Her ne kadar Tötonların -bu isme dermanlar gibi iskandinavlar ve Anglo-Saxonlar da dahildir- asli dinleri, Grek ve Roma dinlerinden çok daha sonraki bir döneme ait ise de, daha başından, Tötonların dini hakkında çok daha az şey bildiğimizi söylemeliyiz. Bunun bir nedeni Tötonların Akdeniz halklarından daha az okur yazar ve daha az gelişmiş olmaları ise, bir diğer nedeni, görünüşe göre kuzey dininin daha az tam ve belirgin biçimde inkişaf etmiş olmasıdır. Buna rağmen Eddalar diye bilinen—nisbeten daha eski olanının on ikinci yüzyılda Orkney veya Shetland Adalarında bir İzlandalı, yenisinin on üçüncü yüzyılda İzlanda Tarihçisi, Snorre Sturlason tarafından toplanmış olduğuna inanılır—mitoslar toplamasında, on ikinci yüzyılın erken bölümünü yazmış olan bir İzlandalı rahip, Are’nin yazılarında, Saxo Gramaticus’un Latince yazılmış “Historia Danica”sında, Tacitus, Dis, Marullinus vb. tarihçilerin muhtelif yazılarında inceleme için fevkalade değerli malzemelere sahibiz.

Fakat bize Toton dininin açıklığa kavuşturulması bakımından en önemli katkıyı sağlamak on dokuzuncu yüzyıla, hususiyle “Teutonic Mythology”** (Deutsche Mythologie) isimli devasa eseriyle, Jacop Grimm’e (1785-1863) kalmıştır. Grimm bu eserinde felsefe, halk- hikâyeleri, eski âdetler ve eski kalıntıları, artık uzunca bir zamandır unutulmaya yüz tutmuş/kollektif şuurdaki izleri kaybolmuş bir fikirler ve yaşayışlar/tatbikatlar sistemini yeniden inşa etmek için eski edebiyatla birleştirmiştir. Toton ırkının İskandinav ve German kollan arasındaki konuşma ve mitoloji benzerliğini, Tötonik dillerin tümündeki din ve dinî tatbikatlara ilişkin birçok tabirin ortaklığını, tanrıların benzer şekilde iblislere tahavvüllerini, Hıristiyan yortularındaki eski şenliklerin kalıntılarını, halk-hikâyeleri ve deyişlerindeki tanrılarla ilgili kadim inançların iz ve eserlerini gözler önüne sermiştir. Dolayısıyla Grimm konuyla ilgili bilgi için başvurulması gereken büyük bir kaynaktır, her ne kadar hâlâ Toton ve diğer Ari mitolojilerinin arasındaki benzerliğin izlerini sürmek için yapılması gereken pek çok şey var ise de.

Mr. York Powell Tötonlara, atalara tapınmanın yanı sıra, animistik antropomorfik inançlar da yakıştırır. Tötonlar bütün cansız objelerin 6 canlı varlıkların kendilerininkine benzer ruhlara sahip olduklarına inanmaktaydı. Büyücüler ve şifacılar yaygınlık kazanmıştı ve rüyalara büyük itmekteydiler. Dolayısıyla aralarında dinle ilgin temeli unsurlar mevcuttu. Buna ilave olarak belli tanrılar birçok kabilede aynı kökten gelen isimlerle üstünlük elde etmişlerdi; fakat bu kabilelerin her biri az ya da çok kendilerine özgü tanrılara ve ayinlere benzer seramonilere sahipti. Bundan dolayı aynı mitosun birçok değişik şekilyle ve farklı mahallerde farklı kişiliklerle ilgili birçok öykü ile karşılaşılaşırız; fakat  kaba hatlarıyla Töton halklarının dinlerinin umumi karakteri özde aynıydı.

Tötonlar arasında en yüksek tanrı, genel kabulle, Woden, Wod veya Woutan, diğer şekliyle Odin (Kuzey biçimi) idi. Sözcük her seye kadir, her şeye nüfuz eden anlamlarına gelir; Woden insanlara ve şair şeylere şekil ve güzellik bahşeder; şarkılar öğretir, savaşta zafer toprağa bereket ve en yüce mutluluk lütfeder. Bu denli savaşçı bir halk için o öncelikle savaşların ve çarpışmaların düzenleyicisiydi; dolayısıyla zaman zaman, savaş tanrısı Tin ile karıştırıldığı görülür. Kimi zaman yanı başına Frigga’yı oturtmuş, yeryüzüne bir pencereden bakar vaziyette tasvir edilir. Ve o savaşta hayatını kaybetmiş kahramanları göksel ülkesine çağırır. Kuzeyde Odin’e gitmek, Odin’e kavuşmak ölmek anlamına kullanılır.

