Polinezya halklarının cin ve mitoloji­sine dair en eksiksiz ve doğru bilgiyi W. Wyatt Gill in Myths and Songs from the South Pacific isimli çalışmasında bulu­ruz. Uzun yıllar Hervey adalarından bi­rinde, Mangala’da yaşadıktan, rahiplerinin hemen hepsinin ve diğer birçokları­nın güvenini kazandıktan sonra, bize neredeyse eksiksiz ve fevkalade ilginç bir açıklama sunabilecek duruma ulaş­mıştır. Bu aynı zamanda bize diğer Polinezyalılarla ilgili açıklamaları kısaltma imkânı da sunacaktır.

 

Mangalılar evreni büyük bir Hindistan ceviz kabuğunun oyuğu gibi düşü­nürler. İçeride bir menfez vardır ve Mangalılar burada yaşarlar. Bu Hindistan cevizi kabuğunun dibinde giderek sivrilen kalın bir gövde var­dır. Bu “Bütün Hayatın Kökü” diye adlandırılan insani biçimi olmayan bir ruh ya da bir daimondur. Bu en uç noktanın üzerinde “Nefes ya da Hayat” denilen daha cesur ve kuvvetli bir ruh; bunun da üzerinde daha kesif bir başka ruh, ‘Uzun Yaşayan” vardır. Üçü anlayışlı ruhlar oluşturur ve hepsi birlikte evreni ayakta tutarlar. Sözü edilen hindistan cevizinin içinde, nesilleri gözeten dişi bir daimon, (İlk kök) yaşar. Bir gün sağ yanından bir parçayı çekip çıkarır ve bu tanrıların ve insanla­rın babası olur; Vâtea. Bunu takiben Vâtea’nın sağ ve sol yanından do­ğumlar olur, bunlar denizlerin, rüzgârların vs., tanrılarını ve sessiz ül­kede anne ile birlikte yaşayan Tu-metua’yı oluşturur. Kısaca Tu denen Tu-metua (“ana-babasına yapışık”) birçok Polinezya adasında en başta gelen tanrıdır. Bütün bir mitolojik olaylar dizisi bu tanrılara atfedilir ve neredeyse Grek mitologyası kadar karmaşık ve onun kadar ilginçtir.

Mr. Gill’e göre, Polinezyalılar evreni yoktan yaratan bir Yüce Varlık fikrine sahip değildir. Yukarıda sözü edilen ruh ya da daimonlarla bir­likte tanrılaşmış insanlar vardır; ve kuşlar, balıklar, sürüngenler, bö­cekler ve özellikle esrik rahiplere, tanrıların bedenlenmeleri, sözcüleri ya da elçileri nazarıyla bakılır ve saygı gösterilir. Bu tanrılaştırılmış in­sanların, muhtemelen daha önceki kabile şeflerinin, serüvenleriyle il­gili dilden dile aktarılan hikâyeler vardır. Vatea’nın soyundan gelen Rongo, Mangaia’nın geceye ya da “gölgelere” hükmeden baş tanrısıdır. Motoro yaşayan tanrı denilen bir ata tanrıdır. Motoro’nun son rahibi Makitaka Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Motoro’nun heykeli London Mis- sionary Society müzesindedir.

 

Mr. Gill yukarıda zikredilen çalışmasında şunları kaydeder: “Yaygın bir şekilde tanrı yerine kullanılan ‘io’ sözcüğü anlamca bir ağacın özü ya da çekirdeği anlamına gelir. Ağaç için tohum ne ise, insan için de Tanrı’nın aynı şey demek olduğuna inanılır. Bir başka deyişle tanrılar insanlığın hayatıdır. Hatta Motoro’ya tapan birisi adil bir kavgada öldü­rüldüğünde bile, öfkelenen Tanrı’nın, özel bir felaketle ya da hastalık­la suçlunun hayatına son vermiş olduğu kabul edilir.” Kralın Tanrı evin­de -ki kamıştan bir kulübedir- ilk karşılaşılan suret, bir borazan kabuk biçiminde Rongo, bunu takiben yüce Metoro’dur, bunlardan sonra di­ğer on bir tanrı gelir, ulusal tanrılar olarak kabul edilenlerin sayısı on üçtür. Bunlar için kullanılan “gündüzün sakinleri’ tabiri onların sürekli olarak ölümlülerin işleriyle meşgul olduklarını gösterir. Sadece bunlar için suret ya da heykeller yapılmıştır. Bununla beraber “gece yaşayan­ların da ölümlülerin işlerine müdahale etmek için gündüzleyin indik­leri kabul edilir.

