Hasan FIRAT tarafından yazılmış tüm yazılar

Okumak İçin Hala Zaman Var !...

DÜNYA DİNLERİ

İnsanlar ilk çağlardan bu yana çeşitli dinlere inanmışlardır. Çok değişik olan bu kültürlerde aklınıza gelebilecek pek çok şeye taptılar. En önemli özellikleri ise ayinlerinde insanları kurban etmeleriydi. Aşağıdaki başlıklardan bu dinler ulaşabilirsiniz.

DİNİ OLMAYAN İNSAN TOPLULUKLARI

Latookalar

 

Gran Khaklı yerlilerinin(Güney Amerika) dini inanç veya ibadet konusunda bir tanrı veya varlığa inanmadığı bilinmektedir.Bir Zulu .” şayet bir kimse azıcık düşünürse bunu derhal bir tarafa bırakır ve gözlerinin gördüğüne geçer.” demiştir.
Kaffir kabilesinden olanlarla karşılaşanlar onların ,her şeyin kendi kendiliğine meydana geldiğine ,otların,bitkilerin ağaçların kendi kendilerine boy attığına inandıklarını belirtmiştir.Yine aynı şekilde Pasifikteki Caroline Adası yerlileride tanrıya inanmazlardı.
Aru adalarındaki Arafurlar en küçük bir ölümsüzlük fikrine bile sahip değillerdi.Sorulduğunda ,cevapları;” Hiçbir Arafura öldükten sonra aramıza dönmez,o nedenle öldükten sonra ki durumla ilgili bir şey bilemeyiz,bunu ilk kez sizden işittik.” biçiminde olurdu.

Bir Nil Kailesi olan Latookalar’ın şefi Kommoro’ya (Commora) soruluyor.
-Ölümden sonraki hayata inanmıyor musunuz ?
Kommoro: Ölümden sonraki hayat!Nasıl olabilir bu ?Biz kazmadıkça Ölü bir adam mezarından çıkabilir mi?
-İnsanın bir hayvan gibi,öleceğini ve bunun bir son olacağını mı düşünüyorsunuz ?
Kommoro:Kesinlikle ;Bir öküz bir insandan daha güçlüdür,fakat ölür,kemikleri daha uzun süre kalır,çünkü daha büyüktürler.Bir insanın kemikleri çabuk kırılır zayıftır.
-Bir insan anlamca bir öküzden daha üstün değimlidir?Onun kararlarını alacak,işlerini istediği gibi yoluna koyacak bir akıl yok mudur ?
Kommoro:Bazı insanlar bir öküz kadar akıllı değildirler.İnsanlar yiyecek için mısır yetiştirmek zorundadırlar,fakat öküzler ve diğer vahşi hayvanlar onu ekmeden elde ederler.
-İnsandan da hayvandan da yüce ruhların mevcudiyetine inanmıyor musun ?Gözle görülür nedenlerin dışında,İblislerden ,İfritlerden korkmuyor musun ?
Kommoro:Geceleyin ormanda fillerden ve diğer hayvanlardan korkarım,fakat bunun dışında bir şeyden değil.
-Şayet ölümün insanın sonu olduğunu düşünüyorsan ,bir insan niye iyi olsun ki ?
Kommoro: İnsanların çoğu kötüdür;şayet güçlülerse ,zayıflardan zorbalıkla alırlar.İyi insanların çoğu zayıftır,çünkü kötü olabilecek kadar güçlü değildirler.

TAZMANYALILAR

Ölümden sonra hayat fikri vardır.Orada bitmez tükenmez bir gayret ve şaşmaz başarıyla avlarını takip edecekelr,hayat boyunca peşlerinden koştukları zevkleri bolluk içinde tadabileceklerdir.Bazıları yıldızlara yahut atalarının bulundukları bir adaya gideceklerine ve burada beyaz insanlara dönüşeceklerine inanır.Güneş,ay ve çeşitli burçlara boş inanaçlara karışık saygı duyaralar,fakat bunlara tapmazlar.

 

TAHİTİLİLER

 

Bir çok tanrıya taparlar,Depremlerin özel bir tanrının hükümranlığı altında olduğuna inanırlar.Balıklar ve kuşlarda tanrılar arasındadır.Kaplumbağalara her zaman kutsal varlıklar nazarıyla bakılır.

Tahitililer ölümden sonraki hayata dair belirsiz bir fikre sahiptirler.Ruhun başka ruhlarca ele geçirilip,karanlıkta kalmaya mahküm edildikten sonra genellikle tanrılar tarafından yavaş yavaş yenildiklerini düşünürler.Bununla beraber bazıları yenmez.Tanrılaşmış ruhlar olarak tanrılarla beraber yaşarlar.Bu dünyadaki fiillerin ölümden sonraki hayatı etkileyeceğini düşünmezler.

Baş tanrı Oro ya tapınmaları sık sık insan kurbanlara sahne olur.Özellikle savaşa girmeden önce bu kurbanlar sunulur.

Tahiti (2)

Tahiti (3)

Tahiti (4)

Tahiti (5)

Tahiti (6)

Tahiti (7)

Tahiti (8)

 

PATAGONYALILAR

 

Patagonyalılar bir iyi bir kötü varlığa inanırlar.Ölümden sonra patagonya yerlisi ruhunun aile tanrılarından birinin mekanına gideceğine ve daimi bir sarhoşluk içinde yaşayacağına inanır.

Patagonyalıların cenaze törenleri çeşitli yönlerden emsalsizdir.Ölülerin etlerini kazıyarak iskeletlerini çıkarırlar,bu operasyon boyunca,üzerlerinde uzun deri giysiler bulunan ve yüzleri kurumlara boyanmış birçok insan ellerinde uzun kazık yahut mızraklarla,üzüntülü ve kederli bir hava tutturarak kötü ruharı korkutup ürkütsün diye ayaklarını yere vurarak çadırın etrafında dönerler.Ölü yakınlarına taziye ziyaretileri yapılır.Şayet ölenin atları var idiyse binip ölüler ülkesine gitmesi için öldürülürler,arıcak birkaç tanesi cenaze töreni için bırakılır.Ölünün kemikleri iyice sıyrıldığında bir hayvan derisine sarılıp örtülerle kuş tüyleriyle süslenmiş gösterişli bir ata yüklenir.Çeşitli gömme biçimleri vardır.Biri ölünün daha önce sahip olduğu kılıç,kalkan,mızrak,yay,ok gibi eşyalarla birlikte iskeletlerin kare şeklindeki büyük çukurlara gömülmesidir.Çukurların üzeri dallarla,kamışlarla veya ağaçlarla örtülüp üzeri toprakla kapatılır.İskeletleri süsleyen boncuklar ve sorguçlar,yılda bir kez değiştirilir,bu esnada ilk mahsül ler mezarın üzerine dökülüp bir taraftan da ölünün sağlığına içilir.Daha güneydeki kabileler kemikleri deniz kenarında metruk bir yere taşınır,orada yere arka arkaya dizilir,fakat önceden olduğu gibi etraftaki ölü atların iskeletleryle süslenir.

patagonya (1)

patagonya (2)

patagonya (3)

patagonya (5)

patagonya (6)

 

BORNEO ADASI YERLİLERİ

İç bölgelerdeki dayakların tuppa yada herroang denilen baş tanrıları vardır.Bu iyilikseverdir.Barış ve hasat bayramlarında her zaman kendisine başvurulur;fakat güneş ve ayla birlikte,tesir dnemi içerisine girmiş olan her zümreden dayakların tapınakları,tahaj brooke isimli bir başka tanrıları daha vardır.

