Artık nesli tükenmiş olan Tazmanya yerlileri din hakkında Avustral­yalılardan biraz daha fazla fikir sahibidirler. Onlarda ölümden sonra hayat fikri vardır, orada bitmez tükenmez bir gayret ve şaşmaz başarıyla avlarını takip edecekler, hayat boyunca peşinde koştukları zevkleri bolluk içinde tadabileceklerdir. Bazıları yıldızlara, yahut atalarının bu­lunduğu bir adaya gideceklerine ve burada beyaz insanlara dönüşeklerine inanır. Mağara ve ormanların sakini kötü etkileri olan ruhlara da inanırlar. Gece bir yerden bir yere gitmekten çekinirler. Avustralyalılar gibi bunların da ölüm törenlerindeki âdetleri değişiktir; fakat kimi za­man bir cenaze höyüğü (veya toprak yığını) inşa ederler veya ölünün yanına, “uyurken savaşması için’ bir mızrak yerleştirirler. Sabahleyin, kadınlar feryad edip vücudlarını keskin taşlarla yaralayarak, traş edil­miş başlarını balçıktan bir bantla sıvarlar ve yüzlerini yağ ve kömür karışımıyla boyarlar. Mezarların üzerine kadınların kesilmiş saçlarının ya­nı sıra çiçekler atılır, ölünün kemiklerinin bazısı, çoğu kez boyuna ası­lı bir kese içinde taşınır, ölmüş dostlarının ruhlarının kendilerine iyilik veya fenalıkta bulunmak için geri döndüğüne inanırlar. Kabilelerinden birisinin ölümünü takip eden ilk gece boyunca oturarak, bir düşmanın kötü ruhunun onu bendetmesine mani olmak için, cesedin yanında al­çak sesle, hızlı ve sürekli ezberden bir şeyler okurlar.

Kabilenin bilgili adamları ve ruh kovucular kabile üyelerinin üzerin­de önemli bir tesiri haizdir. Hastalıklırı defetmek için büyüler yaparlar, ipnotizma gibi sanatlar icra ederler, ölülerin kemiklerinin takırtısıyla korkutarak, sihirli bir mooyumbarr ya da oval tahta parçasını (fırıldak gibi) döndürürler. Aynı zamanda hiçbir surette kadınların göremeyece­ği kutsal taşlar saklarlar. Güneş, ay ve çeşitli burçlara boş inançla ka­rışık saygı duyarlar, fakat bunlara taptıktarı söylenemez.

tasmanian-aborigines