Kuzeylilerin Odin’i tek gözlü, başında büyük bir şapka, geniş bir harmaniye bürünmüş olarak tasavvur edilir. Harikulade bir mızrağı vardır, bunu savaşlarda kahramanlara ödünç verir. Ayrıca kendisine savaşı takip edip, cesetleri kapan İki kurt ve iki kuzgun izafe edilir.

Gal mitolojisinde çeşitli Grek ve Roma tiplerini temsil eden bir tarının var olduğunu görürüz; bu itibarla Woden’i de Heptune karşılık len, bir su ruhu yahut tanrı olarak görmek yanlış olmaz. Diğer nitelikleri daha çok Hermes ve Apollon’u andırır. Tehlikeli salgın hastalıklıklar ondan kaynaklanır, şifası da yine ondan istenir. Woden veya Odin’i gezi ve yolculuktan, insanları ve devleri ziyaretleri hakkında bol miktarda ayrıntı vardır. Güneş onun gözüdür. Bütün kahramanlar ve krallar soyca ona bağlanır. Çeşitli ülkelerdeki onun ismiyle birleşik yer adları, onun için kutsal olan veya onun ismiyle yadedilen yerlerin genişliğini gösterir. İngiltere’de Wednesbury ve Wednesfield ilk akla gelen örnektir isminin Çarşamba (Wednesday~Woden’s-day) ile birleşmesi öneminin bir başka örneğidir. Güney Almanya’da tapınışı Kuzey’dekinden daha çabuk sona ermiş, Gotlar ve Danimarkalılar ona İsveç ve norveçlilerden daha fazla tapmışlardır. Kuzey (Hordik) sagalarında Thor genellikle Odin’den önde gelir. İlk Tötonların veya Asaların Karadeniz yakınlarındaki bir yerden milattan yüzyıl önce göçlerinin önderi olan ‘sözde-tarihsel Odin, mitik veya efsanevi görünmektedir.

Frigg (Frigga) Odin’in Karısıdır (Freyr’in Kız Kardeşi Freyja ile karıştırılmamalı) ve hür güzel ve sevimli, meskun toprağı temsil eder. Friday’a (Cuma) bu ikisinden hangisinin ismini verdiği meçhuldür. Odin’in eşi olarak Frigg tanrıçalar arasında en yüksek yeri İşgal eder; o insanların kaderlerini bilir, zaman zaman kendisine Odin tarafından danışılır, evliliklere nezaret eder ve çocuksuz olanlar ona yalvarırlar. Baleler onun oğludur, kaderine Odin’le birlikte ağlarlar.

Büyük tanrılara dönecek olursak, Odin’den sonra en ön sırayı Thor, Thunar veya Donar işgal eder. O bulutlara ve yağmurlara, şimşek ve gök gürlemesine hükmeder; ancak, cezalandırıcı olsa ve sık sık öfke- lense de babacan bir tanrıdır. Bu tasavvur Jüpiter Tonans düşüncesine pek iyi uyar. Ekinler yağmur ve gök gürültülü fırtınadan çok fazla etkilendiğinden bunların kontrolü Thor’a izafe edilir; keza aynı şekilde Odin gibi Thor da savaş hadiselerini sevk ve idare eder ve ganimetlerden payını alır. Haddizatında Kuzey mitolojisinde Thor”un savaş serüvenleri barış başarılarından çok daha fazladır.

Thor uzun kızıl sakalı, çakmak çakmak gözleri, belinde kudret kemeriyle, iri yarı güçlü kuvvetli tasavvur edilir, elinde bir çekiç sallar, başında yıldızlardan bir taç vardır, iki keçi tarafından çekilen bir arabaya biner. Öfkelendiğinde korkunçtur, fakat doğal olarak iyi tabiatlıdır. Çekici (nyolneı) dağlan ikiye ayırır; kudret kemeri tanrısal gücünü ikiye katlar; çekicini kullanırken her zaman bir zırhlı eldiven taksir. Longfel- low “Tales of a Wayside lnn” isimli şiirinde Thor’un karakteristiklerinden kimisini canlı bir şekilde resmetmiştir.—

 

“Gördüğün bu ışık

Göklerden yayılan.

Kıpkırmızı yanıp sönen

Kızıl sakalımdan başkası değil.

Karanlıklarda rüzgârla uğuldar

Milletlerin içine korku düşürür.

Şimşeklerdir benim gözlerim;

Arabamın tekerlekleri

Gümbürdetir gökleri

Çekicimin darbeleri

Sarsar yeryüzünü.”

 

Thor’un karısı Sif bir toprak sembolüdür ve saçlarının altın olduğu söylenir, Loki saçlannı keser ve cücelere onun için altın saç yaptırır.

