Caynalar günümüz Hindistan’ında, sayılarından ziyade servetleri ve tesirleri bakımından önemli bir dini topluluktur. Hindistan’daki ticari işlerin yarısının daha çoğu Hindistan’ın kuzeyinde ve batısında ve daha az sayıda güney yarımadada, tüccar ve banker olarak onların elinde olduğu söylenir. Yakın zamanlara kadar Caynacılık geleneksel Hindu dininin, her halükarda bin yıldan fazla bir geçmişi olmayan, yakın zamanlarda ortaya çıkmış bir kolu veya mezhebi olduğuna inanılmaktaydı. Fakat birkaç önemli uzmanın titiz araştırmaları onları Caynacılığın, az daha yaşlı değilse bile, Budacılığın yaşıtı olduğuna ve doğumunu benzer şartlara, yani Brahman çileciliğinin aynı doğrultuda gelişmesine ve Brahmanların zorbalığına Karşı tepkiye borçlu olduğuna inandırdı. Burada tartışmanın ayrıntılarına giremeyiz, günümüzün en iyi uzmanlarından biri olan Profesör Jakobi tarafından desteklendiği haliyle bu görüşü doğru olarak kabul edeceğiz.

 

Budacılık ve Caynacılık arasında, zorunlu olarak birinin diğerinden türediğini göstermeyen, daha ziyade aynı çağda veya aynı entelektüel dönemde doğduklarına delalet eden bazı benzerlikler vardır. Budacılık daha fazla intibak kabiliyeti olduğunu ve daha geniş bir sempatiye hitap ettiğini göstermiş ve Caynacılığı geçip gölgede bırakmıştır; buna mukabil sonuncusu, daha az yozlaşmış olanı, hayırsever amellerle daha fazla tanınanı, Hindistan’da ayakta kalmış, ama ilki sükut etmiştir.

Her ikisinde de azizlere veya peygamberlere, Tathagata, Buddha, Mahavira, Arhat vb. gibi aynı tavanların verildiğini görüyoruz; fakat birtakım unvanlar biri tarafından bir diğeri öbürü tarafından daha sık kullanılmaktadır; ve Caynacıların bir peygamberini niteleyen Tirthankara rtirtha yapan”, Sanskritçe tirtha ‘kutsal ırmak sığlığı”) sözcüğünün, Budacıların kutsal metinlerinde sapkın bir mezhebin kurucusu için kullanılması kayda değerdir. Her ikisi de canlı varlıkların öldürülmemesine büyük önem verirler; her ikisi de sonraları peygamlerine ve azizlerine tapınma derecesinde büyük saygı gösterirler ve tapınaklarına onların heykellerini yerleştirirler; her ikisi de şimdiki zamanı önceleyen büyük zaman devirlerine (Yuga) inanırlar. Vedaların tanrısal otoritesinin ve Brahmanların nüfuzunun reddi de keza her ikisinde ortak bir unsurdur. Bunlardan başka Caynacı çilecilerin beş yemini ile Budacı keşişlerinki arasında neredeyse bir özdeşlik vardır; yani hayatı yok etmeme, yalan söylememe, verilmemiş olanı almama, saf temiz bir yaşam sürme ve dünyevi olan her şeyi terk etme (bu sonuncusu Budacıların mukabil yemininden çok daha kapsayıcıdır); fakat ilk dördünün aynı zamanda Brahman çilecilerin de yemini içinde olduğu anlaşılmaktadır. Caynacı keşişlerin hayatında Brahman çileciler için vazedilmiş kurallarla esas itibariyle uyuşan başka noktalar da vardır.

