlik, güç, zafer, iyi ve temiz vicdan, mutluluk ve bahtiyarlık, mutluluk getiren bilgi ve bilgelik için yakarılır. Bir yerde cesur savaşçı bir gençtir, göklerde ve şavaşta dört beyaz atlı bir arabayı sürer; ki bir savaş yazatası haline gelir.

 

Bir başka Veda tanrısı Vayu, Avesta’da fırtına yazatasıdır ve Ormuzd Ehrimen ile çarpışırken kendisine güç bahşetmesi için ona başvurur. Her tehlikede kendisine, güçlü savaşçı bir yardım edici olarak yakarılır. Yer yüzüne şimşeğini ve güneş ateşini gönderen tannlann habercisi, Ateş yazatası; suların yazatası, Ardvisura Anahita, yağmur bahşedi- ci Tistrya, iblislerin kovucusu Verethragna, Qüneş ve Ay vb. diğer önemli yazatalar arasındadır. Bunlanrı çoğu isim ve nitelik bakımından Vedik tanrılarla veya ruhlarla aynıdır ve yasları okurken Rig-Veda’nın nağmelerini işitir gibi oluruz.

“Kim ki, karınlığa dayanmak, karanlıktan doğan daevalara dayanmak, haydut ve eşkiyalara karşı koymak, sinsice yaklaşan ölüme karşı koymak için ölmez, kaybolmaz, parlak, tez atlı güneşe bir kurban sunar, onu Ahura Mazda’ya sunar, Ameşha-Spentalara sunar, onu kendi ruhuna sunar.”

“Tistrya’ya, ulu ve parlak yıldıza kurban sunarız, ki on özler ulu durgun sular, çağıldayan kaynak suları, nehir suları, yağmur suları:

Ne zaman doğacak bizim için ulu ve parlak Tistrya Güzel topraklara ve arazilere ve otlaklara ve hatta bitkilerin köklerine, ki boy atıp olgunlaşsınlar, ne zaman yayılacak bir atın böğrü kalınlığındaki taşkınlar?”

Keza ruh veya tanrı Sraoşa da zikredilmelidir: Onun ismi, özelikle Kutsal Kelâm’a, itaati işaret eder. Baresmayı, kutsanmış kurban dallarını, ilk kez birbirine bağlayan oydu; ilk kez kutsal ilahileri o söyledi; Ehrimen ile çarpışmak için günde üç kez dünyaya İnen odur. O nedenle ona rahip-tanrı denmiştir; kutsal dualar onun çarpışma silahlandır.

Bir insandan erkenden kalkmasını, gerekli törenleri yerine getirmesini ister; yoksullara ve ihtiyaç içerislndekilere acır, ahitlerin kutsallığını korur. Keza Aşi veya dindarlık ya da ahlâki düzen (Ormuzd’un kızı ve Sra- oşa’nın, Mitra ve diğerlerinin kız kardeşi) insan aklını bahşeder, evlilikleri savunur, faal bir şekilde evlere göz kulak olur. Güç ve zenginliği, genç kızlara ise güzelliği bahşeden odur.

Bir başka ruha Geuş-urvan, “Boğa’nın Ruhu” denir; Gathalarda Ormuzd’un önünde düşmanlarının kendisine karşı zorbalıklarından ve arzettiği tehlikeden şikâyet eden bu ruh ile karşılaşınz. Bu adlandırılan yanı sıra kutsal öğreti. Kutsal Kelâm, adaletin ruhu vb. gibi daha başka birçok ruha yalvarılır. Burada, tıpkı Ve dalar dininin maddi objeleri yahut güçleri kişiselleştirdi® gibi, Zerdüştiliğin de soyut tasavvurlara kişilik izafe etmeye ne kadar yatkın olduğunu görürüz.

Şimdi resmin ters tarafına şer güçlere ve bunlann Ormuzd ve iyiliğin güçleri ile ilişkilerine geliyoruz. Avesta’nın dünyanın yönetiminde ikilik ilkesini ne kadar belirgin bir şekilde ileri sürdüğünü daha önce ifade etmiştik; fakat Zerdüştiliğin Hıristiyanlıktan daha fazla ikici (düalist) olmadığını düşünenler ve şer veya kötülüğün gücünün geçici karakteri açık seçik ileri sürülürken, her iki ruhun kökenini izah için hiçbir girişimde bulunulmadığına işaret edenler de vardır. (West, Sacred Books of the East, C. xvıu)

 

Haug Zerdüşt’ün daima aklında olan şeyin Yüce Varlığın birliği ve bölünmezliği fikri olduğunu ve, her ne kadar farklı olsalar da, bir bütün olan iki ezelî sebebi kabul ederek, Tanrı’nın iyiliği ve adâletini kusur ve kötülüklerin varlığıyla bağdaştırmaya çalıştığını ifade eder. Fakat Zerdüşt’ün vazettiği inanışın özü olarak Gathaların basit ifadalerini almak, iki güçlü varlığın birbirine zıt ve birbiriyle mücadele halinde olduğunu, fakat iyi Varlığın daha güçlü ve neticede mutlak olarak galip geleceğini kabul etmek kesinlikle daha basittir. Eğer Gathalar temayüller veya peşin hükümler bir tarafa bırakılarak doğal biçimde okunacak olursa Ehrimen’in başlangıçtan beri var olduğunun düşünüldüğü açığa çıkar.

 

Ehrimen, iblislerin prensi, bütün karakterler bakımından Ormuzd’un zıttı ve mukabil dengidir. O sonsuz, sınırsız bir karanlıkta barınır ve bütün karanlık, yanlışlık, sahtelik, fenalıktır; bütün kötü ruhlar onun etrafında toplanır. Her iyi insan onun düşmanıdır ve Zerdüşt’ün doğumuna öfkelenip, gazaba geldiği ileri sürülür. Kötü ruhlar, eril (deva) ve dişil (druc) daevalardır. Ameşa-Spenta’ya karşılık gelen altı büyük kötü ruh vardır: (1) Akomano, kötü (habis) akıl; (2) Andra (lndra), yokedici ateş; (3) Saru, zorba, Amesha-Spenta’nın ilk üçünün zıttıdır.

