Tıpkı İngiltere’deki Yahudiler gibi, halk içinde bir halk olan Parsiler nüfuslarının büyüklüğünün çok ötesinde bir tesir ve zenginliğe erişmişler ve bunu korumasını bilmişlerdir. Varlıklarını sürdürme konusundaki direngenlikleri kalıtımın gücüne başka herhangi bir şey kadar güçlü bir delil teşkil eder. Halk ticari yetenekleri sayesinde ayakta kalmıştır; tıpkı Yahudilerle birlikte Yahudilik gibi, dinleri onlarla birlikte varlığını sürdürmektedir. Hem İran, hem Hindistan’da eziyet ve işkence uzunca bir zaman Parsilerin kaderleri oldu; ayakta kalma mücadelelerinin güçlükleri çarpıcı karakteristiklerini daha direngen ve hayat dolu bir kalıpta tecessüm ettirdi. Onların iyiliksever tek bir yüce Tanrı’ya, Ormuzd’a saf bir inancı büyük nisbette muhafaza ettiklerini söyleyemez miyiz? Ve “ateşe tapanlar” nitelemesini Kabul etmeyip, bütün biçimleri itibariyle putperestliği reddederlerken onlara İnanamaz mıyız? Ateşe hürmet ederler, ateş onların tanrılarının sembolüdür ve her ne surette i veya durumda olursa olsun ateşi hafifsemezler; gerçekten de bulundukları her yerde dini ilkelerine mugayir olduğu gerekçesiyle tütün içmekten çekinen yegane insan topluluğudur onlar. Fakat aynı derecede toprak, su, hayvan veya bitki olsun, Ormuzd’un eserlerinden hiçbirini kirletmeme konusunda azim bir kararlılığa sahiptirler; beden ve üst baş temizliğine dikkatleri sağlıklı yaşamalarına büyük katkıda bulunmuş olmalıdır. Toplam nüfuslarının büyük bölümü Bombay’da yaşar; Surat, Ahmedabad, Qucerat ve Hindistan’ın diğer şehirlerinde de rastlanır. Toplam nüfuslan, İran’daki (Yezd vs.) 8000 dahil, yaklaşık 82.000 bulur, isimleri ilk yaşadıkları bölgeden. Pars veya Fars’dan türer.

Yezd Parsileri veya Cebrilerinin (Gabarlar) hâlâ büyüklü küçüklü otuz dört ateş tapınağı vardır, fakat çok az kitaba sahiptirler; ve son zamanlara kadar oldukça onur kinci bir durumda ve büyük bir sefalet içinde yaşamaktaydılar. Müslüman komşuları da kendilerine karşı tah- kir edici tavır ve tutum içerisindeydi; bununla beraber karşı karşıya kaldıktan şartların Bombay Parsilerinin devamlı çabalarıyla nisbi de olsa hafiflediği söylenebilir. Bakü’de hâlâ ateş tapınakları vardır.

Son zamanlara kadar asli inanç umdeleri Parsi rahiplerin birkaçı tarafından korunmuştur ancak; ve sıradan bir rahip kutsal kitapların muhtelif bölümlerinin ve kalıp sözlerin, yazıldıktan dili anlamaksızın, ezberden okuyucusu olmaktan öte bir fazlalığa sahip değildir. Bu yakınlarda Parsi çocuklan için eğitim amaçlı sorulu cevaplı din kitabı hazırlanmıştır, burada çocuklara tek bir Tanrı’nın, Ormuzd ve Zerdüşt’ün (Zoroaster) de onun gerçek peygamberi olduğu, Avesta dininin Tanrı tarafından ona iletildiği, onun şüphesiz doğru olduğu, Tanrı’nın iyi olup iyi işleri buyurduğu öğretilir. Her türlü kötülük ve kötü niyet katiyetle yasaklanır. Ahlak üç sözcükle tarif edilir: saf düşünce, saf söz, saf fiil; doğruluk bilhassa buyurulur. Kötü işler ölümden sonra cehennemde cezasını görecektir ve ölünün cennete mi cehenneme mi gideceği belirlenerek, yargının ölümün dördüncü günü verileceğine inanılır. Fakat gelecekteki yeniden dirilmeye kesin gözüyle bakılır, o zaman herhangi birisini ancak Tanrı kurtarabilecektir. İnananlara dua ederken -ki gün ışığında sıkça yapılması gerekir- yüzlerini parlak bir nesneye çevirmeleri buyurulur. Meleklere inanılır, insanlara değişik şekillerde yardım ettikleri ve yaradılışın muhtelif bölümlerinin onların nezareti altında olduğu kabul edilir. Dualarda bu varlıklara seslenilir. Kötünün ıslah olup iyileşmesi ve Ormuzd tarafından affedilmesi için dua edilir. Kötü ruhları teskin etmek için bir şey yapılmaz ya da bunun için onlara yakarılmaz.