Caynacılığın büyük kurucusu, Vardhamana, yahut Mahavira ((“büyük kahraman”) bir Cayna peygamberi olarak ismi). Kalpa Sutra’larında yirmi dördüncü peygamber olarak geçer ve anlaşılan, Budacılığı anlatırken daha önce ismi geçmiş olan, Vesali’den pek uzak olmayan Kundagramma’nın reisi ya da bir soylu Kşatriya (savaşçı) Siddhartha’nın küçük oğluydu,ve Siddhartha’nın karısı, Vesali kralının kızkardeşi, Magadha kralının da akrabasıydı. Mahavira yirmi sekiz yaşında bir çileci oldu ve züht ve riyazet içinde yirmi yılını geçirdi. Bu dönemden sonra bir peygamber, bir aziz yani Tirthankara (bir düşünce okulunun önderi ya da fatihi (cina) anlamına) olarak tanındı ve hayatının kalan otuz yılını, daha çok Magadha krallığında, fakat Sravasti ve Himalayaların eteklerini ziyaret ederek, öğretisini yaymakla ve kendi çileciler tarikatını örgütlemekle geçirdi. Mahavira’ya Budacıların kitaplarında, rakip Miganthalar yahut Caynalar tarikatının önderi olarak, daha çok tanınan Hataputta adıyla atıfta bulunulur ve her iki dinin kitaplarında da birkaç çağdaş isim zikredilir. Mahavira’nın yaşadığı dönemi i.ö. yaklaşık altı ve beşinci yüzyıllar arasına yerleştirebiliriz, fakat Caynaların günümüze ulaşmış en eski metinlerinin tarihi i.ö. üçüncü yüzyıldan öteye gitmez ve i.s. beş veya altıncı yüzyıla kadar yazıya geçirilmemiştir. Mahavira’nın, Kalpa Sutra’ya göre yaklaşık iki yüz yıl önceki selefi, Parsva’ya neleri borçlu olduğunu kestirmek güçtür. Daha önceki Caynaların yaşamları, Gautama’nın seleflerininki gibi tamamen efsanevidir. Adinath bunların en eskisidir.

Kalpa Sutra’da anlatıldığı haliyle, Mahavira’nın hayatıyla ilgili birkaç ayrıntı mevcuttur ve onun büyük çağdaşının hayatıyla kıyaslanmaktan çok uzaktır. Çileci hayata girerken saçlannı kestiği, on bir yıl çıplak gezdiği, vücuduyla ilgili her türlü bakımı terk ettiği bildirilir. Kendisine ölçülü davranış ve kendi kendini sınırlama ilkesinin en kusursuz örnekleri atfeder. En sonunda neredeyse Ellimi mutlak (her şeyi bilen) olacak kadar açık, vazıh ve eksiksiz olarak, en yüksek bilgiye ulaşmıştır. Ölümüyle, her türlü sefEileti ve ıstırabı dindiren, nihai anlamda felaha ermiş, her türlü acı ve ıstıraptan kurtulmuş bir Buda, bir Mukta (kurtulmuş ruh) olmuştur.

“Mahavira” diyor Profesör Jakobi “Hindistan’daki mutad dindar insanlar sınıfındandı. Dinî meselelerle ilgili sonradan bir yetenek elde etmiş olabilir, fakat Buda’nın tartışma götürmez biçimde sahip olduğu dehaya sahip değildi. Buda’nın felsefesi birkaç temel fikir üzerine oturan bir sistem oluşturur, halbuki Mahavira’nınki bir sistem teşkil etmekten ziyade çeşitli konular üzerine bir kanaatlar hülasasından ibarettir:” Caynacıların bu zamana kadar tercümesi yapılmış olan metinlerinin konusu Budacılarınkiyle o kadar karşılaştırılmazdır ki burada ayrıca iktibasta bulunmayacağız.

Caynacılar ruhun yemden bedenlenme zorunluluğundan kurtuluşuna dayanan bir Nirvana’ya inanırlar; ayrıca ruhun Evrensel ruha karışıp kaybolması gibi bir beklenti içinde değildirler. Esasen bir Yüce Varlık hakkında hiçbir şey vazetmezler. Alimi mutlaklığa götüren tabiatüstü bilginin peşi sıra gelen doğru kavrayış [darşana], açık bilgi [cnana] Hirvana’ya doğru ilerlemenin aşamalarıdır. Hirvana’ya ulaşmış olan kusursuz kişilerin her birinin işgal ettiği mekânın, arzularına göre Eirtaceık şekilde, sınırsız olduğu ifade edilir. Parçalarının sayısız olduğu söylenir ve dünyevi duruma tekrar dönme ve bu mutluluğun kesilmesi gibi bir ihtimal yoktur. Varoluş tabirleri sınırsızdır, kendilerini en yüksek felsefeyi öğrenmeye ve uygulamaya verirler. İnananların da cömert, nazik, dindar olmaları, hata ve kusurları için üzülmeleri, hayvanlara hatta bitkilere karşı müşfik olmaları gerekir. Bu sonuncusuna günümüzde Caynacılar canlı varlıklara zarar vermeme noktasında gösterdikleri aşın bir titizlikle riayet ederler. Bütün hayvanların ve hatta bitkilerin (elementlerin en küçük parçalarının bile) ruhtan olduğuna inanırlar, hasta hayvanlar için hastahaneleri desteklemek için çok para harcarlar. Bir sinek veya böcek yutma korkusuyla yağmur yağarken ya da karanlık çöktükten sonra açıkta yemek yememelidirler; içmezden önce suyu üç kez süzerler ve ağza böcek kaçabileceği korkusuyla rüzgâra karşı yürümemeleri gerekir. Katı dindarlar oturacaktan zaman yoldan böcekleri süpürmek için yanlarında bir süpürge ve dua ederken ağızlarını örtmek için bir ağız örtüsü taşırlar. Caynacılar kendi başlarına Vedaları, tanrıları ve kastları saymazlar; fakat fiilen kast sınırlamalarına önemli ölçüde boyun eğerler, Hindu tanrılarının çoğuna belli ölçüde ihtibar gösterirler; kendilerine alt çok sayıda iyi ve kötü ruhlar listesi vardır. Görüşlerini desteklediklerinde önemli bir otorite olarak Vedalara başvururlar. Günümüzde çıplaklık özelliği sadece Digambaralar (çıplaklar) arasındaki çileciler tarafından, daha sonra ise sadece yemek zamanlarında, muhafaza edilmektedir. Caynacıların diğer mezhebi Şvetambaralar beyaz elbise giyerler ve tamamen örtünürler. Kurban törenleri yoktur, katı bir ahlâk sistemleri vardır ve buna riayet ederler, inançlarının çoğu, yeniden doğumların daha önceki varlık durumunda kişinin ahlaki vaziyeti tarafından belirleneceği gibi, Brahman ve Budacı felsefelerle ortak özellikler gösterir.