Thor Norveçlilerin gerçek ulusal tanrısıdır; ve en çok tapınak ve heykeli Norveç ve İsveç’de vardı. Hatta nisbeten yakın zamanlara kadar özel Thursday veya Thorsday (Perşembe) kutlaması, yahut bu güne atfedilen özel bir kutsallık varlığını sürdürmüştür; ve Estonyalılar Thorsday’in Pazar gününden daha kutsal olduğunu düşünürlerdi.

 

Grimm’e göre direngen ve dayanıklı gücü onu bilhassa belli halklara sevdirmiş ve kabul edilir kılmıştır; ve “dualar, yeminler, lanetler hatırasını diğer herhangi bir tanrınınkinden daha sık ve daha uzun süre muhafaza etmiştir”. Çok sayıdaki macerası ve başarılan onu efsanelere konu yapmıştır; yazık ki burada bunları ele alabilecek imkâna ve yere sahip değiliz.

Sözünü edeceğimiz üçüncü büyük tanrıları, Tiu, Tyr, yahut Zlu yine savaşla İlgilidir ve eski Tötonların askeri yetenek ve yiğitliğe ne kadar büyük bir değer verdiğini gösterir. Zeus ve Dyaus’unkine—ki sözcüğün kipleri Tiu’nun Gotik biçimlerine oldukça yaklaşır—yakından benzeyen bir isme ve elbette anlama burada rastlarız. İsmi savaş işleriyle birlikte anılır, ancak hükümranlık alanı daha büyüktür. Edda’da Odin’in oğlu olarak gösterilse de, bir savaş tanrısı olarak ona denk olur. O savaş kahramanlıklarının ve onurlarının tanrısıdır, bütün tanrıların en cesuru ve cesaret bahşedendir. Romalılar Tiu’yu savaş karakterinin belirginliğinden ötürü Mars’larıyla özdeşleştirirler. Tötonik halklar arasında oldukça yaygın olan Tuesday ismi Latinlerin Martis diesine, Fransızların mardisine tekabül eder.

Fro veya Frey, yağmura ve günışığına, toprağa ve toprağın mahsûllerine hükmeden, insanlara servet ve bereketli hasatlar bahşeden tanrısal bir varlıktır (Njord’un oğlu). Bütün tanrıları İçine alabilen, silahlar ve savaş erzakıyla dolu, cüceler tarafından yapılmış bir gemisi (Skidbladner) vardır. Grimm onu Romalıların Liberius’uyla mukayese eder. Edda ona fevkalade güçleri olan, devlere karşı kendi kendine harekete geçen bir kılıç izafe eder.

 

Olaf Tryggvason’un (i.s. 995-1000, kral) hükümdarlığı zamanında Trondheim’de Frey’in hâlâ bir tapmağı mevcuttu ve burada ona derin bir dindarlıkla ibadet etmekteydi. Bir zaman sonra işler tersine dönmüş, kral tanrının tahta heykelini devirmiş ve köylüleri budalaca putperestliklerinden ötürü paylayıp azarlamıştı; bunun üzerine onlar da frey’in sık sık kendileriyle konuştuğunu, geleceği önceden haber verdiğini ve kendilerine mahsûlleri için elverişli iklim ve barış sunduğunu söylemişlerdir. Frey’in İzlanda ve İskandinavya’da tapınaklarının—etrafını harikaların ve mucizelerin haleledigi—çok sayıda kalıntıları vardır. Upsala’da Frey’e, Odin ve Thor ile birlikte tapınılıyordu.

Büyüklükte Frlgg’e en yakın tanrıça olarak Frey’ln kız kardeşi Freyja daha önce zikredilmişti. O bir bakıma Tötonların Venüs’üdür ve kendisine sevgililer tarafından yakarılırdı. Eski Edda Freyja’yı ve onun göklerdeki yerini şu şekilde tasvir eder.—

 

Folkvang denir

Ki orada Freyja

Sahiptir oturakları

Düzenleme hakkına

ölülerden her gün

Seçer yansını

Ve bırakır Odin’e.”

 

Kocası Oder, onu terk etmiştir ve çok uzak ülkeleri gezmektedir, Freyja da saf altından gözyaşları dökerek onu sürekli olarak aramaktadır. O nedenle şiirde Freyja’nın göz yaşlarına altın denmiştir. Kadınlar öldükten sonra ona giderler. Aşkın bütün değişik heyecanlarının örneğini gösterir. Yaşadığı yerin adı, “Folkvang”, hiç kimse tesirinden kaçamadığından ötürü, insanların barınakları anlamına gelir.