Vendidad’ın ilk bölümü Ehrimen’in, Ormuzd’un hayırhah yaratmasını nasıl tersine çevirmeye çalıştığını ayrıntılı bir şekilde sergiler. Onun ilk yarattığı nehirdeki yılan ve kıştır ve bunun ardından davar sineği, hububat aşıran arılar, sivrisinek, iblis periler, büyücüler vb.; ve keza her biri Ormuzd’un hayırlı mahlûkunu takibeden, günahkâr tutkular.

inançsızlık, gurur, doğaya aykırı günahlar, cesetlerin gömülmesi ve yakılması, yabancı hükümdarların zulmü, aşırı sıcaklardır. Ehrimen aynı zamanda ilk boğa katili, bitkilerin zehirleyicisi, dumanın kaynağı, günah ve ölümün nedeni olarak da gösterilir.

Yardımcı nitelikteki kötü ruhlardan bazıları, Yatular, büyülü iblisler gibi, Vedik ruhlarla özdeşleştirilebilir. Palrikalar yağmur taşkınlarını uzaklaştıran iblis perilerdir. Dravantlar veya Dregyantlar uzun koşan iblislerin başlarıdır. Varenya daevalar göklerdeki iblislerdir. Buşyasta insanları sabah vakti uykuya daldırır ve onlara sabah ibadetlerini unutturur. Bunlarla ilgili ayrıntılara daha fazla giremeyiz.

Şimdi Yastlarda Zerdüşt’ün nasıl örnek ve en iyi insan olarak göründüğüne, ilk defa Ehrimen ile nasıl mücadele ettiğine işaret etmeliyiz, nitekim 15. Yast’da şunları okuruz: “Kutsal Zerdüşt’ün dindar ve fra- vaşı (tabir iki paragraf aşağıda açıklanacaktır) ruhunu tazim eder ulularız, o ki iyi olanı ilk kez düşünüp, konuştu ve fiiliyata geçirdi, ilk rahip, ilk savaşçı, toprağın ilk sürücüsü oldu; o İd ilk kez öğrendi ve öğretti, ilk kez boğa edindi, kutsallığa, kelâma ve kelâma itaate, toprak ve arazilere ve Mazda’nın yarattığı bütün güzel şeylere erişti; maddi dünyada ilk kez daevaları yok eden kelâmı, Ahura’nın Yasasını ilan etti; o ki güçlüydü, hayatın bütün güzel şeylerini veren, uluslar arasında yasanın ilk taşıyıcısıydı; onu güneşle uyum içinde, sâdık, ihlâslı bir kalbin inancının doluluğuyla Ameşa-Spentalar özledi; onu dünyanın efendisi ve hâkimi olarak, en büyük, en iyi ve en adil Aşa’nın övücüsü olarak özlemle beklediler; sular ve bitkiler doğumuna ve yetişip olgunlaşmasına sevinip gönendi; doğumunu ve yetişip olgunlaşmasını iyi yaradılışlı yaratıkların tümü hep bir ağızdan selâmladılar.” (Sacred Books of the East. C. xxıu). Burada bir insanın tanrılaştırılmasının deyiş yerinde ise gelişme halinde olan emarelerini görürüz.

Çizilen bu tabloda iyi ve kötü arasındaki çatışma kapsamı itibariyle evrenseldir. Her güç veya varlık ya da maddi nitelikte her şey bu mücadelenin ya bir tarafında ya diğer tarafındadır. Bütün hayvanlar ve bitkiler bir tarafa veya diğer tarafa Elittir ya da tarafların hizmetlerine zorlanır. Zaman zaman tanrılar ve iblisler köpekler, yılanlar, su samurları, kurbağaların vs. kılığında görünür; ve Ormuzd’un yaratıklarını öldürmenin bir cürüm olduğu kabul edilir, buna mukabil bir insan Ehrimen’in yaratıklarını öldürmek suretiyle bir kötülükten arınabilir. Darmesteter Avesta’nın bu yönü üzerinde düşünürken ‘Terslerin hayvanperestliğin eşiğinde olduğunu” söyler.

Elbette insanlar da Ormuzd ve Ehrimen arasında paylaşılmıştı. Ehrimen ve Aşa’nın (ateş) hizmetçileri onlara inançlılar tarafından içildiğinde tanrılara faydalı olan büyük sağaltıcı ve canlandırıcı bitki, hoama suyundan (Vedaların Soma’sı) sunular ve kurbanlar, kutsanmış etten kurbanlar ve kutsal sudan takdimeier sunarlar. O her iyi düşüncesi, sözü ve fiiliyle ve Ormuzd’un yaratıklarının sayısını çoğaltmak ve onlan korumak suretiyle Ormuzd’a ve iyi ruhlara hizmet eder. İblisleri ve hastalıklan onun kutsal heceleriyle uzaklaştıran Rahip yahut Atharvan: dinsizliği yok eden savaşçı, iyi mahsûller yetiştiren çiftçi hepsi Ormuzd’un işçileridir ve bunların tersini yapanlar Ehrimen için çalışırlar. Evvelkilerin mekânları cennette Ormuzd’un yanındadır ve vade sona erdiğinde ölüler yeryüzünde dirilip mutlu bir şekilde yaşayacaklar ve o zaman her türlü kötülükten uzak olacaklardır.

Bu çerçevede kökü itibariyle bedenden bağımsız, ondan ölümle ayrılan ve sadece ölülerin ruhu olduğuna inanılan bir ruhun (Fravaşl) var- lığıria inancı da kaydedelim; fakat bu zamanla, ister tann, hayvan, bitki ister maddi nesne, herhangi bir varlığın ölümsüz ilkesi veya aynı amaca hizmet eden parçası olarak bir Fravaşiler inancına doğru gelişme göstermiştir. Yast xıu’de, inananlara yardım ve mutluluk bahşeden ve bütün varlıkların kendilerini devam ettirmelerine yardım eden “korkunç ve tahakküm edici Fravaşiler”den söz edilir. İyi ve kötü arasındaki ezeli savaşta yaptıkları yardım nedeniyle her vesileyle Fravaşiler tazim edilip ululanır ve kendilerine yakarışta bulunulur. “Sürücülerin en güçlüsü, dörtnala sürenlerin en hızlısı, geri çekilenlerin en yavaşı, bütün köprülerin en güvenlisi, bütün silahların hedefini en az şaşıranı ve asla arkalarını dönmeyenler” diye övülürler; ve aynı şekilde düşmanla- n için de çok korkunçturlar. Bununla beraber şu şekilde yardım istedikleri söylenir: “Kim bizi övecek? Kim bize bir kurban sunacak? Kim bizi düşünecek? Kim bizim için hayır dua edecek? Kim bizi elindeki yiyecek ve giyeceklerle donatacak, kabule değer bir duada bulunacak?”