Caynacılar Hindistan’da, çoğu en güzel dağ manzaralarının ortasında bulunan, en kayda değer hac yerlerinden birkaçına sahiptirler. Kathiawar, Palitana’da Caynacıların en kutsal hac durakları kabul edilen tapmaklarla kaplı Satrur\]aya tepesi vardır; ve Hindistan’ın her tarafından Caynacılar bu tepenin üzerine tapınak dikmeyi arzu ederler. Bunların çoğu ancak bir metre karelik bir alanı kaplayan oldukça küçük binalardır, Cayna sembolleriyle İşlenmiş iki ayak tabanının izlerininin üzerini örter ve Mahavira için kutsaldırlar. Daha büyük tapınakların, sütun ve kuleleri ile beraber, hatm sayılır büyüklükte mermer salonları; salonların mermer zeminlerinde büyüleyici güzellikte mozayik şekiller ve Hindu tapınaklarından farklı olarak birçok girişi vardır. Küçük tapınakta bir kaide üstünde, Budanınki gibi ön planda bağdaş kurmuş vaziyette oturan Mahavira’nın büyük heykelleri vardır. Çoğunda kaş ve göğüs üzerinde beş tane pırlanta bulunur, altın tabakalar vücudun birçok yanını süsler. Gözler pirinç parçacıklarıyla kaplanmış gümüştendir, uzaklara dikili, sabit bakışlı, oldukça etkileyicidir. Daha büyük tapınaklar, diyor Profesör Fergusson (“tilstory of Indian Architecture“) “yüksek muhkem duvarlarla çevrili, dışarıdan yalıtılmış müstakil alanlann (tuk) içinde bulunur; daha küçükleri sessiz caddelerin kenarlarında sıralanırlar. Birkaç yatls yahut rahip tapınaklarda yatıp kalkar ve günlük ayin ve duaları yaparlar; yerleri temiz tutmak yahut mahallin yegane sakinleri olan kutsal güvercinleri beslemek için sürekli olarak birkaç hizmetçi bulunur; fakat duvarlar içerisinde, doğrusunu söylemek gerekirse görevliler haricinde insan türünden sakinler yoktur. Hacılar yahut yabancılar sabahleyin çıkarlar ve dini vecibelerini yerine getirdikten veya tecessüslerini tatmin ettikten sonra geri dönerler. Bu kutsal tepede dışarıdan gelenler) yemek yememeli veya hiç olmazsa burada yemek pişirmemen, burada uyumamalıdırlar. Burası bir tanrılar şehridir, münhasıran onlara mahsustur, ölümlülerin kullanımına tahsis edilmemiştir.”

Bu tapınaklardan bazılarının tarihi on birinci yüzyıla kadar geri gider, fakat çoğunluğu bu yüzyılda (19. yüzyıl) yapılmıştır.