Frey veya Freyja’nın babası Hjord, bir su tanrısıdır, insanla ilişkisi içinde rüzgârlara hükmeder, denizlere boyun eğdirir. O nedenle ona balıkçılar ve denizciler tarafından yakarılırdı. Azgın okyanusların üzerinde, karadan çok uzaklarda. Eğer (korkunç) hüküm sürer. O bir tan- ndan ziyade bir devdir. Denize açılmaya kalkanları yakalayan bir ağı bulunan Rau ile evlenir. >Eger ve Rau’nun dokuz kızı dalgaların çeşitli görünümlerini temsil eder.

Her ne kadar tapınışının izleri daha yüce tanrılarınkinden az ise de, Balder’in (Faltar) öyküsü İskandinav mitolojisindeki belki de en cezbedici öyküdür. Balder Odin ve Frigg’in oğludur, tanrıların ve insanların gözdesidir. Fiziki güzellik bakımından büyüleyicidir, kendisinden ışık duaları yayılır. Uysal ve akıllıdır, etkileyici bir konuşma gücüne sahiptir; bir yargıya vardıktan sonra yargılan artık değiştirilmezdir. Temiz olmayan hiçbir şey göksel konağına giremez onun. Hayatını tehdit eden rüyalar gördüğünde, tarihindeki nirengi noktaya ulaşmış olur.

Bu rüyaları tanrılara anlattığında Frigg Balder”e zarar vermeyeceklerine dair her şeyden yemin alır, fakat ökseotunu unutur. Daha sonra tanrılar Balder’le güreşir, ona mızrak ve kargılar fırlatırlar, fakat hiçbir şey ona zarar veremez. Ancak kötü ruh Loki uzun araştırmalar sonunda ökseotunun gücünü ortaya çıkarır ve onu Balder’e atması için kör Other’in (bir savaş tanrısı) eline kılavuzluk eder, ot Balder’in kalbine saplanır ve ölür. Tanrılar büyük bir kederle sarsılırlar ve sonunda yeraltına gidip Hel’den (mezar tanrıçası) Balder’i serbest bırakmasını istemesi için çevik Hermod’a yalvarırlar. Bu arada Balder’in ölü bedeni büyük bir gemide, unsurların gürültü ve hengamesi arasında yakılır; ve

 

Balder’in karısı da aynı odun yığınında can verir. Bunlar Eddaiarda tafsilattı olarak anlaşılır. Sonunda Hermod Hell’ln krallığında en seçkin yeri işgal eden Balder’i bulur. Hel, canlı cansız her şey onun için ağlarsa Balder’in tanrıların arasına dönmesine izin vereceğini bildirir. Loki’nin üvey kızı, büyücü (dişi) dev Thok dışında her şey ona ağlar. Bazılarına göre bu mitosun genel açıklaması şöyledir: Balder sonunda, buzların erime zamanı gelip de her şey ağlayıncaya ve yaz geri dönünceye kadar, uzun bir süre bütün tabiatı kaplayan karanlığın güçlerine boyun eğen yaz mevsimini temsil eder. Fakat başkaları bu hikâyede daha derin bir anlam okurlar. Tanrıların en iyisi ve en akıllısı Balder yaşadığı sürece kötülük hakim olamayacaktır. Loki ve karanlığın güçleri, şiddetli mücadelelerden sonra, Balder’i öldürür ve ancak bundan sonra dünya yenilenip arıtılabilir ve Balder barış ve mutluluk dönemini yeniden başlatmak için yeryüzüne geri dönebilir. Onun ruh ve aklın, saflık ve masumiyetin, dürüsttük ve dindarlığın göksel ışığını temsil ettiğine inanılır.

Bundan sonra ele alınan tanrıların çoğu, hemen hemen bütünüyle İskandinav mitolojisine özgüdür. Odin’in oğullarından biri olan Heim- dal zarif, parlak, inayetkâr bir tanrı, kökeni meçhul güçlü bir tanrısal kişiliktir; Edda onun hakkında şunları söyler:—

 

“Dokuz anadan doğdum ben

Dokuz kız kardeşin oğluyum.”

 

O, çok uzaklardan işitilen boynuz-borusuyla, tanrıların gözcüsüdür; görevlerinden biri tanrıları göklerden dışarı çıkmaktan menetmektir. Hiçbir ses ondan kaçmaz; gündüz gece, her vakit görür vb.

Bragi Odin’in bir diğer oğludur ve bilgelik, şiir ve belagat tanrısıdır. İskandinavyalıların kurban şenliklerinde misafirler çoğu kez Bragi’ye adanmış bir boynuz-borudan içerler, aynı zamanda büyük bir iş yapmaya ve konuyu şarkıyla anlatmaya söz verirlerdi.