Rahiplik verasetle babadan oğula geçer, bununla beraber rahiplerin dinî kisvesi olmayabilir. Yüksek rahipler, yahut dasturlar, kefaretleri belirleyen ve öğretiyi açıklayan özel din otoriteleridir. Sıradan rahipler veya mobedler ve daha aşağı rahipler ya da herbadlar. Parsilerin din adamları sınıfını tamamlarlar. Altı dastur ve on iki mobedden oluşan bir ruhani meclisleri veya Pançyatan vardır; Pars toplumunun müşterek ilişkilerini düzenleyip ihtilafları çözümleyen bu meclistir. Parsilerin rahiplik müesseseleri halihazırda gelişme halindedir: yakın zamanlarda yetenekli öğretmenlerin gözetiminde Parsilerin (birbirlerinden nisbeten önemsiz farklılıklarla ayrılan) iki mezhebini temsilen kurulan iki okul; ayrıca Alman üniversitelerinde eğitim gören Parsilerin dinlerinin tarihi ve eski metinleri ile ilgili oldukça önemli ve kıymetli bilgiler ihtiva eden eserler vücuda getirmeleri bu gelişmenin önemli belirtileri arasında sayılmalıdır. Parsiler rahiplere veya tapınaklara sunular bırakmaz, fakat hayır Kurumlan çoktur ve dilenen bir Parsi’yi görmek zordur.

inananların ibadetlerine gelince, dindar bir insan, her ne kadar hiç anlamadığı Avesta dilinde de olsa, bir günde birçok kez dualar okur.

Dua yataktan kalkarken, yıkandıktan sonra ve her günlük ameliyeden sonra, yemeklerden önce ve sonra ve yatağa gitmezden önce okunabilir. Parsilerin Batılılar nezdinde en tuhaf ve en itici uygulamaları, devalara veya kötü ruhlara karşı bir önlem olarak yüzlerini ve ellerini nirang  ile (inek sidiği) ovma alışkanlıktandır. Ovma işlemi esnasında bir dua  okunur veya tılsımlı sözcükler söylenir. Parsilerin ateş sunaklarında ibadet ihtiyaridir ve tapmanlar tarafından herhangi bir zamanda gerçekleştirilebilir, ibadet edenler genellikle rahiplere bir şeyler verirler. Bununla beraber şenliklere kayda değer bir katılım vardır, bunlar haftada bir kez ve özel mevsimlerde olabilir, mesela yaradılışın altı gününü tesid eden kış ortasındaki altı günlük şenlik, bahar gün dönümündeki ekim-dikim kutlaması, Mitra şenlikleri vb. gibi. Sekizinci ayın onuncu gününde ölenlerin ruhlarına hükmeden Fravardin’in şenliği vardır; şenlikte ölüler için özel ayinler icra edilir, sessizlik kulesi ziyaret edilir, küçük tapınaklarda onlar için dualar okunur; bunlara ilave olarak her bir evdeki ölüler için yıllık anmalar düzenlenir. Yeni Yıl dünü hem dinî, hem toplumsal vasfı bulunan bir şenliktir, ateş tapınakları ziyaret edilir, kutsal ateş sunağına bakarak dualar okunur. Ayrıca dostlara ziyaretlerde bulunulur, törensel bir hava içinde tokalaşılır, yoksullara sadakalar verilir.

