Çin’de Devlet dini ve Konfüçyüsçülüğün halihazır durumuna büründüğü şekle dair Kısa bir açıklamada bulunacağız. Ne var ki  bunu Taoculuk ve Budacılık ile bağlantılı fikirlerden tamamen ayırmak çoğu zaman mümkün değildir. Bu üç din arasında çok ciddi karşıtlık olmadığı gibi bunları birbiriyle bağdaştırmak da mümkün ve sık sık rastlanan bir durumdur. Çin’de Devlet dini ve Konfüçyüsçülüğün kapsamı ve sınırlan bu bölümde ele alınacak, Taoculuk bir sonraki bölümde, Çin Budacılığı ise daha sonra kısaca incelenecektir.

 

Bu bölüme imparatorun Göğün Oğlu olarak ibadet ettiği Pekin’deki büyük altar ve Cennet Tapınağını tasvir ederek başlamalıyız. Ağaçların çevrelediği büyük bir alanın içinde büyük güney altarı, dışarıdakinin çapı altmış dört, içeridekinin 27 metre olan beyaz mermerden üç katlı dairesel bir teras vardır. Üstteki teras dokuz eş merkezli halka oluşturan mermer tabakalarıyla döşelidir. Ortadaki yekpare yuvarlak taşın üzerine imparator kış gündönümünde göğe ve atalarına tapınırken diz çöker. Bir sonraki terasta güneş, ay ve yıldızların ruhlarının ve yılın tanrısının tabletleri vardır. Otuz metrelik güney-doğu altarı büyük porselen bir ocaktır, burada yıllık törenlerde kurban edilen iğdiş edilmiş boğanın yağlan yakılır. Her ne kadar daha fazla göze çarpan bir yapı ise de Bereketli Hasat İçin Dua Altan daha küçüktür

 

 

Cennet Altarından alçak bir duvarla ayrılır. Üst terasında yabancıların Cennet tapmağı diye bildiği, fakat Çinlilerin Yıl İçin Dua Tapmağı dediği muhteşem bir bina vardır. Burada, baharın birinci gününden hemen sonra (6 Şubat) imparator yılı kutsaması için göğe dualar eder. Büyük kuraklık baş gösterdiğinde imparator yağmur için bu altarda dua eder. Çevresi yaklaşık 3.2 km.yi bulan bir başka etrafı çevrili büyük alanda, biri göklerin tanrısına, bir İkincisi yere, üçüncüsü Jüpiter gezegenine, dördüncüsü insanlara çiftçiliği öğrettiğine inanılan Shin-nung’a toplam dört altar vardır. Göklerin altarının üzerinde bulut, yağmur, rüzgâr ve gök gürültüsü tanrılarının isimlerini içeren dört mermer tablet bulunur. Altarın üzerinde kutsal dağların, göllerin ve Çin denizlerinin isimlerini taşıyan beş mermer tablet vardır.

 

İmparatorun Çin’de devlet dininin büyük kurbanlarını şahsen icra etmesinin nedeni doğrudan imparatorluk fikriyle bağlantılıdır. İmparatorun hükmetme hakkını Gökten aldığına inanılıp, Qök, yer ve insan üçlemesinde insanı tek başına temsil eden kişilik olduğundan o zorunlu olarak yegane mümkün yüksek rahiptir ve bu sıfatla gök ve yer için büyük adakları sadece o sunabilir. Teoride imparatorun sorumluluğu Pekin’de varılabilecek en uç sınıra ulaştırılmıştır, çünkü insanlar salgın hastalık yahut kuraklık nedeniyle büyük sıkıntılara düçar olduklarında imparator bunun kusurunu ve sorumluluğunu üstlenir ve kendisini dua, kurban ve düzelme azmi içerisinde hatalarından pişman olması gereken itaatsiz evlat ilan eder. Şayet hastalanırsa veya reşit değilse bu yükümlülüklerin tümü düşer.

 

Her ne kadar önceleri sırasıyla Gök ve yer anlamına gelen Tien ve Ti sözcükleri ile bir Yüce Varlık arasında özel bir bağ var idiyse de, bu ikisinin tabletleri şimdi (devrimden önceki dönem) büyük ata tapmaklarında mevcut sülalenin ölmüş hükümdarlarını temsil edenlerle ve toprak ve tahıl tanrılarınkiyle aynı sırada yer alıyordu. Bunların hep sine “büyük” denen kurbanlar sunulur. Orta büyüklükte kurbanlar güneşe, aya, daha önceki sülalelerin İmparator ve krallarının ruhlarına, Konfüçyüs’e, ipek ve tarımın eski hamilerine, göğün, yerin, yenilenen yılın tanrılarına sunulur. Bunlardan İlk altısının Pekin’de ayrı ayrı tapınaktarı vardır. Daha küçük kurbanlar sağaltma sanatının eski öncülerine, ölmüş devlet adamlarının, filantropistlerin vb. ruhlarına, doğal fenomenlerin, hatta bayrakların, kapıların, kanunların. Kuzey Kutbunun vs. ruhlarına sunulur. Dolayısıyla Çin’in devlet dininin vazettiği tapınma şekilleri barbar kabilelerinkinden çok da yüksek değildir.