Tanrıçalardan birkaçı, kocalan ve kız kardeşleriyle birlikte, daha önce zikredilmişti. “Bunlar” der Grimm, ‘öncelikle tanrısal analar olarak düşünülür, civarda dolaşıp evleri ziyaret ederler; İnsan soyu onlardan ev İdaresi ve çiftçilik, eğirme, bükme, örme, ekme, dikme, devşirme ve aile bakımını öğrenir. Bu işler onlarla birlikte ülkeye barış ve huzur getirir; ve bunların hatırası büyüleyici geleneklerde yaşar.”

Erda, toprak, Tötonlar arasında bereketli, verimli, cömert ana gibi birçok isimle anılır. Taclius birçok Töton kavminin Toprak anadan başkası olmayan Merthus’a taptıklarını söyler. Kendisine bir adada büyük bir şenlikte tapınıldığı söylenir, ibadet boyunca rahip tanrıçayla yarenlik eder, daha sonra tanrıçayı, onun tören giysisini ve araçlarını bir gölde gizilce yıkar. Sayıları epeyce fazla olan diğer tanrıçalar burada tafsilatıyla ele alınamayacak kadar belirsiz veya belirgin bir şekilde Roma kaynaklarından devşirilmiştir.

Meşum, menhus ruh Löke veya Loki değişik ayartıcı kılıklar içerisinde tanrıçalar arasında görülür ve bozucu, ifsad edici bir güç olarak bütün tabiatı istila eder, ilk başlarda Odin’in dostu ve akrabası kılığında ortaya çıkar ve Eski Edda’da şunları söyler:—

 

‘Şunu aklından çıkarma Odin

Zamanın sabahında

kanlarımızı karıştırdık biz

O zaman sen demiştin bir içki

ikimize sunulmuş olmadıkça

asla ağzıma sürmeyeceğim.”

 

Loki’nin insanın yaradılışına katıldığı, ona duyumlar ve tutkular verdiği anlatılır, bunlar her türlü kötü arzunun kaynağıdır. Görünüm bakımından güzel, fakat aldatıcı ve uğursuz, kurnaz ve halindir, tanrıların iftiracısı, hile ve desisenin mucidi olmuştur. Dolayısıyla kimse onu bir tanrı olarak ululamaz. İsmi değişik şekillerde havadan ve alevden türetilir. Dişi bir devle birleşerek kurt Fenrer’i dünyaya getirmiştir; ölüler ülkesine hükmeden Hel onun kızıdır. Her ne kadar sık sık kurnazlıklarla kurtarıyor ise de, tanrıları tuzak ve felaketlere sürüklediği ileri sürülür. Hile ve oyunlarıyla altın lanetlenmiş ve Edda’da Sigurd, Brynhild, Gudrun ile ilgili şarkılarda anlatıldığı gibi, ölümlülerin birçok felaketinin kaynağı olmuştur. Öyküsünün bütünü netice itibariyle büyük bir epiği oluşturur, Eirikr Magnusson ve William Morris tarafından İngilizce’ye çevrilmiş olan Volsunga Saga’sında okunabilir.

Tanrıça veya dişi dev Hell lgdrasil (daima yeşil kalan üç köklü diş budak) ağacının köklerinden birinin altında, etrafı bir çitle çevrili, nehirlerle sulanan karanlık, kasvetli bir yerde hüküm sürer. Bir köpek bir mağaranın ağzında bekler ve boyuna uluyup durur. Hel ölen insanları taramayacakları zincirlerle bağlar. Büyücüler için, içinde Acı adında bir saray, Kıtlık/Yokluk adında bir masa, Kaygı/Endişe adında bir yatağın bulunduğu yerin yedi kat dibinde bir yeri vardır.

Şimdi Tötonlar arasında yaygın olan kozmogoniye dönmeliyiz. Başlangıçta dünya var iken hiçbir şey yoktu; iki kutup, bulut ve ateş arasında sadece bir boşluk veya büyük bir yarık mevcuttu. Bulutta, on iki nehrin çıktığı bir kaynak vardı. Esrarlı bir süreç neticesinde sıcağı gönderenin (yani. Yüce Varlık) kudretiyle eriyen su damlalarından bir dev ve bir kötülük ilkesi, Ymer şekillendi; ve ondan bir devler soyu türedi.

Daha sonra bir inek doğdu, sütünden Ymer beslendi. Tuzlu kayaları yalayarak beslenen inek kayaları iyice yaladıktan sonra yerden bir insan,

Bor veya Bori doğdu ve o Odin, Vili ve Ve’nin, yerin ve göğün tanrıları ve hâkimlerinin babası oldu.