Zemin katta doğan Parsi çocuğu, ki ölür ölmez oraya tekrar getirilecektir, bir Brahman veya Parsi yıldız bilimci-rahip tarafından tesbit edilen yedinci günde doğum gününü idrak eder, böylelikle doğduğu burç kararlaştırılmış olur; yedi yaşında nirang ile arındırılır ve Yasna’nın yetmiş iki bölümünü temsilen yetmiş iki iplikten kuşak kuşanır. Rahip çocuğu kutsarken, başının üzerinden meyve ve baharat parçalan atar, güzel kokular sürer. Buna kusti töreni denir. Evlilikler yıldız bilimciler tarafından titizlikle düzenlenir, fakat dinî bir törenle kutlanır, çiftler etraflarını kat kat saran ipek bir bağla bağlanır, bu esnada Zend ve Sanskristçe hayır dualar yapılır. Parsilerin en özgün yanları ceneza törenleridir. ölmek üzere olan bir Parsinin yanma ona Avesta’dan teskin edici metinleri okuyan, içmesi için kutsal Hoama suyu veren ve günahlarının bağışlanması için dua eden bir rahip getirilir. Daha sonra ceset her şeyin Kaldırıldığı zemin kattaki odaya getirilir, taşların üzerine konur, sıcak su İle yıkanır, temiz beyaz elbiseler giydirilir, ardından bir demir cenaze teskeresi üzerine kaldırılır. Cesedin yanındaki rahip, akrabalarına ölenle cennette tekrar buluşabilmeleri için saf ve temiz bir hayat sürmeleri yönünde vaaz ve nasihatta bulunur. Bu vaaz Zerdüşt’ün ilk gathasından oluşur, ölene bakması için bir köpek getirilir, bu sag-did veya “köpek-bakışı” olarak bilinen bir gelenektir. Eskiden bu hayatın gerçekten son bulup bulmadığını anlamak üzere köpeğin içgüdüsüyle Karara varma yolu olarak görülürmüş; fakat şimdilerde ruhun Çinvat Köprüsünden geçişini -ki sadece dindarlar geçip cennete erişebilirler- sağlama olarak açıklanmaktadır. Cesedin sessizlik kulelerine taşınması, ttessusalar ya da yaptıkları işten dolayı temiz olmayanlar denilen özel bir Parsi zümresi tarafından yerine getirilir. Büyük bir akbabalar barınağı haline gelmiş olan Bombay’daki sessizlik kulesi, M al ab ar Tepesi’nin zirvesine inşa edilmiştir. Aşağıdaki küçük bir girişiyle, yerden yaklaşık yedi buçuk metre yükseldiğinde, taştan yapılmıştır. Kuleye ulaşıldığında civardaki ateş sunağında dualar yapılır. Daha sonra ceset Kulenin içindeki taş bir platforma bırakılır, böylelikle her türlü sıvı akbabaların bıraktığı kemiklerin süpürüldüğü bir çukura akar. Ölümü ta- Kip eden üç gün içerisinde bir rahip cesedin bırakıldığı noktaya yakın sandal ağacı ormanından kesilen ağaçlarla beslenen bir ateşin önünde sürekli olarak dua eder, bu süre içerisinde ruhun dünyayı terketmeyeceğine inanılır. Ölümün ardından dördüncü günde ölenin ruhu için bir başka merasim daha yapılır. Ölenin hatırasına hayır kurumlarına bağışlarda bulunulur ve müteakip yıl dönümleri, muktad veya ölenlerin ruhtan için düzenlenen törenler onların hatırasını diri tutar.

Hali vakti yerinde olanlar bir ölümün ilk yılının her günü bir tören düzenlerler; ve yılın son on günü özellikle muktad için ayrılır. Evlerin odalarından biri, özellikle’ temizlenip boşaltılır ve her sabah buraya seçme çiçekler ve meyveler konur ve burada akrabalar tarafından sadece ölü için değil, geçmiş günahlanrının affı için de dualar edilir.

Parsiler gece gündüz başlarını örterler, aksine davranışın günah olduğu yolunda derin bir inanışları vardır. Parsi kadınların toplum içerisindeki konumları da oldukça yüksektir; son yıllarda kadınların erkeklerle birlikte yemeğe oturmalarına izin verilmiştir. Özellikle durumu iyi’ olanların, aile hayatında hayran olunacak birçok şey vardır. Son zamanlarda kadınların eğitiminde büyük ilerleme kaydedilmiştir. Hâlâ belli günlerin anlamı ile ilgili birçok boş inanca rastlanır, her günün ona en iyi uyan özel bir şeyi vardır: belli günler seyahate çıkmak için, bazı günler yeni bir ev seçmek için, bazıları bir gelin istemek için vs.