Hiç kuşkusuz Avesta ölümsüzlük öğretisi ve “iyiden daha iyi olan” bir gelecek dünya vazeder, insanı buraya ulaştıracak bir köprü fikri birçok dinde ortak bir inanıştır. İlk Avesta onu adaletin tecelli ettiği bir chinvat [Çinvat Peretu) köprüsü, yahut bir kefaret (yahut karşılık) köprüsü olarak gösterir. İyiler Ormuzd’un hüküm sürdüğü ve ilahilerin övdüğü ışığın ve ihtişamın vadisine giderler. Kötüler, sahte rahipler, putperestler ebedî gecenin hüküm sürdüğü iblislerin mekânında, onlar tarafından horlanarak sonsuza dek kalırlar. Yast xxıı iyilerin ve kötülerin akıbeti hakkında ayrıntılı bir tasvir sunar. İyi bir insanın ruhu bedenin başa yakın bölümünde kalarak, üç gece boyunca bedenin ölümünü tüm canlılar dünyasının mutluluğu tadabileceği ölçüde tadar. En mutlu, en bahtiyar bölgeye geçer, orada kendisine tüm güzel işlerini bir bir sayan ve daha sonra onu İyi Düşünce, iyi Söz, İyi Fiil ve Sonsuz İşık Cennetlerine götüren güzel göksel bakire biçiminde kendi vicdanıyla karşılanır. Benzer şekilde kötü insan da üç gece boyunca bedenin ölümünü tüm canlılar dünyasının katlanabileceği acı ve ıstırap ölçüsünde tadar ve daha sonra pis iğrenç bir bölgeden geçirilerek Kötü Düşünce, Kötü Söz ve Kötü Fiil tepelerine ve sonunda sonsuz karanlığa götürülür. Daha sonra bu manzara genişletilir.

Gathalardaki bir paseyda, ödüllerin ve cezaların dağıtılmasından sonra yaradılışın nihai dağılışından bahsedildiğini görürüz; fakat Avesta’nın umumi istikameti içerisindeki beklenti ölülerin bedenlerinin ruhlarına Katılmak üzere dirilmesi ve yeryüzünün yeniden hayat bulmasıdır. Çokları bu ölümden sonra dirilme görüşünün, Zerdüştiliğe özgü olduğunu ve Yahudilerin bunu Perelerden alıp Kendilerine uydurduklarını Kabul eder. Dünyanın sonu gelmezden evvel hepsi de Zerdüşt’ün fevkalbeşer çocukları olarak kabul edilen üç büyük peygamber zuhur edecektir, muzaffer Kurtarıcı olan sonuncusu (Astvat-erta) doğruluk ve dindarlık timsali, insanların ve cinlerin bütün acılarına ve eziyetlerine son verecektir. O dünyayı yenileyecek, yaşayanları ölümsüz kılıp ölüleri uyandıracak, ölüm, yaşlılık ve çürümeye son verecek, dindarlara ebedi hayat ve saadet bahşedecektir. Işık ve karanlığın güçlen arasında son bir mücadele daha cereyan edecek ve iyi ruharın yardımıyla Astvat-erta iblisleri öldürecek kötülüğün kökünü kazıyacaktır. O vakit Ormuz’dun huzurlu, uyumlu ve mutlu ülkesi ve her türlü iyilik, artık kötü eğilimli hiçbir varlık tarafından rahatsız edilmeksizin, sökün edecektir.

 

ZERDÜŞTİLİĞİN KİTAPLARI-MİTRACILIK

 

Avesta

 

Zerdüştiliğin, Doğu İran’da, orta Pers çölünün doğusunda, batı sınrı yakınındaki Ragha dışında neredeyse içerisindeki bütün yerlerin zikredildiği Siri-Derya vadisinde doğduğu yeterince ikna edici bir şekilde Avesta’nın kendisinden anlaşılmaktadır. Özellikle işaret edilen pasajda, ilk yaratılan ve en iyi toprak parçasının Arilerin ülkesi olduğu söylenir. “Yurtların ilki ve en iyi barınma yeri olarak Ben, Ahura-Mazda (Ormuzd), uğurlu Datya’da kâin Aryana-vaija’yı (ülkesi) yarattım. Bunun üzerine ölüm dolu Angra Mainyu (Ahriman) karşılık olarak su yılanlarını ve iblislerin meydana getirdiği bir kış yarattı.” (Geiger) Bu Ari ülkesi muhtemelen Yukarı Fergana’daydı.

Avesta’nın kendisi aşağıdaki şekilde kendi tarihine tanıklık etmektedir. Ragha dışında Medler ve Ahameniş hanedanı döneminde meşhur olan hiçbir kasabayı zikretmediği gibi daha sonraki ulusların veya imparatorların isimlerinden de bahsetmez. Sadece Arileri tanır, Persleri, Partları veya Medlerİ bilmez. Hatta Medler ve Babilliler arasındaki savaşlarla ilgili bir atıf veya işaret -elbette Büyük İskenderin fetihleriyle ilgili daha da az- ihtiva etmez. Birçok harici hadiselere, sözgelimi savaşlara, yabancı kavimlerin istilalarına, Arilerin Ari olmayanlara ve tarımla uğraşan yerleşiklerin göçebe kabilelere karşı husumetine telmihte bulunduğundan, bu çok anlamlıdır. Sözü edilen hadiselerin vuku bulduğu dönemde kabilevî gruplaşmalar oldukça hızlanmıştı ve ancak özellikle güçlü krallar kabileleri biraraya getirip krallıklar kurabiliyordu. Bilhassa Avesta’nın dilinin iptidai tarzı da hesaba katılacak olursa bütün bunları çok eski dönemlerin alameti veya işareti olarak görmek çok daha doğaldır. Ve zikredilen isimlerden bazılarının bütün izlerinin kaybolmuş olması nedeniyle anlatının bölümlerinin tamamen efsanevi nitelikte olduğunu ileri sürerek bir tarafa bırakmak güvenli bir yol değildir. Herodotos’un Medler’e eskiden Atiler dendiği yönündeki beyanı, Medler ayn bir insan topluluğu haline gelmezden önce, münhasıran Arilerle ilgili olan kaydın eskiliğine ilişkin bu görüşü destekler.

