MÖ 5000 de dünya nüfusu 5 milyon civarındaydı. 3 büyük kent bulunuyordu. Bunlar Eridu(4000), Obent(2000) ve Ur(2000) şeklindeydi.

Çiftçiliğin verdiği üretim sonucunda reislerin ve din otoritelerinin arttığı, ürünleri kendi dileklerince bölüştürdüğü dönemlerdi. Bu şekilde insanları kontrol altında tutmayı başarıyorlardı. Keza su kullanma hakkı yine bu şekilde paylaşılıyordu. Üretici olan çiftçiler üretmeyen binlerce kişiyi besliyordu. İleride bu üretmeyen zorba grup devletlere dönüşecek ve bizim uygarlık dediğimiz örgütlenmeyi ve kültürü yaratacaktı.

Mezopotamya, Dicle ve Fırat nehirlerinin geniş , bereketli ve sulu ovasıydı. Batı asyadaki insanlar buralara toplanmıştı. Doğu Asyanın Dicle ve Fırat’ı ise Sarı ırmak ve Yangtze nehriydi. Nüfus burada yoğunlaşmıştı.

harappa

Şimdiki Hindistan dolaylarında Harappa uygarlığı vardı. İndus vadisini mesken tutmuşlardı.

Mısır halkı Nil Vadisinde toplansada çekimserdiler. Vadi sık sık taşkınlar altında kalıyordu. Peru insanları sahil bölgelerinde yerleşmişti. Mezo Amerika insanları yağmur ormanlarında yaşamayı tercih etmişlerdi.

İnsanlar için yerleşecek yer sayısı bir hayli fazladı. Buna rağmen teknikler o kadar ilkel bir haldeydi ki ekilen ürünlerden çok az verim alınıyordu. Üretilen ürünlerde zaten otoritece alınıp kullanılıyordu. Şimdi teker teker bu uygarlıkların derinliklerine inelim.Birincisi yanı başımızdaki Mezopotamya.

MEZOPOTAMYA

Dicle ve Fırat nehirlerinin ortasındaki bölgede kurulan Roma eyaletinin adı Mezopotamya idi. MÖ 5700 civarında kadar bu topraklara yerleşim olmadı. Bu iki nehrin ortasındaki topraklarda kışlar ve yazlar sert geçerdi. Sulandığında verimli olan bu topraklara su taşımak çok zordu. Kış karlarının erimesiyle verim elde ediliyordu. Şimdiki gibi büyük aile grupları kümelenmişti.MÖ 5500 tarinde Çoga Mani 60 küsür dönüm ekili alandan ve 1000 kişilik nüfustan oluşuyordu.

mezopotamya-2

 

Bu bölgedeki gerçekçi adımlar güneyde Sümer diye bilinen bölgede oldu.Evler kerpiç ve sazlardan yapılmıştı.Tarlalar evlerin yanındaydı.Kanolarla balık avı da yapılmaktaydı. Dini törenler köylerde yapılıyordu. Bu törenlerin merkezi Eridu idi. MÖ 4500 de nüfus 4000 civarındaydı. Anadolu’daki bazı yerleşimlerle (Çatal höyük) nüfus neredeyse aynıydı. İlerleyen 500 yıl içinde nüfus hızla arttı ve sulama kanallarının uzunluğu 5 km ye vardı. Dini otoriteler gibi din dışı liderler, ordular ve nihayetinde savaşlarda ortaya çıktı. Toplumu yönetmek için kurulacak düzende elbette elit taba sayılan memurlar için yazı ve tabi ki  okur yazarlık ortaya çıktı. Artık madenleri kalıba dökmenin de zamanı gelmişti. Bu gelişmenin ruhu en iyi Uruk şehrinde kendini göstermektedir. MÖ 3600 de Ziggurat olarak bilinen dev bir tapınak inşa edildi.zigguratziggarut

Tanrıların adı o zamanlar İanna ve Anu idi. Uruk kentinin etrafı 1km lik surlarla çevrilmişti.