 

Bombay’daki en büyük sesizlik kulesinin çapı yaklaşık 28 metre, yahut çevresi 92 metredir; çevre duvarları sert taştan olup dış yüzeyi beyaz sıva ile sıvanmıştır. Kulenin içerisinde dış cidara kadar uzanan ve cesetler için üç sıra açık mahfazaya bölünmüş büyük taş tabakalardan dairevi bir platform vardır; dış sıra erkekler için, ortadaki sıra kadınlar, içerisi çocuklar İçin kullanılır. Her bir mahfaza diğerlerinden 3 cm.lik bir sırt ile ayrılmıştır; kulenin ortasında her türlü sıvının derin bir çukura taşınması amacıyla kanallar açılmıştır. ‘Akbabalar cesedin kemiklerini temizleyip de, ki bu dışarıda genellikle bir saat içerisinde tamamlanır, çıplak iskeletin kemikleri tropik güneşin kavurucu sıcağında tamamen kuruduğunda bu çukura atılır ve burada çürümeye terkedilir.’ Çukurdan dışarıya doğru uzanan dört tane su yolu vardır. ‘Toprağa girmezden evvel sıvının temizlenmesi için, her bir su yolunun ağzına kömür ve kum taşı konur; böylelikle Zerdüşt dininin umdelerinden birine ‘toprak ana kirletilmemeli’ ilkesine riayet edilmiş olunur. Çukurların dipleri bir buçuk iki metre yüksekliğinde kum tabakasıyla kaplı olup geçirgendir.

 

Yeni bir kulenin temellerinin atılması ve kutsanması büyük bir tören vesilesidir. Zemin işaretlenip sınırlandıktan sonra, ölülerin ruhlarının koruyucu tanrısı Sravaşa’ya, Ormuzd’a, toprağın koruyucu tanrısı Spenta Armati’ye, göçmüş ruhlara ve yedi Ameşa-Spentaya dualar edilir. Bu dualarda, ölülerin cesetleriyle toprağı kirletmenin yanlış olduğu teslim edilerek, daha fazlasının değil, sadece etrafı çevrili alanın göçen ruhların cesetlerini koymak amacıyla kullanılması için yakarılır. Bir Dokhena’nın kutsanması esnasında etrafına bir hendek kazılır ve daha sonra kulenin ortasında iki rahip Sravşa’yı tazim etmek üzere ard arda üç sabah ve üç akşam Yasna ve Vendidad dualarını okuyup törenlerini icra ederler. Dördüncü sabah Ormuzd’u ululamak üzere bir tören yapılır; bundan sonra orada hazır bulunanlar için de benzer dualar edilir. Bunları kulenin dışındaki diğer törenler takip eder, bu esnada ve daha sonra Parsilerden binlerce kişi kuleyi ziyaret eder; daha sonra kule herkese kapanır. Kimi zaman kuleler halktan bağışlarla dikilir, fakat çoğu kez bütün masrafı şahısların yüklendiği de olur, çünkü bir kule diktirmenin faziletli bir iş olduğu düşünülür.

Dolayısıyla birbiriyle çatışan inanç sistemlerinin ortasında, Zerdüşt ismiyle birlikte anılan bu din de, bizim için çok uzak çağların inanışlarının ve tapınışlarının bir bakıma çağlar aşan tanığı olarak varlığını sürdürür. Daha çok harikulade ateşle sembolize edilen Ulu Ormuzd’a, Yüce Varlığa hürmet ve tazim, kötü ruhtan duyulan muazzam korku ve onun getirebileceği kötülüklerden uzak durma endişesi ve yardımseverlik geçmişin bu en ilginç kalıntısının ayırt edici özellikleri arasındadır. Yakın zamanların eğitimli Parsileri yüce Tanrı’nın dışındaki ruhlara yakarmanın Zerdüşt tarafından kurulduğu şekliyle dinin aslına ait olmadığını, tek bir Tanrı inancını ve düşünce, söz ve amel saflığını muhafaza ederek, bütün bunlardan vazgeçilebileceğini ileri sürerler ve bunu yaygınlaştırmaya çalışırlar. Bundan başka, son zamanların yaygın bir özelliği olarak, toplumun ruhî durumuna ve ihtiyaçlarına göre bütün ritüel ve törenlerinin de değiştirilebileceğini kabul ederler.

 

YAZIYI İNDİR