Dayakların cenaze trenleri ölünün gömülmesine ed yakılmasına da sahne olur.Bazı durumlarda cesetler direkler üzerindeki tabutlara ya da yüksek bir platform konur.Silahlar süs eşyaları yiyecekler ve sair mallar çoğu kez ölüyle birlikte gömülür.Bir kabile liderinin veya seçkin birisinin ölümü halinde birkaç dayak kabilesi insan kurbanlar sunarlar;çoğu kez köle olan kurbanlar kabile liderine öte dünyada eşlik etmeye zorlanır.Bazı dayak kabileleri arasında en azından bir kabile lideri için çocuklarından biri öldüğünde dışarı fırlayıp,karşılaştığı ilk kişiyi o kardeşi olsa bile, öldürmek bir adetti.

borneo (1)

borneo (2)

borneo (3)

borneo (4)

borneo (5)

borneo (7)

borneo (8)

borneo (9)

borneo (10)

DAHOMEYLER

 

Günümüzde dinle bağlantılı olarak insan kurban etmenin en aşırı örneği Dahomey’de bulunur.Özel günlerde kurbanların beş yüze kadar çıktığı bilinmektedir. Dahomey kralı belli bir günde 4 insan , bir maynun ve bir geyik başı kestirir.Bu fört insandan biri pazarlara gidip bütün ruhlara;ikinci insan bütün akarsulara gidip bütün hayvanlara;üçüncü insan bütün yollara ve ruh-gezginlerine;dördüncüsü semaya ve buradaki bütün misafirlere; geyik ormanlara ve oradaki hayvanlara;maymun bataklıklara gidip oradaki ağaçlara ve hayvanlara kralın babasına doğru yola çıkmak üzere olduğunu bildirecektir.

Dahomeylerin tanrısı Mau dur. Bilinmeyen tanrı da denir.İnsanlarla uğraşamayacak kadar yükseklerdedir.O ne sevilir ,ne de ondan korkulur.Mau nun bir yardımcısı vardır.İnsanların iyilik ve kötülüklerini ölçer. Eğer yardımcının sopasında iyilik tarafı yükselirse insanın ruhu ölüler ülkesine katılır.Yok eğer kötülük yükselir ise beden yok edilir,ruh başka bir için başka bir beden bulunur.

Dahomeylerin tek tanrısı Mau dur.Fakat ara form olarak kabul ettikleri bazı kavramlar vardır.Bunlar 3 tanedir. Birincisi Danhghwe ; yüce mutluluk ve genel iyiliği temsil eden pitondur.Evlerde piton yılanları beslenir.Her kim bir piton öldürürse o ölüme mahkum edilir.İkincisi Atin-budun ; ipek-pamuk ağacı,Loko veya zehir ağacıyla temsil edilir. İyileştirici ve hastalık önleyicidir.Eğer bir insan hastalanırsa onu atalarının birinin hayaleti tarafından çağırdığına inanılır. Üçüncü sıradaki ise Whydah ; okyanustur.Kral okyanusa kurban olarak güzel giysilerle giydirilmiş bir insanı okyanusa götürüp köpek balıklarına yedirilir.

HASAN FIRAT

Dahomey (1)

Dahomey (2)

Dahomey (3)

Dahomey (4)

Dahomey (5)

Dahomey (6)

Dahomey (7)

Dahomey (8)

Dahomey (9)

Dahomey (10)

Dahomey (11)

Dahomey (12)

Dahomey (13)

Dahomey (14)

Dahomey (15)

Dahomey (16)

Dahomey (17)

Dahomey (18)

Dahomey (19)

 

KİMYA

Kimya dersi için hazırladığım ders notları ve testleri bu başlık altından kategoriler halinde yayınlayacağım.
Öğretmenler olsun öğrenci arkadaşalr olsun notlardan büyük fayda göreceklerdir.

—————————————

 

 

SİMYA NEDİR ?

 

SİMYADAN KİMYAYA NASIL GEÇİLMİŞTİR?

 

KİMYANIN GELİŞİMİ NASILDIR ?

 

9. SINIF KİMYANIN İLK KONUSU

 

2012 yılında yapılacak üniverste giriş sınavlarında müfredat %40 oranında artacak. Kimya dersindede bu artış kendini gösteriyor.Yeni müfredat konularından biride simyadan kimyaya.

 

SİMYADAN KİMYAYA DERGİSİ İÇİN TIKLAYINIZ

—————————————————-

 

 

»MADDELERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ«
»MADDENİN AYIRT EDİCİ ÖZELLİKLERİ«
»MADDEDEKİ DEĞİŞİMLER«
»MADDELERİN SINIFLANDIRILMASI«
»MADDELERİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ«
»FAZ DİYAGRAMLARI«
»HALDEĞİŞİMLERİ«
»KARIŞIM AYIRMA YÖNTEMLERİ«
»ÇÖZÜMLÜ ÖRNEKLER«
»KOLAY-ORTA-ZOR KATEGORİLERİNDE KAVRAMA SORULARI«
»2004-2010 ÇIKMIŞ SORULAR-ÇÖZÜMLÜ«

 

MADDE VE ÖZELLİKLERİ DERGİSİNİ İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

—————————————————————–

 

 

»ATOMUN TARİHSEL GELİŞİMİ«
»ATOMUN KUANTUM TEORİSİ«
»ATOMLA İLGİLİ TEORİLER«
»ATOMLA İLGiLİ TERİMLER«
»ELEKTRON DAĞILIMI«
»ÇÖZÜMLÜ ÖRNEKLER«
»KOLAY-ORTA-ZOR KATEGORİLERİNDE KAVRAMA SORULARI«
»2004-2010 ÇIKMIŞ SORULAR-ÇÖZÜMLÜ«
»TESTLER VE ALIŞTIRMALAR«

 

ATOMUN YAPISI DERGİSİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

ATOMUN YAPISI VE MOL KAVRAMI FORMÜLLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

——————————————————————————

 

 

»PERİYODİK CETVELİN TARİHÇESİ«
»PERİYOTLAR,GRUPLAR,BLOKLAR«
»ELEMENTLERİN SINIFLANDIRILMASI«
»ATOM ÇAPI«
»İYON ÇAPI«
»İYONLAŞMA ENERJİSİ«
»ELEKTRON İLGİSİ«
»ELEKTRONEGATİFLİK,ELEKTROPOZİTİFLİK«
»AKTİFLİK«
»PERİYODİK TABLODA ASİDİK VE BAZİK ÖZELLİKLER«

 

PERİYODİK TABLO DOSYASI İÇİN TIKLAYINIZ

 

PERİYODİK TABLO ÖRNEKLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

—————————————————————————————

 

 

YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİN ARKADAŞLAR

 

TESTLER

 

Aşağıdaki bağlantılara tıklayarak veya farklı kaydederek testlere ulaşabilirsiniz.