uruk

MÖ 3000 yılında Uruk şehri 40.000 nüfusu ile dünyadaki en büyük yerleşkeydi. İlk ilkel yazı MÖ 3400 de ortaya çıktı.Kent tanrıları hac ziyaretleri ve kurbanlarla insanları gönüllü olarak kendine bağlarken, devlet projeleri haraç ve vergiyle halkı zorunlu olarak kendine bağlıyordu.

mezopotamya

Savaşlarda paralı askerlerin kullanıldığı bilinmektedir.Bu bölgedeki ilk hükümdarlardan biri Lugalkigineddu dur. Bir dönemde Sagor adındaki bir hükümdar tarafından yönetilen Sümerlerde taht entrikaları da görülmektedir.

Toprak toplumun temeliydi.Ancak sulanabilen toprak ancak 1/8 oranındaydı. Tapınak görevleri de babadan oğla geçer duruma gelmişti.

MÖ 3000 lerde gümüş madeni bir ödeme biçimi şeklinde kullanılmaktaydı. Keza bakırda aynı şekilde kullanılıyordu.Hayvanlara sabanlar için koşum takımları takılmaktaydı. Bu koşum takımları ilk yapay kara taşıtı fikrini geliştirdi.Hayvanların çektiği kızaklar çok erken tarihlerden beri Mezopotamya’da biliniyordu, ancak iki ve dört tekerlekli arabalar yaklaşık MÖ 3500 den beri kullanılıyordu. Bu arabalar hala çok kaba saba ve kullanışsızdı; tekerlekler masifti ve birbirine tutturulmuş üç parça tahtadan yapılıyorlardı. Bozuk toprak yollarda kolayca kırılıyor ve kentlerin dışında az kullanılıyordular. Uzun yolculuklar için yük öküzleri kullanma eğilimi varsa da, iki tekerlekli arabalar Indus Vadisi’nde de biliniyordu. Mısır’da tekerlekli araçlar alışıldık değildi; eşyaları (hatta anıtsal yapılarda kullanılan ağır taşları) Nil üzerinden nakletmek nispeten kolaydı. Karada, papirüs kamışından yapılmış ipleri kullanarak piramitler, kızaklar üzerinde duran taşların insanlardan oluşan büyük ekipler tarafından yukarıya sürüklendiği devasa rampaların kullanılmasıyla inşa edilmişti. ilk kayıklar hakkında az şey biliniyordu. Akdeniz’de MÖ 10.000 dolaylarında kullanılmış olmalılar (sonra da dünyanın başka taraflarında), zira Melos Adası’ndan çıkan obsidiyenin anakaranın çok büyük bir bölümünde kullanıldığı tespit edilebilmektedir. MÖ 3000’den önce gemiler Körfez boyunca Umman’a ve birkaç yüzyıl sonra Indus Vadisi’ne yelken açıyordu. Mısır’da bilinen ilk tahta kayıklar daha önce papirüsten yapılanların bir kopyasıydı omurgaları ve kaburgaları (ve dolayısıyla ambarları) yoktu ve herkes, kürekçilerin oturaklar üzerinde oturdukları güvertede yolculuk etmek zorundaydı.

MÖ 2000 de 3. Ur Hanedanı’nın yıkılmasıyla birlikte 100 yıl sonra Sümerler Babil kontrolü altına girmiştir. Bu çöküşün başlıca nedeni artan nüfusa karşı üretimin yeterli olmamasıydı.Mezopotamya topraklarının verimsiz olması ve sulama sıkıntısı üzerine birde nadasa bırakma gibi etkenler eklenince bu çöküş kaçınılmazdı. Kayıtlarda ‘Toprak beyaz oldu.’ cümleleri yer almaktaydı. Bu toprağın verimsizleştiği ve tuz oranının arttığı anlamına gelmekteydi. Nüfus katlanarak artmasına rağmen ürünler bin yıl öncekinin üçte birine gerilemişti.