Bu tuhaf, acayip mitoloji ile ilgili anlatılacak pek çok şey vardır, fakat biz burada ayrıntılarına giremeyiz; ayrıca Tötonların ona dinlerinin bir parçası olarak ne kadar inandıkları da belli değildir. Dev Ymer öldürülür, devasa bedeni tanrıların bütün dünyayı şekillendireceği malzemeyi sağlar, insan türüyse deniz kıyısındaki iki ağaçtan yaratılır, tanrılar ona nefes verirler. Bu mitolojide tanrılar, ass (çoğulu aesiı). kusurlu ilk yaradılıştan sonra, yüksek varlıklar olarak görülür. Tanrılar hep birlikte, üzerlerinde yüksek göklerin bulunduğu Asgard’da yaşarlar. On iki tanrı ve yirmi altı tanrıça sayılır. Odin’in Valhal veya Valhalla adında büyük bir salonu vardır, tavanını mızraklar ayakta tutar, çatısını kalkanlar örter. Odin buraya savaşta yaralanmış veya hayatını kaybetmiş herkesi davet eder,- buraya Odin’in hizmetçileri Valkyreler tarafından gidip getirilirler ve burada her dilekleri için hazır beklerler. Benzer şekilde diğer tanrılara ve tanrıçalara da seçkin mekânlar atfedilir.

Valhalla inancının Kuzeyliler üzerinde büyük bir tesiri olmuştur. Savaşçı, V’a/kyrelerin kendisini Valhalla’ya davet etmek için gönderildiklerini düşünerek, büyük bir neşe içerisinde can verir; ancak gerçekten cesur olanlar Odin’in davetini kazanabilirler. Odin ödleklerden nefret eder ve onları yanından uzaklaştırır; dolayısıyla savaşta gönüllü olarak ölmeyecek Kuzeylinin durumu haizin ve ümitsizdir. Valhalla’da hiç eksilmeyen yiyecekler, her gün pişirilip yenilen, fakat her gece tekrar eski halini alan mucizevi bir erkek domuz vardır; davetlilere sürekli olarak baldan yapılmış sarhoş edici bir içki ve su sunulur.

Kuzeylilerin en ilginç inanışlarından biri de dişbudak ağacı Ygdrasil ile ilgili olanıdır; bu ağacın dallan insanları bedenlerle donatır, kökleri bütün dünyalara yayılır, dallan göklere erişir, bütün canlı varlıkları doyurur. Ygdrasilin üç büyük kökünden biri devlere uzanır, bunun altında Mimer’in kaynağı vardır, bilgelik ve akıl burada gizlidir. Asa-tanrılara kadar uzanan kökün altında kutsal bir kaynak vardır, burada tanrılar bir karara varmak/hüküm vermek için otururlar. Bu kaynağın yanında, nomlar denilen Urd, Verdanda ve Skuld adında (Şimdi, Geçmiş ve Gelecek) Uç bakire yaşar, bunlar insanların ömür ipliğini büker, onlara iyi talihler dağıtırlar; diğer Kötü nomlar ise insanlara Kötü talih veya bahtsızlıklar verir.

Yüce Tanrı Kuzey tanrılarından hiçbiriyle özdeşleştirilemez, daha ziyade “onu gönderen’le, yaradılışın başlangıcından önce var olanla bir özdeşliği vardır. Ve çok eski bir Tötonik sözcük olan “God” (Tanrı) sözcüğü belli bir şekilde tanrı ismiyle anılan varlıkla özdeş değildir, dolayısıyla adlandırılmış tanrıların esas itibariyle atalar veya kahraman tanrılar, veyahut tabiat güçlerine ya da tabiatın şu veya bu parçasına kişilik yakıştırması olduğu sonucuna varabiliriz.

Çok eski tarihlerden itibaren Tötonlar arasında tanrılara hem ibadet, hem Kurban sunmayı görebiliyoruz. Her ne kadar çoğu Kez böyle olsa da, Kurbanların zorunlu olarak hayvanlardan seçilmesi gerekmiyordu. Tanrılar insanların yiyeceklerine ortak olmaları/paylarını almaları için davet ediliyorlardı; onlara ayrı sunular sunulmaya daha sonraları başlanmış olmalıdır. Bunlar çoğu kez şükran sunularıydı, bir tanrının bahşettiği bağış veya bağışların bir parçası ona sunuluyordu. Diğerleri bir tür kefaret sunularıydı ve bir felaket, kıtlık, salgın hastalık vb. vesilesiyle sunulurdu. Hiç kuşkusuz ara sıra, bilhassa vehamet arzeden durumlarda, insanların da kurban edildiği olurdu; bunlar çoğunlukla tutsak düşmanlar, yahut köleler veya suçlulardı. Atlar kurban için gözde hayvanlardı, Tötonlar umumiyetle at etini yerlerdi. Kelle yenmez, fakat özel bir şekilde tanrılara adanırdı. Öküz, erkek domuz, koç, keçi ve domuzlar da sunulurdu; kurban hayvanları için beyaz muteber bir renkti. Kuzey halkları arasında hayvan kutsal bir taş üzerinde boğazlanırdı ve kan bir hendek veya kaplara akıtılır, kandan kutsal kaplara sürülür ve ibadet edenlerin üzerine serpilirdi. Etin büyük bir bölümü rahipler ve insanim tarafından yenirdi.