 

TEST-1

 

TEST-2 SİMYA

 

KİMYANIN GELİŞİMİ TEST İNDİR.

 

BİLEŞİKLER TEST İNDİR

 

 

 

 

 

 

 

SINAVLAR

 

Aşağıdaki bağlantılara tıklayarak veya farklı kaydederek sınavlara ulaşabilirsiniz.

 

9 SINIF 01.SINAV
9 SINIF 02.SINAV
9 SINIF 03.SINAV
9.SINIF 04.SINAV
9 SINIF 05.SINAV
9 SINIF 06.SINAV
9 SINIF 07.SINAV
9 SINIF 08.SINAV
9 SINIF 09.SINAV
9 SINIF 10.SINAV
9 SINIF 11.SINAV
9 SINIF 12.SINAV
9 SINIF 13.SINAV
9 SINIF 14.SINAV
9 SINIF 15.SINAV
9 SINIF 16.SINAV
9 SINIF 17.SINAV
9 SINIF 18.SINAV
9 SINIF 19.SINAV
9 SINIF 20.SINAV
9 SINIF 21.SINAV
9 SINIF 22.SINAV
9 SINIF 23.SINAV
9 SINIF 24.SINAV
9 SINIF 25.SINAV
9 SINIF 26.SINAV
9.SINIF 27.SINAV
9.SINIF 28.SINAV
9.SINIF 29.SINAV

——————————————–

 

 

TESTLER İÇİN AŞAĞIDAKİ BAĞLANTILARA TIKLAYIN VEYA FARKLI KAYDEDİN.

 

10 SINIF 01.SINAV

 

10 SINIF 02.SINAV

 

10 SINIF 03.SINAV

 

10 SINIF 04.SINAV

 

10 SINIF 05.SINAV

 

10 SINIF 06.SINAV

 

10 SINIF 07.SINAV

 

10 SINIF 08.SINAV

 

10 SINIF 09.SINAV

 

10 SINIF 10.SINAV

 

10 SINIF 11.SINAV

 

10 SINIF 12.SINAV

 

10 SINIF 13.SINAV

 

10 SINIF 14.SINAV

 

10 SINIF 15.SINAV

 

10 SINIF 16.SINAV

 

10 SINIF 17.SINAV

 

10 SINIF 18.SINAV

 

10 SINIF 19.SINAV

 

10 SINIF 20.SINAV

 

10 SINIF 21.SINAV

 

10 SINIF 22.SINAV

 

10 SINIF 23.SINAV

 

10 SINIF 24.SINAV

 

10 SINIF 25.SINAV

 

———————————————————————–

 

 

TESTLER İÇİN AŞAĞIDAKİ BAĞLANTILARI TIKLAYIN VEYA FARKLI KAYDEDİN.

 

11 SINIF 01.SINAV

 

11 SINIF 02.SINAV

 

11 SINIF 03.SINAV

 

11 SINIF 04.SINAV

 

11 SINIF 05.SINAV

 

11 SINIF 06.SINAV

 

11 SINIF 07.SINAV

 

11 SINIF 08.SINAV

 

11 SINIF 09.SINAV

 

11 SINIF 10.SINAV

 

11 SINIF 11.SINAV

 

11 SINIF 12.SINAV

 

11 SINIF 13.SINAV

 

11 SINIF 14.SINAV

 

11 SINIF 15.SINAV

 

11 SINIF 16.SINAV

 

11 SINIF 17.SINAV

 

11 SINIF 18.SINAV

 

11 SINIF 19.SINAV

 

11 SINIF 20.SINAV

 

11 SINIF 21.SINAV

 

11 SINIF 22.SINAV

 

11 SINIF 23.SINAV

 

11 SINIF 24.SINAV

 

TEPKIME HIZIveDENGE CY

 

—————————————————————————-

TESTLER İÇİN AŞAĞIDAKİ BAĞLANTILAR TIKLAYINIZ VEYA FARKLI KAYDEDİNİZ.

12 SINIF 01.SINAV

12 SINIF 02.SINAV

12 SINIF 03.SINAV

12 SINIF 04.SINAV

12 SINIF 05.SINAV

12 SINIF 06.SINAV

12 SINIF 07.SINAV

12 SINIF 08.SINAV

12 SINIF 09.SINAV

12 SINIF 10.SINAV

12 SINIF 11.SINAV

12 SINIF 12.SINAV

12 SINIF 13.SINAV

12 SINIF 14.SINAV

12 SINIF 15.SINAV

12 SINIF 16.SINAV

12 SINIF 17.SINAV

12 SINIF 18.SINAV

12 SINIF 19.SINAV

12 SINIF 20.SINAV

12 SINIF 21.SINAV

12 SINIF 22.SINAV

12 SINIF 23.SINAV

12 SINIF 24.SINAV

12 SINIF 25.SINAV

12sinif16sinav_yeni

——————————————-

 

KPSS

Kpss’ye çalışan öğrenciler ve öğretmen arkadaşların hazırladığım notlar sayesinde bir adım önde olacakları kanaatindeyim.Notlara periyodik olarak çalışmalısınız. Ayrıca sitemizi de yine periyodik olarak takip etmenizi öneriyorum. 2014 KPSS yolunda yeni notlarımı ve özellikle güncel bilgileri ileride yayınlayacağım. Zaman kaybı olamaması ve aradığınızı çabucak bulabilmeniz için KPSS dökümanlarını sadece bu başlık altından pdf dosyaları halinde yayınlayacağım. Bundan başka bir sayfada KPSS ile ilgili bir yazı bulamayacaksınız. Sayfayı sık kullananlara kaydederek ihtiyacınız olduğunda gelebilirsiz.İyi çalışmalar diliyorum.