 

Bununla beraber Çin Devlet dininde, İmparatora bir rahip denilmedikçe, tam bir rahiplik müessesinin yokluğu dışında hiçbir şey, gelişmemiş kabilelerin uygulamalarından daha İlginç yahut farklı değildir. Kadınlar törenlerin çoğunda yer almazlar, bunun tek İstisnası süt tanrıçasına tapmanın imparatoriçe ve maiyeti tarafından gerçekleştirilmesidir. Göğe İbadet ederken İmparator buna uygun, mavi renkli elbiseler giyer; toprak için balçığı temsil eden san renkli; güneşe ibadet ederken, kırmızı renkli ve ay için beyaz renkli elbiseler giyer. Kış gündönümünde imparator büyük kurbandan önceki akşam sarayını terkeder, devlet arabası bir fil tarafından çekilir, binlerce saray mensubu, müzisyen ve bilgili adam kendisine refakat eder. Önce oruç sarayına gitmesi ve inzivada tefekkürle vazifelerine hazırlanması gerekir; bu esnada, sessizliği telkin etmek için ağzı üç parmakla kapalı, diğer elinde üzerinde “Üç gün oruç tut” yazılı bir levha taşıyan Taoist bir rahip gibi giydirilmiş 38 cm. yüksekliğindeki bakır bir heykele bakar. İbadete başlamak için hazır olduğunda ve refakatçiler kararlaştırılmış yerlerini aldıklarında hayvanlar öldürülür ve imparator, göğe ibadet edilmesi durumunda geceyansı, her adımda Tören Kurullarının bilgili üyeleri tarafından yönlendirilerek, sessiz törenlere başlar.

İmparator tarafından sunulan kurban hayvanlarının, inek, koyun, tavşan, geyik, domuz gibi insanların yedikleri hayvanlardan olması gerekir. Hayvanlar altarın doğu yanında boğazlanır, kan ve kıllar toplanıp yakılır, anlaşılan yakılan sunuların duman ve alevinin bunları göğün ruhlarına ulaştırması gibi, kurbanların da böylelikle yeryüzü ruhlarına ulaşması amaçlanır. “Kurban fikri” diyor Dr. Edkins, “bir şenlik fikridir. Ve Çinliler Göğün yüce ruhu için bir kurban sunulduğunda başka misafirlerin davet edilmesiyle gösterilen saygı ve ululamamın artacağına inanırlar.

 

Çin imparatorları atalarını Shang-ti ile, yüce hükümdarla birlikte, şenliğe katılmaya davet ederler. Baba gök, ana yer olarak tazim edilmelidir.” Çinlilerin düşüncesine göre kusursuz bir saygı gösterilebilmesinin (ya da ataların gerektiği gibi tazim edilebilmesinin) tek yolu bir babanın tabletinin Shang-ti’ninkiyle birlikte sunağın üzerine konulmasıyla mümkündür; dolayısıyla imparatorun atalarının tabletleri Shang-ti’ninkiyle birlikte her zaman sunağın üzerine yerleştirilir. ‘Altann üst bölümüne, yüzü güneye dönük, diz çöken imparatorun hemen önünde, Hwang-tien Shang-ti (Kadiri Mutlak Gök) yazılı Shang-ti tableti yerleştirilir. İmparatorun atalarının tableti, doğu ve batıya bakacak şekilde iki sıra halinde dizilir; her bir tabletin önüne sunular konular. ‘Bu sunular şunları içerin kaynatılmış dan ve pirinç; çorba içinde, tatlandırıcılarla veya sade, sığır ve domuz eti dilimleri; salamura balık, tavşan ve geyik eti dilimleri, salamura soğan, bambu filizleri, fındık, ceviz, buğday ve Arap dansından çörekler; bütün bunlar ayrı tabaklar içinde sunulur. Bunların arkasında yeşim, zümrüt gibi kıymetli taşlar ve yakılmak üzere ipek sunulan, önde ise üç fincan bir tür pirinç rakısı vardır. Altarın önünde yerde genç bir düve de vardır ve bunun arkasında Budistlerin tapmaklarında kullandıktan, bir büyük kulplu vazo, iki tane kollu şamdan ve iki çiçek vazosu vardır.