Şimdi Yasna’da bulunan Gathaları veya Avesta’nın ilahilerini ele alalım ve onları kendisine muhatap olan insan topluluğunun izleri veya ipuçları bakımından tetkik edelim. Gathalarda Zerdüşt doğrudan konuşur. Kral Viştaspa büyük işinde kendisine yardımcı olan, bunu ilân etmekten çekinmeyen dindar dostu olarak tasvir edilir; ve birçok bakımdan Gathalar çağdaş kişilerden ve olaylardan söz eder veya onlara seslenir. Dinin kendisi henüz oluşum halindedir ve mensupları eziyet ve işkencelere uğramaktadır. Hiç şüphesiz mitoloji karışmıştır; fakat mitolojik yorum ya da tasvirleri barındıran her şeyin hiçbir tarihsel olgu içermediğine karar verilmiş olsaydı, Avesta’dan çok daha fazlasının kurban edilmesi gerekirdi.

Gathaların büyük çağını üstü kapalı olarak dile getiren ve tasvir ettiği Arilerin Rig-Vedaların Alileriyle irtibatını gösteren bir önemli olgu, yetiştirilmesine ve üretilmesine özel bir dikkat gösterilen ineğe atfedilen büyük önemdir. Dolayısıyla onlar bir göçebelik hayatını takip eden otlatma veya otlakçılık devresindedir ve bir yerden bir yere kolaylıkla taşınabilen koyun ve keçi yetiştiricilerinden daha yerleşik hale gelmişlerdir. Bize Gathalarda ineğin kalıcı yurtlar edindirdiği ve çalışanın özel bakımına ihtiyaç duyduğu ve keza tanrının gelişmesine yol açtığı açıkça söylenir. Buna mukabil Vendidad’da tarım sürü beslemekle eşit öneme sahip olmuştur. Gathalarda çatışma yahut mücadelenin göçebelerle tarımla uğraşanlar arasında cereyan ettiği bildirilir ve evvelkiler Zerdüşt’ün öğretisine muhaliftirler. Esasen şimdi olduğu gibi o zaman da göçebeler yerleşik insan topluluklarını yağmalıyordu ve doğal olarak daha medeni kardeşlerinin manevi kılavuzlarından nefret ediyorlardı. Anlayabildiğimiz kadarıyla Zerdüşt’e İzafe edilen, ineğin özel koruyuculuğu ve insana ineğin üretken ve çalışkan olanlar için yaratıldığın bildiricisi olma göreviydi. Avesta’nın sonraki bölümlerinde Zerdüşt dininin sağlam bir şekilde yerleştiğini ve bir rahipler zümresinin (Atharvanlar) teşekkül ettiğini görürüz, fakat halk hâlâ köylü ve koyun çobanıdır ve günlük hayatları dinleriyle yakından irtibatlıdır, bilhassa yıllık şenlikleri çiftçilik ve otlakçılık hayatıyla ilintilidir, insanların henüz tuz kullanmadığı anlaşılmaktadır. Cam, madeni para ve demir bilinmemektedir; hâlâ bronz çağı hüküm sürmektedir. Bir pasajda Gautama’dan söz edildiği ve bunun Avesta’nın tarihinin Gautama’nınkinden daha geç olduğunu gösterdiği ileri sürülmüştür; fakat bu hiçbir surette ikna edici değildir ve ismin formu eski İran’a özgüdür; kaldı W Gautama ismi Rig-Veda’da da geçer. Esasen bu erken dönem bir Ari ismidir.

Vendidad özellikle Zerdüştçülerin annma kitabıdır; fakat ilk iki bölümü eski edebiyata aittir, ilk bölüm Zerdüşt’ü Ahura Maada’nın (Ormuzd) “her ülkeyi kendi halkına sevimli hale getirdiklerini, eğer böyle olmamış olsaydı, bütün halklaır iyi yurtlann en iyisi olarak yaratılmış Arilerin ülkesine akın ederlerdi” diye hülasa edilebilecek sözlerine muhatap ederek bu konuyu can alıcı noktasından yakalar. Daha sonra Angra-Mainyu’nun (Ahriman) kışın on ayma vücut veren “karşı-yaratması” tasvir edilir. Civardaki diğer ülkeler, muhtelif günahları, fenalıklar ve sinek vebaları dahil Ehrimen’in özel kötülük ve vebaları yaratmasını takiben daha sonra yaratılmıştır, ikinci bölümde Zerdüşt Ormuzd’dan konuştuğu ilk ölümlünün kim olduğunu sorar ve o medeniyetin kurucusu olarak gösterilmiş olan “Büyük çoban, Adil Yima” diye cevap verir. Daha sonra ona ölümcül bir kış döneminin yaklaştığı söylenmiş ve etrafı çevrili büyük bir alana her cins tohum ve damızlıktan toplaması ve bir tür yer yüzü cenneti oluşturması buyurulmuştur. Bu Yima bazı bakımlardan Rig-Veda’daki, bedenlerinden ayrılmış ruhların hükümranı. Yama ile mukayese edilir.