KİMYA ÖĞRETMENİ
HASAN FIRAT

 

TÜRKÇE

 

TÜRKÇE KRİTİK BİLGİLER İÇİN TIKLAYIN

MATEMATİK

MATEMATİK FORMÜLLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

GEOMETRİ

 

GEOMETRİ FORMÜLLERİ 1.SAYFA İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

GEOMETRİ FORMÜLLERİ 2.SAYFA İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

TARİH

TARİH NOTLARI İÇİN TIKLAYINIZ

2.İNDİRME SEÇENEĞİ İÇİN TIKLAYINIZ

DESTANLAR İÇİN TIKLAYINIZ

BÜYÜK VE ANADOLU SELÇUKLUDA MİMARİ İÇİN TIKLAYINIZ

COĞRAFYA

COĞRAFYA KPSS KRİTİK BİLGİLER İÇİN TIKLAYINIZ

VATANDAŞLIK

VATANDAŞLIK DERS NOTLARI İÇİN TIKLAYINIZ

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME KİTABI İÇİN TIKLAYINIZ

RUBRİC(DERECELİ PUANLAMA ANAHTARI) İÇİN TIKLAYINIZ

ÖLÇME NOTLARI İÇİN TIKLAYINIZ

ÖĞRETİM YÖNTEM VE TEKNİKLERİ

ÖĞRETİM YÖNTEM VE TEKNİKLERİ TESTLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

EĞİTİMDE YENİ YAKLAŞIMLAR

EĞİTİMDE YENİ YAKLAŞIMLAR KİTABI İÇİN TIKLAYINIZ

DERSİM KATLİAMI

“Ayıptır ,zulümdür,cinayettir”

İsyanın lideri Seyid Riza’nın

idamdan önceki son sözleri

Cumhuriyet tarihinin en büyük kıyımı

Resmi rakamlar 13.160 insan öldürüldü demekte

Tanıkların söylediği rakam ise 40.000

DERSİM KATLİAMI BELGESELİ

1. BÖLÜM


2.BÖLÜM


3.BÖLÜM


4.BÖLÜM


5.BÖLÜM


6.BÖLÜM


7.BÖLÜM



Dersim 1937-38, Cumhuriyet tarihinde yürütülen en büyük “cezalandırma”, “terbiye etme” yani asimilasyon eylemiydi. Bu yüzden de en büyük kıyıma yoi açtı.

Öldürülenlerin sayısı, resmi rakamlara göre bile 10 binin üzerinde.
Acımasızlık, resmi makamların ağzından dahi kanıtlanabilir durumda.
İnönü’nün harekat gerekçesi: Uygarlaştırma Başbakan İsmet İnönü Meclis kürsüsünden harekatın gerekçesini şöyle açıkladı:
“Hükümet ki yıldan beri Tunceli bölgesinde Bir Genel Islahat Programı izlemektedir. Bu program, bu bölgeyi uygarlaştırmak için bütün araçlar ve özel hükümlerle geniş bir çalışmayı kapsamaktadır. Bunu, şimdiye kadar orada kanuna karşı gelmekten kuvvet ve zevk almış olan bazı aşiret reisleri Iyi karşılamadılar…”

Dersim’de yazlar sıcak çatışmalı ve vahşi, kışlar soğuk ve barışçı geçerdi! Karlarla birlikte barışta erir ve bugünlerde meşhur olan “anaları ağlatacak”, vicdanları sızlatacak olaylar yeniden başlardı. Dersim’de 1937-38’de yaşananlar, bu durumun en şedid örneğiydi.
Dersim, Cumhuriyet tarihinde bu isyanla anılmakla birlikte, dönemin içişleri bakanlarından Şükrü Kaya’nın ifadesiyle, bölgeye “1876’dan itibaren 11 askeri harekat düzenlendiği halde köklü bir çözüm” sağlanamamış bir bölgeydi. Bu harekatlara Sel Seferleri adı verilmişti. Yirminci yüzyılda 1907, 1908, 1909 ve 1906’da yapılan askeri harekatlar da büyük tahribat yaratmış, ama yine bir sonuç elde edilememişti.

Dersim’in Abdülhamid, ittihat Terakki ve Cumhuriyet hükümetleri açısından sorun teşkil etmesinin temelinde, “milli bir isyan” olmanın ötesinde coğrafi, kültürel ve toplumsal yapısı itibariyle denetim dışı bir bölge olması yatıyordu. Alevi Kızılbaşların kahir bir ekseriyete sahip olduğu Dersim’de Kürtler, Zazalar, Türkmenler ve Ermeniler yaşamıştı; dört dil konuşuluyordu. Coğrafi olarak erişilmesi alabildiğine zor bölge, yaklaşık 500 yıl fiilen özerk olarak varlığını sürdürmüştü.

Kültürel, dinsel yapısı diğer Kürtler Alevilerden hayli farklı bir bileşime sahiptir.Aşiret yapısı da diğer bölgelerdeki Kürtlerinkinden farklıdır. Merkezi otoritenin nüfuz edemediği bölgede, devletle mesafeli olan bu aşiretlerden örneğin ünlü Hamidiye Alayları kurul(a)mamıştı.
Dersimliler vergi ve asker vermeyi reddetmekte ısrarlıydı. Cumhuriyetin düzenlemelerine karşı çıkıyorlardı. Hükümet bakımından bir ek unsur daha vardı harekata girişmek için: Dünya büyük bir savaşa doğru gidiyordu ve bu vaveyla kopmadan önce içeride dirlik sağlamak istiyorlardı; ne pahasına olursa olsun!

Dersim direnişi, 1925 Şeyh Sait ve 1930 Ağrı isyanı’ndan sonra Cumhuriyet döneminin üçüncü büyük Kürt hareketi olarak anılir. Gelgelelim, Dersim İsyanı hakkında çok az bilgiye sahibiz. Dersimlilerin yazdığı birkaç kitap, sağa sola dağılmış ve ancak bir kısmı toparlanabilmiş fotoğraflar ve az sayıda belge bulunuyor. Devletin pozisyonunu yansıtan tek bir kitap var (Reşat Halli; Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar, 1972, Genel Kurmay Harp Tarihi Dairesi);O da toplatılmış. Askeri arşivler, olayın üzerinden 71 sene geçmesine rağmen, kapalı!

Ağrı isyanı, Şeyh Sait Isyanı’na katılanların bazılarının da önderlik ettiği, ilkinden daha uzun ömürlü (1926-30) bir ayaklanmaydı. Bu isyanların arkasında, sırasıyla, Azadi ve Hoybun örgütleri vardı. Dersim— iller her iki isyana da katılmamıştı. Ama Ağrı isyanı’nın bastırılması, Dersim’e müdahaleyi eşiğe getirmişti. Bu sayı destekleyen bir bilgi Dersim Isyan’nın önderi Seyid Rıza’nın yoldaşı olan Nuri Dersimi’nin, Kürdistan Tarihinde Dersim adlı kitabında var: “Kürt kahramanların faaliyetinin 1930 yılı başlarında alevlendiğini ve bütün Kürdistan’ı içine alacak şekilde yayıldığını Dersimli Seyid Rıza’ya haber vererek bu hareketi desteklememizin zorunlu olduğunu bildirmiştim. Bunun üzerine, Seyid Rıza ve Keçalan aşiretleri 1930 yılı ilkbaharında ayaklanarak, Erzurum ve Erzincan mıntıkalarında bulunan Türk kuvvetlerine şiddetli saldırıya başladılar. Seyid Rıza’nın başlattığı bu ayaklanma mıntıkası günden güne yayılıyor ve bu, Türkler için korkunç gelişmeler oluşturuyordu.”