 

Bunların arkasında da başka kollu şamdanlar vardır; ve güney-batı köşesinde imparatorun duasını okuduğu bir masa bulunur.

İmparatorun yerine getirmesi gereken ince tören kurallarını burada bütün ayrıntılarıyla ele alamayız. Vazifeleri buhuru yakıp, kulplu vazoların içine Koymayı, atalarının tabletlerinin her birinin önünde diz çöküp, tütsü çubuklarını yakmayı, büyük tabletin önünde üç kez yere kapanmayı, dokuz kez başını eğmeyi, daha doğrusu başıyla yere vurmayı içerir. Şayet bütün bunlar ağırbaşlı dini bir hava içersinde yapılmamış olsaydı imparatora refakat edenlerin onu taklit ederek yere kapanmalarını seyretmek gülünç bir etki bırakabilirdi.

Kış töreninde yapılan duanın bir parçası aşağıdaki gibidir: “Ben, sizin kulunuz, meşru mirasçı sıfatıyla göğün Oğlu, yukarıdan aldığım inayetkâr buyrukla bütün bölgelerin sakinlerini besleyip avutma görevini, bütün insanlara sevecenlikle yaklaşıp hepsinin mutluluğu ve refahı için azimle gayretle çalışarak yerine getirmekteyim. Şimdi, Sin gününün, toprağın sürüleceği baharın gelmesini beklerken, merhametle korunup esirgeneceğimizi umarak yukarıya bakıyorum. Bol yiyecek sunularıyla tebamı ve hizmetlilerimi getirdim, Shang-ti’yi ululayan bir kurban sundum. Aşağıya bize bakmanı, her türden mahsûlün yetişmesi için yağmur bahşetmeni, emeklerimizin boşa gitmemesini, elimizin boş kalmamasını diliyorum.” Duanın kalan kısmı ölen imparatora övgülere ayrılmıştır.

Bu tören boyunca birkaç kez, yaklaşık yüz kişilik müzisyen grubu “barış şarkısını” çalar, müzik şimdi “evrensel” barış, “kusursuz” barış, “uyumlu” ve “görkemli” barış ismini almıştır. Göğe şaraplar sunulur, daha sonra imparatora da sunulur, tattıktan sonra imparator tekrar başını eğer ve yere kapanır. Bunu görevlilerin duanın üzerine yazıldığı tableti yakmalarından sonra, buhurun, ipek ve nadide yiyeceklerin, büyük ocakta, ölmüş imparatora sunulan sunuların özel büyük mangallarda yakıldığı yakma töreni takip eder. Kurbanların sunulacağı günler ve saatler bütün bir astrolojik sistem çerçevesinde belirlenir, buna burada giremeyiz; fakat astroloji, esrarlı sayılar, el falı ve kafatası bilgisine (kafatasındaki girinti ve çıkıntılardan hareketle kişilik çözümlemesi) ve uğurlu günler ve durumlarla ilgili bütün gizemli bilgi elde etme ve geleceği önceden haber verme biçimlerine Çinliler büyük saygı gösterir ve elbise kesiminden, seyahat günü ve biçimine, bir evin yapımından, bir mezarın seçimine kadar Çin’de günlük hayatta yaygın biçimde kullanılır.

 

Yaz gündönümünde yer akarında İmparatorun katıldığı merasim ve ibadet buna öz itibariyle benzerdir; fakat yakılacak sunular yerine Yere sunulan gömülecek (duanın üzerine yazıldığı) ipek sunuları vardır, imparatorların ruhlarına sunulan ipek ise yakılır. Yere yakarış şöyledir “Ben, kulunuz, meşru mirasçı sıfatıyla Göğün Oğlu, How-too’ya, Yerin hâkim Ruhu’na seslenme cüretinde bulunuyorum, yaz gündönümü geldi erişti, bütün canlılar hayat buldu, hepsi senin İnayetine ve İhsanına muhtaç. Hudutsuz Gökle birlikte sana sunular sunuldu, kıymetli taşlar ve İpeklerden, yediğimiz hayvanlardan, nadir bulunan yiyeceklerden müteşekkil sunular.” İmparator kendisini sadece Göğün ve Yerin ruhlarına yakarırken bir kul olarak takdim eder. Bütün bunlarda hâkim düşünce Ruhların davet edildiği bir şenlik düşüncesidir.