Üçüncü bölüm toprak için en hoş ve en nahoş beş şeyi sayar. Bunlar (1) inananlardan birinin altar ateşi için yakacağı odun ve kutsal ince dal demetiyle büyük otlakların efendisi Mitra’ya ve sürülere güzel otlaklar bahşeden Rama Svastra’ya yakarmak için öne çıktığı yer; (2) inananlardan birinin bir rahip, karısı, çocukları ve sürüleri için bir ev inşa ettiği yer; (3) inananlardan birinin bol hububat, tahıl, ot ve meyve yetiştirdiği yer; (4) büyük ve küçük baş hayvan sürülerinin en fazla arttığı yer; (5) ve onların en fazla gübre verdiği yer. Nahoş yerler cesetler ya da Ehrimen’in diğer mahlukları ile, keza inananlardan birinin tutsak karısı ve çocuklan ile ilgilidir. Hiç kimsenin bir cesedi yalnız başına taşımasına izin verilmez ve her ceset, gömülmüş olsa bile, (açıkta bırakma için) altı ay içinde çıkarılmalıdır. Vendidad’ın büyük bölümü cesetler veya ölü maddelerin parçalarıyla kirlenmenin boyutu ve bundan annmanm yol ve usulü ile ilgilidir. Bunların hepsinde yönlendirici ilkeyi, yani saflığın, özellikle beden temizliğinin, fevkalade önemli olduğunu görürüz; fakat kerihliğin yahut habisliğin bir iblisin işi olduğuna inaınılır, bilhassa bir cesedin etrafında teşekkül eder ve daha sonra ona dokunanlara geçer. Bu kerih veya habis ruhu kovmak için özel yıkanmalar ve tılsımlı sözler buyurulur. Bu ölülerle ilintili kerihlik veya kirlilik düşüncesi hiçbir yerde buradakinden daha ayrıntılı bir şekilde inkişaf etmemiştir. Kötü ruh cesedin kendisinden yakına götürülen ve ölüye baktırılan “dört gözlü köpek”le uzaklaştırılır. Uygulamada bu gözlerinin üzerinde iki leke bulunan bir köpek olarak yorumlanır. Bu Vedik tanrı Yama’nın cehennemin kapılarına gözcülük eden dört gözlü köpekleriyle ve üç başlı Kerberos ile karşılaştınlır. Her nereden ceset geçse ölüm hayatı tehdit ederek onunla beraber yürür; dolayısıyla ölümcül nefes tılsımlı sözleriyle rahibin eşliğinde dört gözlü köpek tarafından uzaklaştırılıncaya kadar, hiçbir insan ya da hayvan bu yoldan geçemezdi.

Zerdüştiler için ateş, toprak ve su kutsal olduğundan cesetlerin bunlardan mümkün olduğunca uzak tutulması ve her zaman leş yiyici köpek ve kuşların bulunduğu yüksek doruklara yerleştirilmesi ve kemiklerin alınıp götürülmemesi için ayak ve saçlardan sıkı sıkıya bağlanması gerekir. Kemikler daha sonra Dokhma yahut Sessizlik Kulesi diye bilinen bir binaya konulmalıdır. Bu ilke oldukça ayrıntılı bir şekilde tatbik edilir, kısmi ölüm ve hastalık da aynı ölçüde temiz değildir. İnsan bedeninden kaynaklanan her şey kirlidir, hatta aynı şey kesik tırnak ve saçlar için de geçerlidir. Hastalık Ehrimen tarafından gönderilir ve yıkanmakla ve tılsımlı sözcüklerle iyileştirilmelidir. Şayet, biri bıçakla, diğeri şifalı otlarla ve bir başkası kutsal kelâm veya tılsımlı sözcüklerle iyileştiren birkaç sağaltıcı birlikte hizmetlerini sunacak olsalar, bu sonuncusu tercih edilmelidir. O nedenledir ki rahipler zümresi önde gelen hekimleri de ihtiva etmekteydi.

Vendidad’ın dördüncü bölümü ahitler ve fiili saldın veya tecavüzlerle ilgili yasalarla doludur; sonuncular yedi derecelidir ve suçun her bir tekrarıyla insanın suçluluğunun daha da arttığı kabul edilir. Suçlar sadece kamçı darbeleriyle değil fakat buna ilave olarak ölümden sonraki cezalarla da cezalandırılır. Tanrılara karşı işlenen suçların cezası insanlara karşı olanlardan daha ağır ve şiddetlidir. Temiz olmayan bir şeyi sahtelikle temizlediğini iddia eden ve bir cesedi kendi başına taşıyan insanın cezası, bunlar tanrılara karşı özel cürümler olduğundan, ölümdür. Pişmanlık yahut nedamet günahkârı ancak ölümden sonraki cezalardan kurtarır. Ölülerin yakılması veya gömülmesi, ölü bir şeyin yenilmesi ve doğaya aykırı cürümlerin kefareti ve bağışlanması yoktur; bunların cezası ölümle ve daha sonraki eziyet ve cefalarla çekilecektir.

Vispered ve Yasna, Avesta’nın ayrılmaz bir cüzüdür; doğrusu bunlar toplu ayinlerde okunan bir dualar kitabını oluştururlar. Oldukça kısa olan Vispered sadece icra edilmek üzere olan ayinlere Ormuzd ve diğer iyi cinlerin huzurlarını ve onlara yakarışları ihtiva eder. Yasna lafzi olarak “dualarla sunmak” anlamına gelir ve daha önce zikrettiğimiz dualar veya ilahileri ihtiva eder. Bunlar sadece rahipler tarafından (halktan insanların hazır olmadığı) belli dini törenlerin icrası esnasında okunmalıdır. Kısaca hülasa etmek gerekirse bunlar kutsal suyun, kutsal çubukların veya Baresma’nın, Haoma suyunun kutsanması ve draonaların yahut üzerine pişmiş et parçalarının konulduğu ve daha sonra rahipler tarafından yenilen küçük yuvarlak çöreklerin sunulmasıdır. Esasen her yirmi dört saatte bir kez ve daha çok gece boyunca bütün Avesta’yı bir kez okumak rahiplerin görevidir, bu kendilerini arınma törenlerini icraya ehil ve hazır tutabilmek için elzemdir.

Toplu ayinler uzunlukları nisbetinde ilginç değildir ve burada bu sınırlar dahilinde onların değişik özellikleri hakkında bir fikir verebilmek güçtür. Muhtemelen Vispered’den kısa bir iktibas daha faydalı olacaktır. “Her şeyi bilen Ahura-Mazda’yı tazim ederiz. Güneşin ışığını tazim ederiz. Güneşi, Ameşa-Spentaları tazim ederiz. Kusursuz Mantraları tazim ederiz. Saflığın parlak işlerini yüceltiriz. Ateşin nedeni olduğu topluluklar ulularız. Saf ve hayırhah aklı ve mutluluğu tazim edriz.” Ve yine, ‘Mazdacılar, Zerdüşt’ün talebeleri, elinizi, ayağınızı, iradenizi yasa ve adeletin buyurduğu iyi işlerin tatbikine verin, yasaya aykırı, adil olmayan kötü işlerden uzak tutun; muhtaç olanlardan esirgemeyin.”