Bajputaria’da Abu dağı bir diğer kayda değer hac yeridir ve Hindistan’ın Olympos’u diye tabir edilir. Burada beş tane tapmak vardır, bunlardan ikisi Profesör Fergusson’a göre (“tlistory of Indian Architecture”) çeşidi özellikleri bakımından Hindistan’daki bütün tapmaklar arasında rakipsizdir: Bunların tamamı beyaz mermerden yapılmıştır, ikisinden daha yakın dönemlere ait olanı (1197-1247 arasında), Gimar’da üç parçalı bir tapmak dikmiş olan aynı kardeşler tarafından yapılmıştır; işleme ve tezyinatlarındaki ince zerafet ve ayrıntı güzelliği nedeniyle neredeyse rakipsizdir. On birinci yüzyılda dikilmiş, daha basit olmakla birlikte oldukça ince bir işçilik ürünü olan, büyük Cayna tapınaklarının tipik örneğidir; pramidal kule benzeri çatıyla sona eren merkezi bir bina barındırır, içeride tazim ve ihtiramda bulunulan bağdaş kurarak oturmuş burada -Mahavira’nın selefi Parsva’yı gösteren- tanrılaştırılmış aziz heykeli vardır. Keza üzeri bir kubbeyle kaplı büyük bir revaklı giriş vardır ve külliye büyük bir avlu içerisine alınmıştır, etrafı çift sıra sütunlarla çevrilidir; bunlar Budacılann haralarında olduğu gibi, fakat onlardan farklı olarak, her birine merkezdeki suretin bir benzeri işlenmiş elli beş hücreli kemer oluşturur; ve her bir kapının üzerine azizin hayatından manzaralar hakkedilmiştir. Bazı Cayna tapınaklarında Mahavira’nın veya diğer azizlerin suretleri, her biri niş veya hücreleriyle birlikte, yüz kez tekrarlanmış özdeş bir form içinde yinelenmiştir. Cayna tapınaklarının sütunlarının ve diğer bölümlerinin tezyininde kayda değer bir ustalık ve maharet sergilenmiştir.

Bengal’deki Parasnath Caynacıların, yirmi dört tanrılaştınlmış azizlerinden ITirtankara) onunun Mirvana’ya ulaşmasına zemin teşkil ettiğine inanılan doğudaki metropolüdür. Bir Parasnath manzarasında, hayranlık uyandırıcı beyaz taşlarıyla pırıl pırıl parlayan on beş kubbesiyle ve her birine ait parlak pirinç kulelerle, birbiri ardına yükselen üç büyük tapınaklar zinciri görülür. Üslup bakımından bu tapınaklar Batıdaki veya Güneydeki tapınaklardan ayrılır ve kısmen Hindu tapınaklarından, kısmen Müslümanların camiilerinden etkilenmiştir. Hacılar için ayinleri icra edecek rahipler yoktur; her bir ziyaretçi dînî vecibelerini kendi görüşleri doğrultusunda kendisi yerine getirir. Girmezden evvel rahiplere ücret ödenmeli, ayrılırken binaların bakımı ve onarımı için de bir katkı bırakılmalıdır. Caynacıların ilkelerinden biri olarak aşın temizlik, mükemmelen yerine getirilir ve tapınaklarda etkileyici bir güzellik hissi husule getirir. Kabul edilmiş birkaç Avrupalı ziyaretçiden birinin bildirdiğine göre, “Merkeze ve kutsal odaya girerken, yerlerin sade ve basit güzelliğinden etkilenmemek imkânsızdır. Kaldınm mavi damarlı güzel mermer parçalarından döşenmiştir; ve girişin karşısında, beyaz mermerden üçgen alınlık üzerine, talebelerinin duasını vakur bir bekleyiş içinde oturan Caynacıların azizlerinden beşinin güzel sureti vardır ” Hacılar kutsal yerdeki bütün tapınakları ziyaret ederler, çok sayıdaki tepeler nedeniyle bu oldukça zahmetli bir iştir; ve hac yaklaşık elli kilometrelik bir mesafe olan bu tepeler kümesinin eteğinin etrafını çepeçevre dönüşle tamamlanır.

Caynacılar arasında yatller veya çilecilerin tapınma ile ilgili mutlak kuralları yoktur, bütün çaba ve gayretleriyle derin tefekküre ve dünyanın bağlarından kurtulmaya yoğunlaşırlar, fakat sık sık tapınaklarda Caynaların kutsal metinlerini okurlar, tapınaklardaki görevliler, hizmetçiler vs. Brahmandır. Caynacılar yağmur mevsiminin bir bölümünde (Budacıların Vassa’sı) oruç tutarlar ve özellikle kendilerini dinî vecibeleri yerine getirmeye adarlar. Başlangıç olarak bir çileciye günahlarını itiraf etmeye ve onlar için bir af ya da mağfiret elde etmeye alışmışlardır. Şwetambaralar iki mezhepten daha büyük olanıdır, yemeklerini giyinik olarak yerler ve heykellerini süslerler ve Digambaraların tersine kadınların Hirvana’ya ulaşabileceklerini kabul ederler.

YAZIYI İNDİR