Soylu Atalar Tapmağı, yahut Büyük Tapınak’ın üç büyük ve muhtelif küçük binaları vardır. Birinci büyük bina yılın sonunda bütün atalara sunulan ortak kurbanlar için kullanılır. Ortadaki binada her mevsimin ilk ayının ilk günündeki kurbanlar sunulur. Buraya mevcut sülalenin ölmüş imparator ve imparatoriçelerininkiler gibi, en önemli tabletler yerleştirilir. Üçüncü binada daha çok ataların tabletleri vardır. Bu iki binada, yılda sadece dört kez değil, fakat diğer büyük vesile ve hadiselerde de aynı anda kurbanlar sunulur. Diğer küçük binalar kurban şenliklerine misafir olarak kabul edilmiş akrabaların ve kraliyet memurlarının tabletlerini içerir. Doğudaki avluda atalara ve akrabalarına yapılan yakarışların yazıldığı tabletlerin ve sunulan ipeklerin yakıldığı büyük bir mangal vardır; bir başka mangalda kıymetli memurlara sunulan ipekler yakılır.

 

Sunuların tamamı yiyecek ve ipekten ibaret değildir. Konfüçyüs’ün öğretisine göre ölülere sanki yaşıyorlarmış gibi kurban sunulmalıdır, o nedenle tapmakta hasırlar ve iskemlelerle birlikte, giyecek sandukası da muhafaza edilir ve bunlar kurbanlarla birlikte sunulur. Bir sunu kümesi imparator ve hanımının önünde sunulur. Burada “imparator ve imparatoriçenin, her ne kadar hayatta böyle olmasa da, öldüklerinde beraber yiyip içebildiklerine’ geçerken dikkat çekilmelidir; ve buradan kadınların açık yemeklerden uzak tutulmasının kurbanlarının yerleştiği dönem kadar eski olmadığı sunucuna varılabileceği ileri sürülmüştür.

 

Bu törende dua, imparatorun kendisi tarafından okunması yerine, imparatorun adına bir memur tarafından dizlerinin üzerine çökerek okunur. İmparatorun ünvanı, soyu ve kendi özel adı okunduktan sonra, şöyle’ devam eder: “Sana seslenmeye cüret ediyorum atam, baharın (yaz vs.) bu ilk ayında derin şükranımın bir ifadesi olarak özenle kurbanlar, hayvanlar, ipek, şarap ve çok çeşitli tabaklar sundum, şimdi acizane bu sunuların kabulünü diliyorum.” Çeşitli şarkılar söylenir, bir örneği şöyledir: “Ah! Gökle birlikte bugün misafirimiz oldu imparator atalarım. Savaşta ve barışta örnek erdemli davranıştan bütün bölgelere yayıldı. Ben, onların soyunun sadık temsilcisi. Göğün buyruğuna mazhar oldum ve amacım benden öncekilerin hedeflerini gerçekleştirmek, böylelikle huzurun, refahın binlerce, on binlerce yıl sürmesini sağlamaktır.” Göğe sunulan kurbanlardan bir farklılık aranacaksa törenin daha ayrıntılı olduğu söylenebilir. İmparator on altı kez dizlerinin üzerine çöker, alnını otuz altı kez yere sürer, bu şekilde atalara saygıya verilen büyük önem gösterilmiş olur.

İmparatorun katıldığı törenlerin bir diğer önemli bölümü toprak ve hububat tanrılarına sunulan kurbanları içermesidir. Toprak ruhunun attan iki katlıdır, üstteki beş farklı renkli toprakla kaplıdır. Toprak ruhu yahut tanrısı ve bir de hububat tanrısı için tabletler vardır; diğer iki tablet misafirler için ayrılmıştır ve Çin tarımının kurucularını veya önemli öncülerini temsil eder. Bu tören bahar ve güz mevsiminin ortasına rast- gelen aylarda ve bu ruhlara seslenmenin gerekli hale geldiği diğer önemli durumlarda yapılır. Kurbanlar öz itibariyle daha önce betimlenenlerle aynı özelliklere sahiptir.