Yasna, anısına ve onuruna muhtelif kutsal objelerin sunulduğu veya rahiplerin medhü sena ilahileri söyledikleri şeylerin listelerini ihtiva eder, nitekim “Bu Baresma ve kutsal su ile ayların saf ruhlarını ve temiz dünyanın saf ruhlarını tazim ederim. Yeni ayı ve temiz dünyanın saf ruhlarını tazim ederim.” Sıklıkla tarihteki veya ruhların başarılarındaki muhtelif noktalara üstü örtülü olarak değinilir. Daha sonra Ormuzd’un hükümranlığının özelliklerinden bahsedilir: “Sular üzerinde, ağaçlar üzerinde, iyi ve kökeni temiz olan her şey üzerinde tek başına hükümran ol. Doğru ve adil insanı güçlü kıl, habis ve melun olanları zayıf ve güçsüz.” Haoma’nın kökeni ve öyküsü ile ilgili uzun bir açıklama Zerdüşt’ün ağzından verilir ve bir kişi olarak ona abartılı tabirlerle dua ve övgüler sunulur. Cennet, sağlık, uzun hayat, mutluluk, refah, muzafferiyet, güvenlik, gelecek nesiller, vs. Hoama’dan istenen hediyeler arasındadır. Ondan ibadet edenlere zarar vermek isteyenlerin çabalarını akim kılması ve her türlü felaketi onların üzerine göndermesi de istenir.

Bu muhtelif göstergelerden yola çıkarak kendimiz için Hıristiyanlıktan önce ve Zerdüşt’ün zamanından çok sonra yaşandığı şekliyle Zerdüşt dini hakkında genel bir tablo oluşturabiliriz. Avesta’nın tapmaklardan söz etmemesi ilginçtir ve işaret edilmeden geçilmemelidir; kutsal ateş yüksek yerlerde açık havada, en fazla etrafı basit bir duvarla çevrili altarlar üzerinde yanardı. Tanrıların veya cinlerin hiçbir heykeli veya temsili yapılmazdı, tek başına ateş onları sembolize etmek için yeterliydi; ateş sürekli olarak büyük taş veya bakır kazanlarda muhafaza edilir ve en seçme odunlarla beslenirdi. Rahipler (atharvanlar) kutsal yasayı öğretirler. Kutsal metinleri ve duaları okurlar, Haoma’yı hazırlarlar. Kutsal Kaplan yıkayıp muhafaza ederler, Kefaret ve arınma törenlerini yönetirlerdi. Onlardan Avesta’yı ezbere bilmeleri beklenirdi ve namzetlerin ve talebelerin eğitim ve Kabul törenlerini üstlenirlerdi. Kutsal görevlerini yerine getirmek üzere bir yerden bir yere gitmeye alışkın oldukları anlaşılmaktadır; ve bunlardan bazıları hekimlik becerilerine de sahipti, fa kat bu görevlerini daha çok kutsal sözlerle ve dualarla yerine getirirlerdi. Ormuzd için her ayın 1., 8., 18. ve 23. ve Ameşa Spentalar için 3.5. günleri dahil, dinin buyurduğu kutsal günler yeterince çoktur, aynca her günün kendi özel ruhu veya tanrısal varlığı vardır. Ormuzd için yeni yıl ve Mitra için güz gün dönümü şenliği belli başlı şenlikler arasındadır; ve ölüler umumiyetle yılın son on gününde yadedilir. İnsanın temizliğini gideren bulaşmalar nedeniyle, daha önce ayrıntılarıyla ele aldığımız gibi, arınma törenleri için rahiplere çok iş düşerdi.

Dareios döneminde, Keldaniler ve Samiler arasında yaygın olan bir tür putperestlik sınırlı ölçüde de olsa Ormuzd tapınanlarını da etkilemiştir. Dareios yazıtları üzerine sembolik bir tanrı resmi koydurmuştur;

Tanrıça Anahita için bir tapmak ve heykeller diktirmiştir. İncil’de bahsedilen bilgelerin (Magi) nasıl Avesta dininin rahipleri hâline geldiği hususunda açık bir fikrimiz yoktur. Bunların Medlerin içinde bir kabile veya kast oldukları anlaşılmaktadır ve muhtemelen eski Ari geleneğinin Zerdüştiliğin katkısıyla gelişmiş biçimini kabul etmiş mirasçılarıydılar; ve sadece din öğretmenleri yahut rahiplik görevini üstlenmekle kalmayıp, aynı zamanda siyasi idareci ve müşavir olarak da Pers imparatorluğunda büyük tesir ve nüfuz gücüne sahip olmuşlardır; ve eski Perelerin aile rahipleriyle birleşmiş veya karışmış oldukları anlaşılmaktadır. Kralların önüne kutsal ateş bu bilgeler (Magi) tarafından getirilir, kralların çocuklarına Zerdüşt dini eğitimi bunlar tarafından verilirdi. Bu dönemde fal, kehanet ve rüyaların yorumu vb. ile meşgul olup olmadıkları kesin olarak bilinmemektedir; Keldani rahiplerinin bu görevleri icra ettikleri kuvvetle muhtemeldir. Grek tarihçiler bir Mazda rahibi olmaksızın Pereler arasında hiç kimsenin kurban sunamayacağını ileri sürerler. Kurbanlarını yüksek yerlerde sundukları, daha önce ateşe ya kardıkları (daha doğrusu kutsal ateşe doğru baktıktan) bilinmektedir. Ayrıca, hayvanlan bir değnekle vurarak kurban ettikleri, fakat Tanrı’ya ulaşacak olan hayvanın ruhu olduğundan, etin hiçbir parçasının tann için aynlmadığ, kurban uygulamalarıyla ilgili bilinen diğer şeyler arasındadır. ‘Batı’da Kapadokya’ya kadar” diyor Strapon, “ortasında küller yığlı bir altar bulunan etrafı çevrili alanlar vardı. Mazda rahipleri bunun üzerindeki asla söndürülmeyen ateşe bekçilik ederlerdi. Ellerinde bir tutam kutsal çubuk her gün gidip ateşin önünde bir saat İlâhi söylerlerdi.” Mazda dini Lidya kentlerine kadar yayılmıştı ve Pausanias onların tapınmalarına burada tanık olmuştu.