Tötonik kayıtlarda meyve sunulan çok küçük bir yer tutar; fakat içki sunuları daha belirgindir. Herhangi bir şenlik vesilesiyle yiyeceklerin bir kısmı hane ruhları için bir kenara ayrılır ve bir miktar içki tanrılar için dökülürdü; büyük şenlikler ve sunularda tanrılar ayrıca ululanırdı, onların şerefine boynuz kupalardan içilirdi. Buna onların minnesine içmek, yahut hatırasına yudumlama denirdi; ve aynı zamanda bu şekilde kayıp yahut ölmüş dostlar için ağlamak da âdetti.

Tapmak için kullanılan eski Toton sözcükler de “orman” anlamına gelir, bu iptidai Toton ibadetlerinin ormanlarda veya korularda yapıldığına işaret eder. “Burada” diyor Grimm, “görünümünü yapraklarıyla gizleyerek/peçeleyerek tanrılar barınırdı; burada avcının öldürdüğü avı, sığırtmaçın atlarını, öküzlerini ve koçlarını ona sunması gerekirdi. Dağ zirvelerinde, nehir kenarlarında veya mağaralarda tanrılara ibadetin izleri daha zayıf ve nadirdir. Koruluklarda dikili vaziyette heykellerden söz edilmez, tapınak duvarlarının kutsal alanı çevrelediği vaki değildir. Fakat aharlar ve kutsal kaplar buraya dikilir ve hayvan kafaları dallara asılırdı. Almanya’nın birçok yerinde yaygın olan Kutsal Orman ismi muhtemelen bu eski tapınma şeklinin bir kalıntısıdır.

Bununla beraber Tötonlar arasında inşa edilmiş tapınakların mevcudiyetini gösteren belirti ve emareler vardır. Tacltus Marsi’de Tanfana denen ünlü bir tapınağın i.s. 14’de yıkımından söz eder; yine Tacltus, heykelinin dışarı çıkarıldığı ve “tapmağa” tekrar götürüldüğü bir Toprak Ana tapmışım tasvir eder. Fakat bu tapınakların tasvirleri zayıf ve yetersizdir. Hıristiyanlık yaygınlaşır yaygınlaşmaz hem bu kutsal koruların, hem de tapınakların ateşe verildiğine ve çoğu kez aynı alanlara Hıristiyanların kiliseler yaptıklarına derin kayıtlara sahibiz. Upsala’da, aynı zamanda bir orakl ve kurban yeri olan, önemli bir Frey tapmağı olduğunu işitiyoruz. Heligoland bir vakitler bir tapmakla birlikte Tötonların önemli bir toplantı merkeziydi. Tapmaklar hep olageldiği gibi kutsal bir karaktere sahiptir ve civarında uygunsuz (yani tanrıların hoşlanmadığı, rahiplerin kınadığı) işler yapılamaz.

Bununla beraber bir tür tanrı heykellerinin yapıldığına kuşku yoktur; bunlar ağaç, taş ve metalden olmalıdır, fakat hiçbiri günümüze ulaşmadığından, ne derece insem şekline benzedikleri hususunda bir bilgimiz yoktur. Muhtemelen bunlar, ilişkilendirildikleri tanrıları şu ya da bu niteliğiyle andıran kaba sembollerden öteye gitmemiştir. Bazı durumlarda bunlar, Hinduların put-arabalarına benzer şekilde, bolluk ve bereket vermeleri için arabalara doldurulup arazilerin üzerinde sürüklenirlerdi. Zaman zaman yanyana oturtulmuş üç tanrı heykelinden söz edilir; Thor’unki Horveç’de en yaygın olanıdır.

Frank kayıtlarından Şarlmanın Saxon putperestliğinin Westphalia’daki Irminsal veya Ermensul denilen en önde gelen merkezini tahrip ettiğini öğreniyoruz; ve günümüze ulaşan anlatılardan bu isimle anılan ünlü bir tapınma direğinin var olduğunu anlıyoruz. Öyle görünüyor ki bu yüce tanrının bir sembolü olarak açık havada bulunan büyük bir ağaç direkti.