Çinlilerin genel düşünce yapısı bizimkinden o kadar farklıdır ki bu törenlerde imparatorun neredeyse dört yüz milyon insan için en yüksek dinî işlevi yerine getirmesini ve halkını Roma’daki Papa’nın Roma Katolik Kilisesinin mensuplarını temsil ettiğinden daha tam bir şekilde temsil etmesini, insanlara büyük felekatler getirmiş olması muhtemel herhangi bir hata yahut kusurdan dolayı kendisini suçlamasını ve Çinliler için yer yüzünde Tanrı’nın yerini tutmasını veya onun vekili olmasını anlayabilmek güçtür. Keza her ikisi de ölmüş imparatorlara adanmış tapınaklarınkine benzer şekilde düzenlenmiş, ulusal bilgeler için tabletler içeren bir tapınakla birlikte imparatorluktaki her imtihan salonunun yanı başında Konfüçyüs için bir tapınağın bulunmasını da anlamak güçtür. Konfüçyüs’ün suretine hemen her yerde rastlanır, ibadet ‘ “ruhun yeri” denen tablet yahut yazıtın önünde yapılır. Bununla beraber Konfüçyüs için belli bir dua şekli yoktur, ibadet eden kişi hürmet hissini ifade etmek üzere sadece tabletin önünde yere kapanır. Konfüçyüs’ün tabletinin her iki yanında salonun aşağısına doğru en seçkin takipçilerinden yetmiş ikisinin tabletleri vardır, yazıtlar bilgelerin bilinen isimlerini ve Unvanlarını ihtiva eder. Giriş kapılarında şu türden yazıtlar vardır: “Gelmiş geçmiş on binlerce neslin öğretmeni ve örneği.” “Göğe ve yere denk.” Bilgeye bahar ve güz gündönümlerinde kurbanlar sunulur, öküz, koyun ve başka hayvanlar boğazlanıp, derileri yüzüldükten sonra bilgenin tabletinin önündeki masalara konulur. Bu sunu öğleden sonra üçte mandarinlerin eşliğinde sunulur, daha sonra et şehirdeki okumuş sınıf arasında bölüşülür ve yenir. Konfüçyüs’e bir tanrı gibi tapıldığını söylemek doğru değildir; fakat ona gösterilen saygı, her ne kadar dua edilmese de, Çinliler arasında başka herhangi bir törenden biraz farklıdır. Çinlilere okula girdiklerinde, Konfüçyüs’ün önünde eğilmeleri, aynı şeyi okulu bitirip imtihan-salonuna girdiklerinde de yapmaları öğretilir. Böylelikle Çinlilerin Konfüçyüs’e yaygın olarak verdikleri “tahtsız kral” Unvanı doğrulanmış olur.

En önemli Konfüçyüs tapınağı, daha çok soyundan gelenlerin oturdukları doğum yeri Kiu-fu-hien’de, mezarının hemen yanındaki tapınaktır. Ana bina iki katlıdır, yukarıdaki veranda uzaktan sanki etraflarında devasa dragonlar dolaşıyormuş gibi görünen altı metre yetmiş cm. uzunluğunda büyük mermer sütunlar üzerine oturur, fakat hepsi de yekpare bir mermer parçasından kesilmişlerdir. Tavanın çinileri sarı porselendendir. İçeride yaklaşık beş buçuk metre yüksekliğinde bir Konfüçyüs heykeli vardır. Al değirmi çehresi, iri heybetli başıyla uzun, güçlü ve sağlam yapılı gösterilir. Yukarılara bakan gözleriyle, tavrı ciddi ve düşüncelidir. Yazıtta “En kutsal önsezili Bilge Konfüçyüş ruhunun ebedi istiratgâhı” ifadesi yazılıdır. Tavanda bilgeyi en yüce tabirlerle öven daha başka birçok tablet vardır. Babasının, annesinin, karısının, atalarının vs. adına ayrı, daha küçük, daha sade tapınaklar vardır. Bir tapmakta Konfüçyüş’ün mermer üzerine üç resmi, mermer üzerine bir dizi kabartması vardır, bunların hepsi, kenardaki yazılı anlatımlarla, bilgenin hayatındaki belli başlı kesitleri canlandırır. Tamamı 120 tabakadır ve eski giysileri, mobilyaları, arabaları göstermeleri bakımından fevkalade ilginçtir.

Konfüçyüs’ün Pekin’de daha mütevazı bir tapınağı vardır, burada heykelleri yoktur, fakat bilgenin ruhunu haberdar etmek amacıyla konulmuş, son yüzyılda değişik imparatorların dışarıdaki fetihlerini kaydeden altı anıt vardır. Tapınağın on iki on beş metre yüksekliğinde büyük bir salonu, salonun içinde bilge ve belli başlı talebeleri için tabletler vardır. Tavanda da Konfüçyüs’e övgü ihtiva eden birçok tablet bulunur ve her yeni imparator bunlara bir yenisini ekler. Bu tapınağın etrafında Konfüçyüs’ün birçok ünlü takipçisinin tabletlerinin yerleştirildiği başka binalar vardır.