 

Eski Fersler cesetlerin açıkta bırakılması uygulamasını ancak kısmen tatbik ederlerdi ve bu muhtemelen rahiplerle sınırlanmış olmalıdır. Krallar kesinlikle gömülürdü: fakat Sasani İmparatorluğu döneminde ölüler modern göreneklere göre açığa bırakılırdı.

Avesta’nın eskiden şimdi sahip oiduklarımızdan daha fazla kitaptan teşekkül ettiğine şüphe yoktur. Muhtelif rivayetler sayılarından (yirmi bir) ve muhteviyatından ve bunları muhafaza etme çabasından bahseder. Büyük İskender’in, içkili bir âlemden sonra, bu kitapların o zaman mevcut olan iki tam kopyasından birinin bulunduğu Persepolis’deki sarayı yaktığı bilinmekte, buna mukabil diğerinin Örekler tarafından götürüldüğü söylenmektedir. Sasani krallarının Zerdüştiliğin kutsal kitaplarını toplayıp muhafaza etme çabaları Müslümanlann akınlarıyla sonuçsuz kalmıştır ve fatihlerin inancını benimsemeyi reddedenler Hindistan’a göç etmişler ve öncelikle batı kıyılarına yerleşmişlerdir. Bunlar Avesta’nın bazı bölümlerini, tercümeler, yorumlar ve İran’da l.S. üçüncü yüzyıldan onuncu yüzyıla kadar hâkim olan Pehlevi dilindeki orijinal eserlerle birlikte muhafaza etmişlerdir. Bu Pehlevice metinlerde Mazdacılığın orta döneminin çoğuna sahibiz, “eski ve yeni malzemelerin tuhaf bir karışımıyla birlikte” diyor Dr. West, “(bunlar) gerileyen güçlerin bilinen belirtilerini, karmaşık biçimler ve ince ayrıntılar üzerinde güçlü bir ısrarı sergile(rler)”.

Bundahiş, bir kozmogoni ve efsanevi tarih açıklaması veren bu metinlerden biridir, yaradılış Ormuzd ve Ehrimen’in iyi ve kötü tesirleri altında ve onların çatışmalarıyla birlikte tasvir edilir, daha sonra öykü eski Pers kralları ve Zerdüşt’e kadar gelir, beraberinde sonraki Pers tarihinin kısa bir özeti verilir. Bunun bir Avesta aslından yorumla birlikte bir tercüme olduğuna işaret eden birçok atıf vardır. Bahman Yast, Ormuzd’un Zerdüşt’e dininin geleceğini haber verdiği söylenen ilginç bir kehanet kitabıdır.

Şayast La-Şayast “uygun ve uygun olmayan” ya da günah ve saf olmama durumu ile ilgili yasalar ve âdetler üzerine bir eserdir. Muaşeret kurallarının değişik dallarının mahiyeti ve derecesi, iyi işlerin ve bunla- n yapabilen ve yapamayanların türleri, günahlardan arınma tarzı, muhtelif ibadet çeşitleri ve çok sayıda ayrıntılı kurallar verilir, herhangi akli veya ruhi bir yüceliğe tesadüf edilmez, hissedilen harici mahiyette şekli arınmaya gösterilen fevkalade güvendir.

Manuskihar adında yüksek dereceli bir rahibin Dadistan-i-Dinik’i dokuzuncu yüzyılda yazılmıştır ve modern Parsilerin öğreti ve uygulamalarını anlatır. Başlık “Dinî Kanaatler veya Kararlar” anlamına gelir. İnsanın yaradılışının amacı “ilerleme ve iyilik” olarak tanımlanır, insan buna mecbur, hatta mahkûmdur. İnsan her bakımdan iyi olan Yaratıcı’nın şanını yüceltmeli ve onu her zaman teşbih etmelidir. “Doğru bir insan öyle bir varlıktır ki dünyada gözü doymak bilmez iblis tarafından aldatılmamak için hep uyanık olmalıdır.” Bu dünyada iyinin maruz kaldığı kötülükler çok büyük bir nlsbette iblislere ve kötü İnsanlara izafe edilir; fakat iyiler bu sayede farklı bir varoluş boyutunda daha çok ödüllendirilecekler ve bunlarla kötülükten ve uygun olmayan iş ve eylemlerden uzak duracaklardır. Aynca ölülerin açıkta bırakılmasıyla, ruhun bedenin geleceği, iyi ve kötünün akıbeti hakkındaki bilgisiyle ilgili açıklamalar sunulur. Cennetin parlak bir resmi, cehennemin korkutucu, iç karartıcı bir tablosu çizilir. Kutsal iplik-kuşağın kutsal varlıkların hizmetinin bir işareti, sona ermiş bir günahın alameti, iyiliğin bir belirtisi olduğu bildirilir. Kutsal törenlerden Ormuzd hoşnut olur, çünkü böylelikle onun buyrukları tamamen yerine getirildiği gibi, iyi ruhların teskin edilmesine, hazmediciliğin artmasına, bitkilerin gelişmesine, dünyanın mutluluğuna, canlı varlıkların düzgün bir şekilde serpilmesine vesile olunur. Ayinlerin doğru şekilde yönetilme tarzı tarif edilir; fakat daha önce tarif edilmiş olan temel unsurlara ilave olunan pek fazla bir şey yoktur; yücelik yahut özgün karakter bakımındansa hiçbir şeye tesadüf edilmez. Bir başka Pehlevice kitap, “Bilgeliğin Ruhuna Dair Görüşler”, onun tarafından yaratılmış fakat ondan ayrı bir kişilik olarak, Ormuzd’un “içkin bilgeliğinin hem maddi, hem ruhi dünyaya vücud verdiği, dolayısıyla kişisel bir biçim içinde tezahür edebileceği ve bu eserde kaydedilmiş olanlara benzer dersler verebileceği inancını dile getirişi bakımından ilginçtir. Bir başka benzer kitap, yazarının nitelendirmesiyle “Şüphe-dağıtıcı Açıklama”, diğer dinlerin kötülüğün kökenini ancak yüce Varlığın karakterini tereddi ettirerek, yahut faal olan bozucu, çürütücü bir tesiri -ki gerçekte kötü bir ruh demeye gelir bu- varsayarak açıklayabildiğim ileri sürerek, Mazdacılığın ikiciliğini savunur ve izah eder. Buradan hareketle İslam, Yahudi, Hıristiyan ve Manici öğretilerde bulduğu tutarsızlıklara işaret eder ve saldırır.