 

Rahipliğin kökeni için tuhaf bir açıklama yapılır. Tanrıların ilkin in­sana küçük tarla kuşları vasıtasıyla konuştuktan söylenir; fakat bunların anlattıkları insanları dizginleyebilecek belirginlikte olmadığından, rahipler bir köşeye çekilmişler, tanrılar da bunları geçici “barınakları” olarak kabul etmiştir. O nedenle bunlara tanrı-mahfazaları ya da kısa­ca tanrılar denir. Kendilerine danışıldığında, en İyi yiyeceklerden bir sunu ve bir kâse dolusu sarhoş edici içki getirilmesi gerekir. Esrik halde rahip ancak sırlara vakıf birisinin anlayabileceği bir dille cevabını verir. Yaşlılıktan ölmedikçe kimsenin tabii bir ölümle öldüğü kabul edilmedi­ğinden, rahiplerden hangi ölümcül günahın bu kişinin hastalığına sebe­biyet verdiği sorulur. Şayet rahip herhangi birisine kin yahut husumet besliyorsa, Tanrı’nın bunu istediğini ilan etmesi yeteriidir ve o ölüme mahkûm edilir.

 

Ateş tanrısı Maui’nin serüvenleri bunların en ünlülerindendir. İlk kez ölüler diyarından ateşi çalıp göğe çıkartan ve güneşi tutsak alan odur. İnsanların başka birçok sanatı da aynı şekilde tanrıların başarılarına bağlanır. Sarhoş edici içki bile görünmez dünyanın kraliçesinin kurbanlarına verdiği içkiden çıkartılır. Hırsızlık insanlara ruhlar ülkesinden do­lunay geceleri çıkan İro tarafından öğretilmiştir. Yeryüzünde, havada, denizde olan her şey tabiatüstü bir kaynağa bağlanır.

 

Ölüler Mangaia’da bol miktarda bulunan en derin uçurumlara atılır ve bu yarların ölülerin barınağı olan büyük oyuğun girişleri olduğu ka­bul edilir. Mangaia sakinleri ruhların tıpkı insanlar gibi, evlendiklerine, çoğaldıklarına, kavga edip günah işlediklerine inanırlar. Kuşlar, balık­lar, sıçanlar, böcekler, Hindistan cevizleri, hint yer elmaları, bunların hepsi bu Hades’de (Ruhların Dünyası’nda) bol miktarda vardır. Yukarı­ya giden yol kapalıdır. Ruhlar insanları o kadar rahatsız etmiş, onlara hastalık ve ölüm getirmiş ve yiyeceklerini çalmışlar vs. ki, soylu bir kahraman bu tacizlere bir son vermek için kendisini canlı olarak bü­yük girişe yuvarlamış ve bu giriş o zaman kapanmıştır. O zamandan be­ri ölümlülerin ruhları başka bir yolu takip ederek aşağıya inmektedir ve Hades’in sakinleri artık insanları rahatsız etmemektedir.

mangala

Mangaia’da tabii bir ölümle ilk ölenin, Tueva ve Manga’nın genç yaş­ta ölen biricik çocukları Vectini olduğu söylenir. Ebeveyni, bundan sonra herkesin riayet ettiği bu yas törelerini tesis etmişlerdir. Buna gö­re bütün akrabalar yüzlerini siyaha boyarlar, saçlarını keserler, köpek balığı dişleriyle elbiselerini parçalarlar ve kırmızı renge boyanıp siyah çamura daldırılmış, en hoş kokulu yerli giysilerini giyerler. Başlarına ateşte tütsülenmiş eğrelti otu sararlar. Bu seremoniler on ila on beş gün sürer.

 

Kimi zaman ölen seçkin kişilerin onuruna büyük kabile toplantıları yapılır, onurlarına şarkılar okunur. Buna kemirilme hakkında konuşma ya da bir ölüm-konuşması denir, çünkü bir kimse öldüğünde onun tan­rılar tarafından yenip bitirildiğini söylemek adettir, çoğu kez otuz ka­dar “yas-şarkısı” hazırlanır, her bir yetişkin erkek akraba bir şarkı söy­lemek zorundadır. Mr. GilI bunların en ilginç olanlarından birçok örnek sunar. Burada bunların birinden ancak birkaç mısra zikredebiliriz.

“Ruh ülkesine yolculuğuna dört nala koş o zaman,

Orada bir çelenkler bolluğu bekliyor seni.

Ekmek-ağacı, sevgili çocuğum, yiyeceklerle dolu her daim;

Evet, orada her mevsim dalları yemiş yüklü ekmek ağacının.”

 

Mangalalılar eskiden insan kurbanlar sunuyorlarmış ve değişik za­manlarda çeşitli aileler kurban sunmaya mahkûm edilmiş; bunlarla ilgili vahşetin korkunç öyküleri hâlâ muhafaza edilmektedir.

mangaia