Avustralya’nın etrafındaki adalara geri dönecek olursak, Fijililerin Hıristiyanlığı kabul etmezden önceki dini düşünce ve uygulama!arı hakkında geniş bilgiye sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Onlar sadece insanlar için değil, fakat, hayvanlar, bitkiler, evler, kanolar, araç gereç­ler, hülasa bütün varlıklar için bir ölüm sonrası hayata inanırlar. T. Williams (Fiji and the Fijîans)  şunları kaydeder ‘Bazıları insanların iki ruhlu olduğunu söyler. Gölgesine ‘karanlık ruh denilir ve bunun Hades’e gideceğini söylerler. Diğeri suya veya bir aynaya akseden benzeridir ve öldüğü yerin civarında kalacağı kabul edilir, bir keresinde yakı­şıklı bir yerliyi ansızın bir aynanın önüne getirdim. Bundan hoşnut ol­du. ‘Şimdi, dedi hülyalı bir şekilde, ‘ruhlar dünyasını görebilirim’.

fiji

Fiililer cennette denizcilikle, balıkçılıkla, oyunlarla vs. hareketli bir hayat süreceklerini umut ederler. İyi ve kötü arasındaki ayrıma dikkat etmezler, her ne kadar hiçbir düşman öldürmemiş olan erkeklerin, kü­çük düşürücü nitelikteki en ağır ceza olan, sopalarıyla kirli habis şey­leri dövmeye; ve dövme yaptırmamış kadınların başka kadınlar tarafın­dan takip edileceği ve sonunda kabuklarla derileri çizilip, tanrılar için ekmek olmaya mahkûm edileceklerine inanılırsa da. Öte dünyaya yol­culuk, büyük tehlikelerle dolu bir başka uzak adaya yolculuk olarak ta­savvur edilir. Fijililer tenha, ıssız diyarları, istedikleri zaman insan for­muna bürünüp sık sık görünseler de, insanlar ta­rafından görülmesi mümkün olmayan ruhlarla doldururlar.

fijii

Her ada, hatta her bir yerleşim biriminin kendi tanrıları vardır, bunlar yerlilerle benzer hissiyata sahiptir, birbirlerini sever ve nefret ederler, gurur­lu ve intikamcıdırlar, birbirleriyle savaşırlar ve öl­dürürler. Kanoları devirdikleri, birbirlerine min­nettarlık gösterdikleri ya da birbirlerini yanılttıkları vs. söylenir. Rahipler halklarının savaştaki muzafferiyetlerinin, insan etinden hoşlanan tanrının arzusunu yerine getirme istekliliklerine bağlı olduğunu güçlü bir şeklide belirtirler. Doğrusu hiçbir dinde kanibalizm bundan daha açık ve kesin bir şekilde emredilmemiştir. Kabile liderleri zaman zaman, tanrılara kurban sunmak için karılarından kimisini öldürürler. Kaptan Erskine (” Journal of a Cruise among the Islands of the Western Pacific) ağaç kızaklar yerine kö­lelerin canlı bedenleri üzerine bindirilen kanolardan, benzer dayanak­lar üzerine inşa edilen barınaklardan, deniz kazasından kurtulan insanların rahiplerin kesin emriyle önderliklerinde yürütülen kılıçtan geçiril­me sahnesinden bahseder. Kendi cinsinden birisini öldürmek suretiy­le kendisini yeteri kadar gösterebilmiş olan her erkeğin ölümden son­ra tanrılaşabileceğinden kuşku duymazlar.

 

Fijililer arasında şu tanrıların ismi zikredilebilir: Bütün insanların ya­ratıcısı Ove. bereket ve bolluğun bahşedicisi, kendine özgülenen ayda denize açılmanın, savaşa girmenin, ekip dikmenin, ev yapmanın tabu olduğu Ratumaimbulu, eriyip bir taşa dönüşen büyük bir yılan olarak temsil edilen ve açlık dışında hiçbir duyguya sahip olmadığı varsayılan U-dengei. Tanrıların kimisi büyük bir dev yahut ejderha olarak tasavvur edilir, kimisinin sekiz kolu, kimisinin sekiz gözü, kimisinin seksen mi­desi vardır. İşin doğrusu, bilhassa korkunç, uğursuz ya da zarar verici olan her objenin Fiji tanrılarının daha aşağı sınıfı arasına yerleştirildiği düşünülebilir.

fijiii

Şayet bir Fijili kabile reisi ölmüşse karılarından biri veya daha fazlası, ruhlar dünyasına yolculuğuna eşlik etmek için boğularak öldürülür. Onun burada yalnız ve refakatsiz kalması en tahammül edilmez düşüncedir. Kendisini düşmanlarına karsı koruyabilmesi için ölünün eline bir değnek yerleştirilir ve buna ruhları yatıştırmak için balina dişi takılır.

Fiji’deki belli kabileler L. Fisbn’a göre (Joum. Anthrop. Inst., C. XIV) genç erkeklerin olgunluklarında mazhar olabildikleri Manga diye bili­nen bir takım sırlara sahiptir. Bunlar, tapınanların ata ruhlarını bulacak­ları, yardımlarını dilediklerinde sunular bırakacakları kutsal bir çit içe­risinde icra edilir.