İmparator bu tapınağa maiyetiyle birlikte yılda iki kez gider ve iki defa diz çöküp altı kez önünde yere kapandıktan sonra aşağıdaki yakarışla bilgeyi tazim eden “Büyüksün, yücesin, ey kusursuz bilge! Erdemin kusursuz, öğretin eksiksiz. Ölümlüler arasında dengin yok senin. Bütün krallar ulular seni. Heykellerin, yasaların görkeminden hiçbir şey kaybetmeksizin erişti bize. Bu imparatorluk okulunun örneğisin sen. Sunu kapları tazimle ve hürmetle dolduruldu. Davullarımızı ve zillerimizi huşu ile çalıyoruz.” Bunu uygun yiyecek, şarap ve ipek sunuları takip eder; daha sonra bir mandarin şu duayı okur: “Bu … yılının bu … ayında Ben, imparator, filozof Kung’a, kadim muallim, kusursuz bilgeye bir kurban sunuyor ve sesleniyorum. Ey muallim, erdemiyle Gö- ğe ve Yere denk, öğretileri geçmişi ve yaşadığımız günleri kucaklayan, sen ki altı klasiği hazmedip günümüze ulaştırdın, bütün nesillere dersler bıraktın! şimdi bahann (yahut güzün) bu ikinci ayında eski heykellerin önünde saygı ve hürmetle, kurbanlar, ipekler, ruhlar ve meyvelerle birlikte sana huşu ile kurban sunuyorum. Seninle birlikte ardılın filozof Yen’e, temel ilkelerinin yorumcusu filozof Tsang’a, senin taşıyıcın filozof Tsze-tsze’ye ve senden sonra ikinci gelen bilge Mang’a (Men- cius) da. Bu sunular seni hoşnut etsin!”

 

İmparator Kien-lung tarafından inşa edilen Büyük Klasikler Binası Konfüçyüs Tapınağı’nın hemen yanı başındadır. Klasiklerin yaklaşık 200 büyük taşa kazınmış eksiksiz metinlerini ihtiva eden uzun sütunlarıyla görkemli bir binadır. Sözü edilen bina imparatorun hükümdarlık döneminde bir kez, başkentin bütün bilginlerinin huzurunda tahtına oturup, kendisi tarafından yazıldığı varsayılan klasik bir denemenin okunuşunu dinlediği görkemli bir yapıdır.

 

 

Burada, on yedinci yüzyılın sonuna doğru, imparator Kang-hi’nin geniş halk yığınları arasında yayıldığı şekliyle, Konfüsçülüğün temel ilkelerini hülasa eden on altı düsturunu iktibas edebiliriz:

  1. Toplumsal ilişkilere gereken önemi vermek için evlat saygısına (xıao ya da anne baba sevgisine) ve kardeşçe dayanışmaya en büyük saygıyı göster.
  2. Uyum ve iyi kalpliliğini göstermek için soyunun üyelerine cömertçe, davran.
  3. Kavga ve ihtilafları önlemek için komşularınla barış ve uyum içinde ol ve bunu sürdür.
  4. Yiyecek ve giyecek sıkıntısının baş göstermemesi için çiftçiliğe ve ipek böceği yetiştiriciliğine gereken önemi göster.
  5. İsrafı ve savurganlığı önlemek için ölçülülük ve tutumluluğun ödüllendirildiğini göster.
  6. Bilginlerin uygulamalarındaki kusurları gidermek için sık sık oturumlar ve seminerler düzenle.
  7. Doğru öğretiye hak ettiği yeri vermek için yabancı öğretileri hoş karşılama ve onları uzaklaştır.
  8. Cahilleri ve serkeşleri ikaz etmek için yasaları tanımla ve açıkla.
  9. İnsanların hedeflerine ulaşmalarını sağlamak için uygun mesleklerde gayretle çalış.
  10. Yanlıştan alıkoymak için oğullarının ve kardeşlerinin eğitimini ihmal etme.
  11. Dürüstleri ve iyileri korumak için iftiraların, karalamaların sonuna kadar üzerine git ve bir karara bağla.
  12. Cezalarına maruz kalmamak için aylakları, evsizleri uyar.
  13. Vergi payının devlet tarafından müsadere edilmesine meydan vermemek için, vergilerini gönülden ve eksiksiz olarak öde.
  14. Hırsızlığın ve soygunların önüne geçmek için düşkünlere yardım et.
  15. İnsana ve hayata gereken önemi vermek için küskünlükleri ve öfke hislerini yatıştır.’