Nuri Dersimi, askerin “maddi olarak pek çok fedakarlığa katlanarak, Dersim’in coğrafi yapısını bilen Kürtlerden kurulu milis taburları oluşturduğunu” ve Dersim’e saldırıya giriştiğini anlatıyor. Dahası,Ekim 1930’da Dersim’e saldıran uçaklardan birinin düşürüldüğünü, Kürtlerin, Türklerle işbirliği yapan Kürt milisleri zarara bir Türk taburunu imha ettiklerini, daha sonra saldıran Türk birliklerini püskürttüklerini, bir taburu esir aldıklarını da söylüyor. Ve havalar soğuyor, “kış barışı” tekrar geliyor.
Kaynaklar ziyadesiyle kıt olduğu için satırların ne kadar gerçek durumu yansıttığını, ne kadar hamaset yükü sırtlandığını bilemiyoruz, fakat devletin de işi ciddiye aldığı resmi raporlardan anlaşılıyor. Nitekim, Cumhuriyet döneminde Ismet Inönü, Celal Bayar, Şükrü Kaya, Fevzi Çakmak başta olmak üzere yazılan yirmi dolayındaki “Şark” raporunun neredeyse yarısı üzerineydi.

Devlet, Şeyh Sait Isyanı’ndan itibaren bir dizi yasa ve düzenlemeyi yürürlüğe soktu.Hüseyin Aygün’ün Dersim 1938 ve İskan kitabında belirttiği gibi, 1925’te uygulamaya giren “Şark Islahat Planı”, zaten sert tedbirler ve sıkı yasaklar getirmişti. (Ve sikasız silahların toplanmasını da öngörüyordu.) Fakat Dersim olayları öncesinde çıkan iki kanun bölgenin kaderi açısından belirleyici oldu: 1934’teki İskan ve 1935’teki Tunçeli Kanunu. İskan kanunun birinci maddesi şöyleydi:
“Türkiye’de Türk kültürüne bağlılık dolayısıyla nüfus oturuş ve yayılışının, bu kanuna uygun olarak icra vekillerince yapılacak bir programa göre düzeltilmesi dahiliye vekilliğine verilmiştir.” İskan mıntıkalarının üçüncüsü şöyle tarif ediliyordu: “Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik ve inzibat sebepleri ile boşaltılması istenilen ve iskan ve ikame yasak edilen yerlerdir.”

Kanuna göre, anadili Türkçe olmayanlar, kendi soylarından olan ve kendi dillerini konuşan köylerde iskan edilemeyecek, öbür yerlerde de geniş topluluklar oluşturamayacaktı. Türk soyundan olmayan ve anadili Türkçe olmayanlar uygun Türk köylerine serpiştirilecek ve buralarda nüfusun yüzde onu geçemeyeceklerdi. Uygulama daha da sıkıydı ve bir ailedene n fazla 4 kişi aynı yere gönderiliyordu. Bu, çekirdek ailenin de parçalanması demekti. 3 Aralık 1935 tarihli “Tunçeli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” ise emniyet ve asayiş açısından vali ve komutanın gerekli gördüğü takdirde ahaliyi vilyet içinde yer değiştirtmeye veya vilayçtte oturmaka n men etmeye yetkisi vardı. Komutan, Tunçeli ve Tunçeli’yle ilgili davalarda cezaları onama veya tehir etme yetkisine de sahipti.

Yasa, geçmişteki olaylar için de geçerli kılınmıştı. (Bu kanunla Dersim adı Tunçeli olarak değiştirildi.) Bütün bunlar,bir bakıma, ulus inşa etme sürecinin yapıtaşlarıydı. Harekatın komutanlığına geniş yetkilerle donatılmış General Abdullah Alpdoğan’ın getirilmesi, hükümetin acı masız bir yöntem izleyeceğinin göstergelerinden biriydi. Alpdoğan, 1921 Koçgiri ayaklanmasında da işbaşındaydı ve o ayaklanmayı büyük zulümle bastıran Nurettin Paşa’nın da damadıydı.

1936’da, Dersim’deki stratejik noktalarda bir dizi karakol inşaatına başlanması isyanın çıkış noktası olarak kabul edilebilir. inşaatların müteahhitleri Kürttü. Zaten aşiretler de bölünmüştü. Bir kısmı devlete biat etme yolunu tutmuştu, bir kısmı tarafsız kalmıştı. Nuri Dersimi’nin aktardığırıa göre, “başta Seyid Rıza olduğu halde Absane Jorin, Ferhadan, Karabalyan aşiretleriyle Bextiyar, Yusufan, Demenan, Heyderan vekısmen de Kalan aşiretleri kuvvetli ve sıkı bir ittifak yapmıştı”.

Kış bastırınca inşaatlara ara verilmiş, 1937 baharında tekrar başlanmıştı. Mart’ta, Dersimi’nin anlattığına göre, silah toplamak için Yusufan aşiretine gönderilen birlikten bazı askerlerin bir kıza tecavüz etmesiyle yangına benzinle gidilmiş oldu. Aşiretler karakol baskınlarına başladı. Askeri kaynaklara göre 1937’nin ilk olayı 20-21 veya 21-22 gecesi Harçik Suyu üzerindeki tahta köprünün yakılması ve askerlerle girilen çatışmaydı. Daha sonra da Mazgirt’teki askeri birliklere saldırıldı. Cevap, 15 uçaklık bir filonun bombardımanıydı. Bu bombardımana ilk “iç savaş” pilotu Sabiha Gökçen de katılmıştı.
Mayıs’ta tenkil harekatı başladı. Halk, çoluğuyla çocuğuyla dağlarda mağaralara sığındı; bir kısmı teslim oldu. Köyler yakılmaya başlandı. Haziran’da askeri birlikler dağları didik didik aramaya girişti. insanların sığındığı mağaraların bazıları betonla kapatıldı,bazıları ağzında ateş yakılarak dumanla dolduruldu;boğulunlar diye

Artık sona yaklaşılmaktaydı. Ağustos ortasında Seyid Rıza’nın ikinci karısı, büyük oğlu ve üç torununun da aralarında bulunduğu aşiret mensupları öldürüldü. Seyid Rıza da 5 veya 10 Eylül’de Erzincan’a giderken yolda yakalandı. Nuri Dersimi’ye göre, “ordu kumandanı, Erzincan Valisi aracılığıyla haber gönderdi; ateşkes ilan ettiğini, başka harekat yapılmayacağını, verilen zararları tazmine hükümetin razı olduğunu’söyleyerek kandırdı.O sırada 70’inin üzerinde olan Seyid Rıza, Elaziz’de 57 kişiyle beraber yargı landi. Kendisi dahil 7 kişi (biri oğlu) idam cezasına çarptırıldı ve 15 Kasım’da Elaziz Buğday Meydanı’nda şafak vakti infaz edildi. Cenazeler Elaziz sokaklarında teşhir edildikten sonra yakıldı.

