Mr. Francis Galton’a göre Damaralar her şeyin başında bir ağacın varolduğunu bildiren bir inancâ sâhîptirler. Damaralar, Sanlar (Buşmanlar), öküzler, zebralar ve canlı olan her şey bu ağaçtan türemiştir. Birkaç büyük ağaca saygı ve ihtiramla yaklaşırlar. Omakuru yağmuru bahşeden veya esirgeyen bir tür tanrıdır. Küçük ya da önemsiz nitelik­te birçok boş inanca sahiptirler ve büyü ve tılsıma kuvvetle inanırlar, ölmüş bir dostun mezarına, yemesi için yalvanp, hayır duasını talep ederek, erzak getirirler ve ayrıca onun düşmanlarına karşı başarılı ol­ması, birçok davara, sayısız kadına vs. sahip olması için yakarırlar, ölü­lerin ruhlarının ölümden sonra görüneceğine, fakat nadiren doğal biçimlerinde ve genellikle bir köpek formunda görüneceğine inanırlar. Ama yine de ölümden sonraki hayat beklentileri yok gibidir, keza doğru ve yanlış fikrine de sahip olmadıkları söylenebilir.

 

Damaraların reisleri rahiplerdir, öküzleri kutsarlar, kızları da rahibedir, bunların, kaybolması büyük bir felaket olarak kabul edilen, kutsal ateşi canlı tutmaları gerekir. Yeniden yakılması takdime olarak öküzle­rin boğazlanmasını gerekli kılar.

 

Damaraların pek azı doğal bir ölümle ölür, diyor Mr. Galton. “Hasta bir kişi merhamet görmez; akrabaları tarafından kulübesinden atılır; mümkün olduğunca çabuk ölmesi için her şey yapılır; ve ölmek üzere olduğu anlaşıldığında nefessizlikten boğulana kadar üzerine öküz derilerini yığarlar.” Yoksul bir kadın ardında bir bebek bırakarak öldüğün­de, genellikle canlı olarak annesiyle birlikte gömülür.

 

Yukarıdaki betimleme Avrupalılar ve misyonerlerle temaslarından önce büyük nisbette Bekhuanaların da durumunu yansıtmaktaydı. Her­hangi bir tapınma biçimine sahip değillerdi, şeytanca ve kötücül oldu­ğunu düşündükleri tanrılarına Morimo demekteydiler. Herhangi kötü bir hadiseyle karşılaştıklarında ya da bir dilek veya istekleri yerine gel­mediğinde, karşısında lanetler yağdırarak öfkelerini dile getirmekte as­la duraksamazlardı; fakat mahsûlleri iyi olduğunda onun tarlalarını kut­sadığını söylüyorlardı. Kabilelerinden bazısında ağaç ve balçıktan yapıl­ma putlarla kehanete başvurulduğu anlaşılmaktadır. Rahipler aynı za­manda büyücü hekim ve kahindirler, bir savaşın başlangıcında davarları kutsarlar. David Livingstone, kendinden geçmiş halde tepinip sıç­rayarak, özel bir tarzda bağırarak ya da bir değnekle yeri döverek ke­hanette bulunduklarını bildirmektedir.