 

Atalar için dikilen tabletler ükenin değişik bölgelerinde biçim ve yapı bakımından farklılık gösterir. Fuchow civarında kullanılana benzer şekilde yan tarafta gösterilmiş olanı, biri taban, İkincisi arka ve üst kısmı, üçüncüsü cepheyi oluşturan üç tahta bloktan teşekkül eder. Bu sonuncusunun ortasında Çin alfabesiyle yönetimdeki sülalenin ismini, tablet ile anılan kişinin Unvanını, atalarını ve kendi ismini görürüz. Tableti diken evladın veya başka bir şahsın ismi de küçük harflerle sol tarafa kazınır. Şayet tablet bir oğul tarafından anasının hatırasına dikilmişse, yad edilenin kocasının ve babasının soy ismi kitabeye yazılır. Tabanın ön tarafında ancak bilgenin yaşadığı dönemde görüldüğü söylenen efsanevi bir hayvan resmi vardır, tabletin üst tarafında ise Çin ejderhasının başı görülür. Tabletin bütünü yirmi iki, kırkbeş cm. yüksekliğinde, kalınlığı beş ila on cm. arasındadır; işlemeli ve yazılı bölümler altın yaprakla kaplıdır. Baba ve ana için dikilen tabletler birbirine benzerdir, en önemli farklılık yazı karakterleri arasındadır. Bir aile birlikte yaşadığı sürece atalar en büyük erkek çocuk tarafından dikilen tablet ile tazim edilir; dağıldığında daha küçük erkeklerin her biri ailenin bütün atalarının hatırasına farklı bir tablet dikebilir. Erkek çocuklar öldüğünde ise en büyük erkek çocukları kendi anası ve babası için tabletler diktirir ve bu böyle devam eder.

 

Çinlilerin dini inanışlarının bir diğer önemli veçhesini Çin’de, Shang- tung’un iç kesiminde, Taishan’daki beş kutsal dağ oluşturur. Bir haritada “erdemce göğe denk, bu dünyanın efendisi” diye adlandırılır. Doğumları, ölümleri, talihsizlik ve mutluluktan, İkbal ve idban belirlediğine inanılır. Birçok zirvesi vardır ve göğün altındaki bütün mekânlar içinde en fazla ziyaret edilmeye değer yer olduğu söylenir. Tepenin zirvesindeki büyük tapınak derin bir saygı beslenen “Kadim Ana’nın bir suretini ihtiva eder, özellikle hasta ve talihsiz kimseler, çocuksuz kadınlar vs. tarafından kendisine dua edilir. Binanın ana bölümü, ziyaretçilerin para ve diğer sunular bıraktıkları kapıdaki küçük bir delik haricinde, bütün yıl boyunca kapalıdır. Yılda bir kez bu tapınağa büyük bir yürüyüş düzenlenir ve İmparator tarafından görevlendirilmiş bir memur kapıları açar ve içerideki her şeyi alır. Bunun yanı başında Kadiri Mutlak Tanrı’ya denk olduğu söylenen Tal-shan dağlarının tanrısı için bir tapınak vardır. En yüksek zirvedeki bir başka tapınak Taocuların üçlemeleri içinde her şeyin hâkimi olan tanrı için kutsaldır. Konfüçyüs, bahar tanrısı, gök ve yer— ve Taocuların sistemine ait olan başka birçok tarın için başka tapınaklar vardır. Biri, edebiyatın hamisi Wun-chang yıldızına, bir diğeri savaş tarınsı Kv/an-ti’ye, bir bakası kocalarının ölümünün ardından intihar etmiş olan kadınların ruhlarına Elittir. Ateş, servet, tarım, yol, toprak ve hububat tanrılan yahut ruhlarının hepsi tapınaklarla tazim edilir. Mr. Wiliamson bütün şehir hakkında “tepe ve şehrin bir planı bu yerin güzelliği hakkında çok yetersiz bir fikir verir. Şayet okur muhayyilesini zorlayıp şehri caddeler ve dükkânlarla; tepenin etekleri- ninden zirvesine dek her iki yanda güzel ve bakımlı ağaç sırasının eşlik ettiği yolla; ağaçlar, çalılıklar ve yeşillikle kaplı tepelerle; şurada burada çağlayanlar ve yalçın kayalarla; zevksizce süslenmiş tapmaklarla; tek sıra halinde ilerleyen, aralarında daha zenginlerin tahtı revenlarla, genç yaşlı, kadın erkek, hacı kafileleri; kemerlerin altında çaylarını yudumlayan küçük topluluklar, yol kenarlarındaki üstü başı perişan haldeki dilencilerle, her bir hacı topluluğunu takip eden dilenci çocuklarıyla donatırsa manzaranın büyüleyici zenginliğine dair bir ölçüde fikir edinebilir.”