Ve zaten “kış barışı” zamanı da gelmişti, ama olayların sonu gelmemişti. Dersim’deki “tedip” ve “tenkil” harekatı, 1938’de çok daha ağır bir biçimde sürdürüldü, bir temizlik harekatı haline geldi. İkinci harekat Haziran’da başladı; askeri birlikler dört bir yandan vadilere daldı. Özellikle Ali Boğazı mevkiinde, Koçan aşiretlerinin direnişi üzerine çatışmalar yaşandı. Tüm bölgede kaçış yolları tutuldu, kara birliklerine hava saldırıları eşlik etti. Dağlara, mağaralara, kaya kovuklarına sığınan direnişçiler öldürüldü. Nuri Dersimi ve Çağlayangil, Dersimlilere zehirli gaz atıldığını da söylüyor. Ağustos sonunda, yakalanan direnişçiler kurşuna dizildi ve sürgün başladı.
Reşat Halli, ikinci evrenin bitimini Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar(1924-1938)’da şöyle anlatıyor:
Ve zaten “kış barışı” zamanı da gelmişti, ama olayların sonu gelmemişti. Dersim’deki “tedip” ve “tenkil” harekatı, 1938’de çok daha ağır bir biçimde sürdürüldü, bir temizlik harekatı haline geldi. Ikinci harekat Haziran’da başladı; askeri birlikler dörtbir yandan vadilere daldı. OzeUikleAli Boğazı mevkiinde, Koçan aşiretlerininTdirenişi üzerine çatışmalar yaşandı. Tüm bölgede kaçış yolları tutuldu, kara birliklerine hava saldırıları eşlik etti. Dağlara, mağaralara, kaya kovuklarına sığınan direnişçiler öldürüldü. Nuri Dersimi ve Çağlayangil, Dersimlilere zehirli gaz atıldığını da söylüyor. Ağustos sonunda, yakalanan direnişçiler kurşuna dizildi ve sürgün başladı.

Reşat Halli, ikinci evrenin bitimi- ni Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmal (1924-1938)’da şöyle anlatıyor:
“6-15 Eylül 1938 tarihleri arasında yapılan tarama harekatı, ordu emrine göre bütün ciddiyeti ve şiddeti ile devam ediyordu. Birlikler bölgelerindeki mağaraları, taş kovuklarını ve bir insanın saklanabileceği her noktayı adım adım aradı. İstihkam müfrezesi birçok mağarayı tahrip suretiyle topçu ve piyade ağır silahları yakın desteğinde yapılan tarama harekatında birçok mağara ve civarında yapılan müsademelerde yüzlerce haydut imha edildi. Ve bir o kadar da kadm ve çocuk grupları yakalandı. Bu arada yine yüzlerce hayvan, silah ve cephane ele geçirildi. Haydutların direndikleri köyler, münferit evler, komlar ve hatta tarla ve meşelikler yakıldı.”

1935 nüfus sayımına göre 93 bin kişinin yaşadığı Dersim’de, mecburi iskana tabi tutulanlar için verilen rakam 7-12 bin, ölü ve diri yakalananlar için Genelkurmay’ın verdiği bir rakam (17 günlük harekatta) 7954’rür. Ele geçirilen silah sayısı ise ölü veya diri yakalananlara göre orantısızdır:1019.
Öldürülen Dersimliler için verilen bir başka rakam 13 bini aşmaktadır. Nuri Dersim veya başka kaynaklar ise 30-40 binden söz etmekte. Her durumda nüfusun dörtte biri ila yarısı için bir “temizlik” söz konusudur.
Teslim olanlar idam edildi, kitlesel göçler başladı. Dersim’e yıllar boyu giriş çıkış yasaklandı, 1945 ‘te bile Meclis, Tunceli’deki özel yönetim tarzını tartışmasına rağmen sürmesi kararı aldı. Haberleşme bile sıkı denetim altındaydı. Yasaklar 1947’de bitti, dönüşler 1950’de başladı.

ÖZEL NOTLAR:
Seyid Rıza, Ruslara karşı:

Vatan haini ilan edilen Seyid Rıza, Pülümür’e kadar gelen Rus ordularına karşı savaşarak vali tarafından “şimdiye kadar din ve namusuyla bize hizmet etti” diye anılmıştır.
Raporların dili
Daha sonra görevden alınan Diyarbakır Valisi Cemal Bey (Bardakçı):
“Kürt ve Arap aşiretleri ile Türkmen aşiretleri arasında bir benzerlik yoktur, Dersim’de ve yakın havalide ara sıra meydana gelen isyankar durumların sebep ve saikleri farklıdır. Alevi ve halis Türk olan Türkmenler, Yavuz zamanından beri müthiş baskılara maruz kalmış, on binlercesi merhametsizce öldürülmüştür, Dersim kargaşalıkları büyük küçük memur ve mutaassıp hocaların tahrik ve teşviki ile cahil Sünni ahali tarafından haklarında reva görülen muamalelerden doğmaktadır, baskılar son bulur ve şuurlu bir şekilde hareket edilirse Dersimliler Cumhuriyetin çok sadık ve fedakar hamileri olabilirler… Dersimliler son derece fakirlik ve zaruret içinde çırpınmaktadırlar, soygunculuk hareketlerinin sebebi yaşamak hissi ve endişesidir… her Dersimli hayatını, malını korumak kaygusu ile silahlı bulunmak zorunluluğunda kalmıştır.”

Fakat hakim yaklaşım bu kadar yumuşak veya “anlayışlı” değildi. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak (1930): “Dersimli, okşanmakla kazanılmaz, silahlı kuvvetin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim daha çok bir koloni gibi nazara alınmalı, ıslahatın ilk safhasını reislerin, bey ve ağaların, seyitlerin bir daha gelmemek üzere Batı Anadolu’ya nakli, reisleri alındıktan sonra halkın da en şerir olanlarının Dersim’den çok uzak olan ovalara sevk ve Türk köyleri içerisinde dağıtılması oluşturur…”

TANIKLAR
 Hiç askere tepki gösteren köy oldu mu?

Oldu tabii. Bir köye gittik. Köylüleri köy meydanına topladılar. Önce ıslatılar sonra sopa dayağında geçirdiler. Komutan herkese küfür etti. Ana- bacı düz gitti. Köylüler de küfür ettiler. Erkekler ile kadınları ayırtılar. İki kişi vardı ayrılmıyorlardı. Nişanlıymışlar. Yeğenim, kızı aldılar yerlerde sürüklüyerek götürdüler. Tumanını çekip yırtılar. Tüm milletin gözlerin önünde tecavüz ettiler. Genç nişanlısı gitti kendini kayalıklardan aşağıya attı. Bu gözlerimle gördüm, kulaklarımla işitim kızın acı çığlıklarını. Huso Huso diye bağırıyordu cığerlerini yırtarcasına.