Eski Alman rahipleri genellikle aynı zamanda kabile şefleri veya önderlerdi ve rahip veya hâkim olarak, sahip oldukları türden tanrı heykelleri taşıdıktan savaşta disiplini muhafaza ederek, güçlü bir tesir icra ederlerdi. Fakat haklarındaki tafsilat yetersizdir, aynı durum Kuzey rahipleri için de söz konusudur. Bununla beraber kurban ve duanın yanı sıra kehanet görevini de üstlendikleri düşünülebilir. Tötonlar arasında rahibelerin büyük saygınlığı vardı ve bunlar daha çok kehanetle uğraşırlardı.

Burada Tötonların görünmez dünyayı doldurduktan çeşitli türden çok sayıdaki ruh, kahraman, dev, küçük peri, cüce vb. kalabalığını tasvir edecek yerimiz yok. Bunlar animizmin alanına girerler, Grimm’in sözü edilen eserinde ve Toton halklarının folkloründe bol bol incelenebilirler, fakat belirli bir şekilde bir din olarak öğretilmiş bir öğretiler bütünü içine dahil edilmeleri güçtür. Bunun dışında Tötonların büyü, hayalet, iblis, hayvan ve bitkilerle ilgili zengin bir mitolojileri de vardır: şayet dini hissiyatın mahiyetini, gelişimini ve muhtelif biçimlerini izlemeye, bunların köklerine inmeye çalışmış olsaydık, bunlar hayati bir önemi haiz olurdu, fakat şimdiki haliyle ilgi alanımızın sınırlan içerisine ancak daha üst bir açılımda dahil olabilirler.

 

Bahse son verirken burada, dünyanın son faciası nihai akıbeti ve tanrıların ölümü anlamına gelen Ragnarok ismiyle birlikte anılan düşünce ve tasavvurlara da kısaca değinmeliyiz. Mitolojinin bütününde tanrıların başına gelen hadiseler bir bakıma onların nihai yıkımlarının habercisidir. Buna, Hıristiyanların Apokalypse’inde tasvir edilenlere benzer korkunç felaketler eşliğinde cereyan eden dünyanın gittikçe artan yozlaşması, bozulması tekaddüm eder. 0 vakit çok sayıda tuhaf mucizeler ve garip hadiseler cereyan edecektir. iyi ve kötü ruhlar arasındaki büyük mücadeleler ve sonunda hepsinin yok olması Eski Edda’da muazzam bir şekilde tasvir edilir, fakat bu bölümlerin Apokalypse’in bir yansıması olmadığından emin olmak güçtür, o nedenle burada daha fazla tafsilat vermeyeceğiz. Yer ve gök hepsi alevler tarafından yutulduğunda yeni bir gök ve yeni bir yer meydana gelecektir. “Ekilmemiş tarlalar bol hasat verir, bütün hastalıklar kesilir: Balder gelir.” İyiler ve erdemliler için büyük konaklar vardır, bazılarında iyi içki içmekten zevk alan herkes istediği kadarına kavuşur. Kötüler için de korkunç bir cehennem tasavvur edilir, burası baştan başa kafaları içeriye bükülmüş, zehirlerini kusan iri yılanların sırtından örülmüştür.

 

“O zaman gelir Kadir Olan

Büyük yargı için;

Göklerden gelir.

Her şeye hükmeden

Verir yargısını,

Kavgaları yatıştırır

Yasalan vazeder

Hep gelişmek

dipdiri olmak için.”

 

Hıristiyanlığın Kuzey’de yaygın olduğunu bildiğimiz dinleri etkileme derecesi ve ne ölçüde onların yerini aldığı hususunda uzmanların tahmin ve değerlendirmeleri değişiklik arz eder. Töton dini hakkında ihtiyatsız denilebilecek hükümlerin sınırlanması söz konusu olduğunda bu nokta akıldan çıkarılmamalıdır. Fakat bu açıklamada Yeni Edda’da bulunan tafsilatlar büyük ölçüde göz ardı edilmektedir. Ayrıca totemizin Töton ülkelerindeki tesirinin de izlerini göremeyiz bunun da hatırı sayılır boyutlarda olduğu kuşku götürmezdir.

 

Tötonların ahlâk ilkeleri şu şekilde kısaca hülasa edilebilir: akrabalar ve kabile üyeleri arasında onur ve nezaket, bunların dışında herkese karşı aldatma, şiddet ve düşmanlık. Cesaret en önemli erdemdir, samimiyet (dürüstlük) ve cömertlik akrabalara ve dostlara karşı gözetilir. Saygı ve hürmet hem tanrılara, üstün olanlara, hem de yaşlılara karşı mutlaka gösterilir, fakat ihtiras ve bencilliğin kurbanı olması da ihtimal harici değildir. Kölelerin ve esirlerin, yabancıların ve düşmanların payına düşense büyük bir acımasızlık ve gaddarlıktır; büyücülük ve batıl inançlar entelektüel bakımdan nisbeten gelişmemişliğe işaret eder.

YAZIYI İNDİR