 

Çin’de büyük boyutlardaki batıl inanç ve körü körüne tutuculuğa rağmen, Konfüçyüsçülerin arasında bile, belli bir ilerleme işaretlerine rastlanmaktadır. Şimdiki sülaleden önce, bütün varoluşun temelinde yer alan bir Ülke’den başka bir şey olmadığı ileri sürülen, yüce hükümdar Shang-ti’nin kişiliğini yadsımaya yönelik güçlü bir eğilim vardı. Bu muğlak bir panteizmdi. Şimdilerde kişisel yönetici fikrine belirgin bir dönüş vardır ve “Bir ilke kızabilir mi? Bir ilkenin insanların eylemlerini

değerlendirip, insanların sunularından hoşnutluk duyduğu söylenebilir mi? Ama yine de klasik kitaplarda bu Filler Shang-ti’ye izafe edilir. O nedenle Shang-ti bir ilke olamaz, kişisel bir varlık olmalıdır.” türünden sorular insanların zihinlerini meşgul etmektedir. Birçok eğitimli Çinli, Hıristiyan misyonerlere cevaben, kendilerinin de bütün tabiatta mevcut olan Tanrı’ya taptıklarını ve bütün bilim incelemelerinin Tanrı’yı ululadığını ileri sürerler.

 

Dr. Edkins Konfüçyüs ahlâkının Çinliler üzerindeki tesirini sorgularken şu kanaate varır: “Bu onları ahlâklı bir halk yapmamıştır. Aralarında yaygın bir şekilde toplumsal erdemlerin çoğuna riayet edilir; fakat j yine de ahlaklı olma konusundaki azimlerinin önemli ölçüde eksik olduğu dışarıdan bakan birisinin dikkatine hemen çarpar. Aralarında ticari dürüstlük ve doğru sözlülük Hıristiyan ülkelerdekinden çok daha ı az yaygındır.” Fakat burada şunu ilave etmeliyiz ki başka gözlemciler  Çinlilerin ticari dürüstlüklerinin, daha fazla değilse bile, Avrupalılarınkiyle aynı düzeyde olduğunu teslim ederler. Ölümden sonraki hayat,  her ne kadar ata ruhlarına saygı ve duayı ziyadesiyle teşvik ediyor ise de, pek Konfüçyüsçülüğün ilgi alanına girmez. Daha önce görüldüğü gibi, Konfüçyüs tabiatüstü tezahürler yahut ruhlar üzerine konuşmayı  sevmezdi; ve Konfüçyüs’ün bu konuda öğretilerine yansımış belirli bir inancının olduğunu söylemek güçtür. Taocuların yahut Budacıların  inançları çok daha kapsamlı ve belirgindir. Şüphesiz ölülerin ruhlarının  hayatlarını sürdürdüklerine inanılır, fakat onların mutluluktan öncelikle yaşayanların kendilerine gösterdikleri hürmet ve tazime bağlıdır. Dr. Edkins “Konfüçyüsçü öğretiye göre Batılıların anladıkları anlamda bir cennetin olmadığına” dikkat çeker. “Ruh, eğer unsurlarına ayrışmaz ve sonunda geri dönmez ise dul ve yalnız, umutsuz ve çaresiz halde kalır. Şuurlu bir fert olarak mutluluk zamanı geçmiştir. Ancak bedenle bir ve bütünken mutlu olduğu söylenebilir, bunun tek istisnası gelecek nesillerin tasvip ve takdirlerine mazhar oldukları zamandır.”

 

Çin’i ziyaret etmiş ve üzerine incelemeler yapmış İnsanlar burada dinî değişimin önündeki engellerin mukavemet gücü hakkında pek fazla bir fikre sahip değildirler. Aslında Devletin gücü, İmparatorun tanrısal otoritesini ve temsili karakterini muhafaza etmesi için, dine bağlıdır. Bu Çinlilerin düşüncelerini binlerce yıldır etkilemiştir ve onların arasında, vücut için “yemek zorundayım” hissi ne kadar köklü ise bunun da hemen aynı derecede köklü bir yeri vardır. Yabancı düşüncelere karşı aldırmazlık ve küçümseme Çinlilerinki kadar köklü İse eğer, imparatorları hakkında besledikleri ve yerine göre Devlet dininin kurbanlarını ve İnançlarını da destekleyen önyargı ve nedensiz hoşlanmanın üstesinden gelinmedikçe bununla baş edilmesi mümkün değildir. Evlat saygısı ve atalara tapınmanın, “soylu hislere işaret eden ölülere ; hürmetin aydınlanmayı kolaylaştırdığı düşünülebilir; fakat bu aynı zamanda erken nişanlanmaların ve çok evliliğin en güçlü desteğidir,

Çünkü bir Çinli sırası geldiğinde soyundan kendisine kurban sunacak birisine sahip olmamayı tahammül edilmez bulur. Atalara ve eski geleneklere böyle bir saygının haiz olduğu gücün değişimi engellemede rolü tasavvur edilemeyecek kadar büyüktür. Budacılığın ve Müslümanlığın ilerlemesiyle görüleceği gibi, değişim gelse bile, böyle bir değişim eğilimi Avrupa kaynaklı düşünceleri benimsemekten uzak duracaktır.

YAZIYI İNDİR