Herşeyi talan ettiler. Yeğenim bir ormanları var. Kıyamasın bakmaya. Yaktılar. Alevler iki insan boyu kadardı. Domuzlar öyle kaçıyorlardı ki.

Bir köy vardı. Ovacık tarafındaydı. Seyit Rıza’yı destekliyorlarmış. Bizi götürdüler o köye. Köyü insanlarla birlikte yakın dediler. Her tarafı alevlere verdiler. O esnada yangında kaçan bir kadının peşinde bir kız çocuğu ağlıyordu. Üç-dört yaşında ya vardı ya yoktu. Kız çocuk cigerlerini yırtarcasına ağlıyordu. Fakat bizim dilimizle ağlıyordu. Kadın biraz bekledi. Kız çocuğu anesine yatişecekti ki, kurşunla yere yığıldı. Komutan kahkaha atıyordu. Dinime imanıma! Kız bizim dil ile ağlamaya başladı.”

Ape Heci de ağladı burada. Bundan sonra ne olmuş, ne olmamış hiç konuşmazdı, konuşmadı. Sadece küçücük gözlerinde gözyaşları dökülürdü salça rengindeki toprağa. Artık ne yapsan boş, anlatmazdı. Belki de anlatamıyordu.

 Yalnız mağdurlar konuşmuştu

Dersim Katliamı’nı yazan tüm tarih kitapları yukardaki bu anekdota apayrı bir yer ayırır. Bu öyle bir anekdottur ki, okuyan herkesi etkilemiş ve düşündürmüştür. Çünkü Dersim’de 1937-1938 yılları arasında yaşananlar, hala okuyanı etkilemeye, hala dinleyeni gözyaşlarına boğmaya devam etmektedir. Ancak bu hikaye ve anlatımlarda eksik bir bölüm vardı. Ne yazık ki bugüne kadar sadece hep mağdurlar konuştu. Sadece mağdurlar hikayelerini anlattı. Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların ağzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleştirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuşmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muğlak ve belirsiz kaldı.

 Konuştu ve öldü

Ancak bu muğlaklığa ve belirsizliğe 112 yaşındaki Urfa Birecik’li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade Birliği 2. Tabur’da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede emir kulu olarak görev yaptı. İsyanda yaşadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi. Çiftçi, kamera kaydında Hozat’taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: ‘Dersim’e gittiğimizde Hozat’ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği’ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı’ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coğrafyası vardı. Dağlar çok yüksekti, tıpkı Ağrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soğuğu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.’

 ‘Üzerimize taş atarlardı’

Abdullah Çiftçi’yi en çok etkileyen şey operasyonlarda yaşadıkları olmuş. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla değil, taşlarla kendilerine karşı savaştıklarını anlatıyor: ‘Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.’

 ‘Hayvanları kesip yerdik’

Abdullah Çiftçi, dağ başlarına operasyona çıkan askerlerin yiyecek ihtiyacının nasıl karşılandığına da açıklık getiriyor ve şunları söylüyor: ‘Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eşeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateşe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.’

Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaşanan katliamları ise ayrıntılı şekilde anlatıyor. İşte Çiftçi’nin anlattıkları: ‘Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.’

 ‘Çocuklar birbirine sarılırdı’

Çiftçi, özellikle bir bölümü anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor: ‘Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman’ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.’

Çiftçi’nin anlatımları katliam sırasında yaşanan çifte standardı da gözler önüne seriyor: ‘Hozat’ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduğu söyleniyordu. Operasyona gittiğimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat sağ olanları çıkartırlardı.’

 ‘İnönü vurun dedi’

Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk’ün değil İnönü’nün verdiğini söylüyor: ‘Niçin katlettiğimiz bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra 38’de isyan tamamen bastırıldı.’

 İnönü dedi ki vurun.

Peki, İbrahim Çiftçi olaylardan sonra vicdan azabı duymuş muydu? İşte Çiftçi’nin soruya verdiği yanıt: ‘Gördüklerim söylenmez… Söyleyemem. Ama ben gördüm, yaşadım. Geçen yıllarda hocaya gittim. Hocaya olayları anlattım. Yalnız dedim ki namlumu kimseye çevirmedim. Onları vururken zorlanıyorduk. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. Ne yapabilirdik ki? Ben rahatsız olsam ne yapabilirdim ki? Askerim ben. Köyleri hep yaktık yıktık. Bir kişi dahi sağ bırakmadık. Yaktığımız köy sayısı 10 kadardı. Hatırladığım köy isimleri Karaoğlan, Ayvacık, Qazi köyleriydi. Hala Dersim’e giden askerlere soruyorum oraları. Hala o köyler yıkıkmış…’

 Çığlık çığlığa uyanırdı,

Abdullah Çiftçi’yi tanıyan herkes, Çiftçi’nin Dersim’de askerlikten döndükten sonra uzun süre içine kapandığını, kimseyle konuşmadığını belirtiyor. Oğlu Yusuf Çiftçi, babasının bazı geceler uykusunda konuştuğunu, bazen de çığlık çığlığa uyandığını söylüyor. Çiftçi, babasına ilişkin şunları anlatıyor: ‘Öleceğine yakın herkese Dersim’de yaşadıklarını anlatmaya başladı. Sık sık Allah kimseye göstermesin, gördüklerimi, yaşadıklarımı derdi. Dersim insanına çok yakınlık duyardı. Dersim’e askerliğe giden köy gençleri ile konuşur, oraları sorar, bilgi almak isterdi. Son olarak konuşacağım, kameraya alın dedi. Zaten konuştuktan bir hafta sonra da merdivenden düştü ayağını kırdı. Doktorlar ayağı düzelmiş dediler, ama kısa süre sonra yaşamını yitirdi.’

Çiftçi’yi tanıyanlardan biri de Aşağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat’tı. Polat, Çiftçi’yi şöyle anlatıyor: ‘Anlatınca dalar giderdi. ‘Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü’ derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp ağlardı. ‘Nasıl böyle bir şey oldu’ deyip duruyordu. Sürekli ‘anlatılmaz’ diyordu. ‘Allah kimsenin başına vermesin’ derdi.

Hayder Dede anlatıyor:

“Bir alay komutanımız geldi, Konya’dan. Dedi ki; ‘Arkadaşlar, vatandaşlar dünyada dört hain vardır’ dedi. ‘Biliyor musunuz?’ Biz nereden bilelim dört haini. ‘bak’ dedi. ‘Biri fani (veya vali), biri kurt, biri domuz, biri de Kürt’ dedi. Bu dördünü de aynı anda söyledi.”

“Adamları vurduk, vurdular. Şimdi şöyle kol kola taktılar. Şöyle kol kola taktılar beş yüz, alt yüz kişiyi ağır makineli tüfeklerle şöyle öldürdüler. Harçik ırmağına koydular, ırmak kıpkırmızı aktı. Yanız bir kadın kendisini suya attı, kaçtı kurtuldu.”