MlTRAClLIK

 

Üçüncü Kitap, 1. Bölümden itibaren zikredilmeye başlanan Mitra ismi dikkatleri çekmiş olmalıdır; Mitracılık başlığı altında toplanan ve bazılarınca Hıristiyanlığın doğuşundan itibaren Roma imparatorluğunda birkaç yüzyıl en yaygın din olduğu ve imparatorluğa bizzat Roma askerleri tarafından götürüldüğü ileri sürülen (bakınız, J. M. Robertson, “Re- ligious Systems of the World”, 1890, sh. 225-248) karanlık kültlerle ilgili kısa bir açıklama yapmalıyız. Vedalarda Mitra Varuna’nın ikiz kardeşidir; Zerdüştilikte, Ahura-Mazda tarafından yaratılmış, büyük otlakların tanrısıdır; keza aynı zamanda göksel ışığın da tanrısı, böylelikle özellikle bir güneş tanrısı, “Mitra’ya yalan konuşan” Mitra-Druc’u cezalandıran ışık ve hakikatin, ahlâkî iyiliğin ve saflığın tanrısı haline gelmişti; dolayısıyla aynı zamanda cehennemde bir hâkimdir. (Sacred Bo oks of the East, C. ıv, xxıu). Ravlinson Dareios Hystaspes’in mezan üzerindeki (İ.Ö. 485) oyma tabletlere Ahura-Mazda ve Mitra sembollerini göze çarpıcılık bakımından eşit konumlara yerleştirdiğini söyler; ve onun bu örneği daha sonraki hükümdarlar tarafından takip edilmiştir.

Keza Doğulu monarklar tarafından sıklıkla taşman Mltradates, “Mitra tarafından bahşedilmiş”, ismi yahut ünvanı Mitra’nın etkisinin bir başka kanıtıdır. Anlaşılan zaman içerisinde Ormuzd ve Ehrimen arasında bir tür aracı, insanlığı kötülükten koruyan ve iyi iradenin muzafferiyetini borçlu olduğu gizemli bir kurban eylemini icra eden ebediyyen genç bir aracı olarak kabul edilmeye başlanmıştır; bazı bakımlardan Mitra’nın bir tanrıdan çok tanrıça özellikleri ağır basar ve dişi ve eril iki tannnm özelliklerinin göründüğü birçok Mitra abideleri vardır. British Museum’daki Boğa öldüren Mitraların temsil edildiği Greko-Romen alçak kabartması bu tanrı ile ilişkili sembolizmin bir şekline işaret etmektedir ve kurban ve annma fikriyle irtibatlıydı; ve diğer topluluklarda Mitra’ya bir koç kurban edilirdi. Mitra misterlerinin yıldızların ve gezegenlerin, bedenden ayrılmış insan ruhunun bunlar arasındaki hareketlerinin karmaşık bir temsilini ihtiva ettiğini Origenes’den öğreniyoruz.

Mitracılığm anlaşılmasıyla ilgili zorlukların büyük bölümü gerçekte Hıristiyanlığın baskı ve yasaklamasından ve tapınmasının, büyük nisbette mağaralarda, sürdürüldüğü gizlilikten kaynaklanır. Kayalara oyulmuş Mitra sunaklarının pek çok kalıntısı vardır, hatta ona bu yüzden ‘kayadan çıkan Mitralar” bile denmiştir. Törenlerinin kaynağı muhtemelen büyük ölçüde Zerdüştiliğin törenleridir. Bahar gün dönümünde geceleyin bir cenaze teskeresinin üzerine ölü tanrıyı temsil eden bir taş heykel konarak, tanrıya sembolik biçimde ölüler gibi yas tutulduğu görülür; ve iustinus Martyr ve Tertullianus Mitra tapınanlarının Hıristiyan ayinlerinin taklidi olarak gördükleri kabul veya girişle igili törenlerini ve diğer seremonilerini tasvir ederler. Greklerin Persephone mitosunun ışığında bunun bir taklit değil, fakat Tabiatın erken ölümünün ve baharda hayatın yenilenişinin eski ve yaygın bir sembolizmi olduğunu anlayabiliriz. Kabul su ile, ateş ile, soğuk ile, açlık ile, susuzluk ile, kırbaçlama vb. ile deneme dahil çetin bir sınamadır; ve tapmanlar farklı kuş ve diğer hayvan isimleriyle adlandırılan çeşitli derecelere1 aynlır. Tertullianus Mitra’nın askerine bir taç sunulduğunu ve bunun karşılığında ondan beklenen cevabın, tacının Mitra olduğunu bildirerek reddetmek olduğunu söyler. Mitracılığın son dönem Roma askerleri arasında kayda değer bir yaygınlık seviyesine eriştiği ve imparatorlardan da hüsnü kabul gördüğü anlaşılmaktadır, o kadar ki “Deo Soli Invic to Mithrae,” “mağlup edilmez güneş-tanrı, Mitra’ya” diye başlayan birçok askeri buyruk vardır. En bilindik temsilinde, bir dizi yere serilmiş bir boğanın üzerinde, sol eliyle başını kavrayıp kendisine doğru çekerken, sağ eliyle ise kılıcını boynuna saplarken. Doğu kıyafeti içinde diz çökmüş genç bir adam olarak görünür. Boğanın dökülen kanını bir köpek, bir yılan ve bir akrep içer ve güneş ve ay kabartmanın iki yanını işgal eder.

 

Mitra tapınışıyla ilgili olarak birçok ilginç spekülasyon ve olgu vardır. fakat araştırma ve incelemelerin henüz kesin bir temel üzerine oturtulduğu söylenemez; ve Hıristiyanlığın Mitracılıktan çok şey aldığını ileri süren iddia bütünüyle isbat edilememiştir.

YAZIYI İNDİR