Yine Haydar Dede adlı asker anlatıyor: “Bomba atıp içeri girdiler. Yetmiş üç kişiyi içerden çıkardılar, yedisi erkekmiş. Gerisi kadın ve çocuk.”

Eskeri Akyol
Dersim olaylarının yaşandığı dönem 2. Tabur 9. Bölük’te askerlik yapan 101 yaşındaki Eskeri Akyol, yaşanılanları vahşet olarak nitelendiriyor begeselde…

74 yıl sonra konuşan Akyol, Dersim’e Diyarbakır’dan 7 gün 7 gece yürüyerek gittiklerini söylüyor: “Gittikten sonra bizi Ali Boğazı’na verdiler. Gittiğimizde askerler evleri yakıyordu. Ulaştıkları tüm evleri yakıyorlardı…”

Katliamdan kurtulabilenlerin mağaralara saklandıklarını, kimisinin ise Munzur nehrini aşarak İngilizlere ve Ruslara sığındıklarını anlatıyor Akyol…

“Üzerlerine gazyağı döküp yakıyorlardı”

Mağaralara girmekten korkuyorlarmış askerler, ama “girin” talimatı üzerine askerler mağaraları ateşe veriyor; bu kısmı Akyol şu sözlerle anlatıyor: “Bombaları atmak zorundaydık mağaralara. Sonra gidip baktığımızda öyle çoğu yaşlı benim gibi. Getirip üst üste yığıyordu askerler ve üzerlerine gazyağı döküp ateşliyorlardı… Öyle canlı canlı…”

Eskeri Akyol anlatıyor yine: “Çok öldürüldüler! Askerlerden de, ahaliden de çok insan öldürüldü. Yukarı Kutu deresinde ceset kokusundan durulamıyordu. İnsanları öldürüp atmşlardı.Öylesine felaket görülmemiştir. Askerler Allah’ın merine karşı geliyorlardı ha…”

Askeri Akyol, röportajı yapan muhabirin “Tahminen kaç kişi öldürdünüz?” sorusuna, “Valla ne bileyim işte koşturarak ateş ediyorduk… Kalkıp yalan mı söyleyeyim. Askerdik ‘ateş’ dediklerinde mecburduk ateş etmeye…” sözleriyle cevaplıyor.

Akyol yutkunarak, gözyaşlarını akıtarak anlatıyor vahşeti… Zamanla öldürmelerin son bulduğunu ve sürgünlerin başladığını söylüyor…
”HİÇBİR EV, KOM, BARINAK SAĞLAM BIRAKILMAYACAK”

31 Ağustos 1938 tarihinde Ordu müfettişliğince verilen emirde şunlar yazılıdır: “Hudutları evvelce bildirilen yasak bölgeler içinde bulunan halk batıya nakledilmek üzere toplanarak bu bölgeler halktan tamamen tecrit edilecek ve bu bölgeler içinde iskana yarayacak hiçbir ev, kom ve bu gibi binalar bırakılmayacaktır.

Yasak bölge dışında oturan ve fakat yerlerinde bırakılması caiz olmayan ve birinci taramada ele geçirilemeyen aşiret reisleri, kolbaşılar, seyitler ve şerirler ile aileleri ve yakınları da batıya nakle tabi tutulacaktır.”

1937 yılında yapılan harekatta teslim olan aşiretler ve köylerde bu harekat kapsamına alınır ve teslim olanlar da sürgüne gönderilir.

Genelkurmay belgelerinde 6 Eylül’de başlayan son manevraya ilişkin ise şunlar yazılı:

“Ordunun 15 Eylül akşamı hedefleri için verdiği emre göre birlikler, o tarihe kadar kendilerine ayrılan bölgelerdeki mağaraları, taş kovuklarını ve bir insanın saklanabileceği her noktayı adım adım aradılar. Istihkam müfrezesi birçok mağarayı tahrip etmek suretiyle yardımda bulundu ve bu suretle topçu ve piyade ağır silahları yakın desteğinde yapılan tarama harekatında birçok mağara ve civarlarında yapılan mademelerde, içlerinde bazı aşiret reislerinin de bulunduğu yüzlerce haydut imha edildi. Ve bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı. Bu arada yine yüzlerce hayvan, silah ve cephane ele geçirildi. Haydutların direndikleri köyler, münferit evler, komlar ve hatta tarla ve meşelikler yakıldı. Böylelikle manevranın bu son safhası sona ermiş oldu.”

3. Ordu Müfettişliğinin Dersim’de yapılan tedip harekatına dair verdiği raporda belirttiğine göre, Ordu tarafından Dersim’de iki defada toplam olarak 17 günde yapılan tarama hareketinde elde edilen sonuç şöyledir:

“Tarama bölgesi içinden ölü ve diri 7 bin 954 kişi çıkarılmıştır. 4. Genel Müfettişlikten isimleri verilen 101 kişiden 73′ü ele geçirilmiştir. bin 19 silah toplanmıştır.”

Ve Dersim’de 10 Haziran 1938 tarihinde başlayan ikinci katliam, 16 Eylül tarihinde sona erer.


NE DEDİLER
Mustafa Kemal Atatürk


(Cumhurbaşkanı)
Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet ve refah seviyesine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel düşünmeğe yer bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle bahtiyarım (bravo sesleri, alkışlar). Tuncelideki icraatımız neticeleri, bu hakikatin yakın ifadesidir.”
(1 Kasım 1937, TBMM açılış konuşması.)
Uzun yıllardan beri devam eden ve zaman zaman had bir şekil alan Tunçelindeki toplu şekvet hadiseleri muayyen bir proğram dahilindeki çalışmaların neticesi olarak kısa bir zamanda bertaraf edilmiş o mıntıkada bu gibi vakalar bir daha tekerrür etmemek üzere tarihe devrolunmuştur.”
(1 Kasım 1938, Atatürkün TBMM açılış konuşmasını, Celal Bayar okudu.)

Celal Bayar (Başbakan)
Şimdi, Mareşal, Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım. Atatürk malum. Üçümüz Dersim’de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz. Üçümüz bir arada ‘Ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır?’, onu görüşüyoruz. ikisi de Birinci Cihan Harbi’nde muharebe etmişler. Ben daha çok izleyiciyim. Malumatları geniş… Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar.
Dersim’in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüşüyorlardı… O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk’le göz göze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı. ‘Ne olacak?’ dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. ‘Anlıyorum efendim, bana hitap edişinizin manasını’ dedim. Atatürk: ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi ve vurduk…”
(Kurtul Alluğ, CeIaf Bayar Anlatıyor’ Tercüman, 17 Eylül 1986.)

Hulusi Yahyagil
(Dersim olayları sırasında albay)
“1938’de bizi Dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de bazı dağ köyleri o yıl vergi vermemişti. Bize verilen emir ise tek kelime idi: ‘İmha’. Vergi vermedikleri için yok etmek. Bu düşünceyi, bu uygulamayı kim yapabilir? Zorbalar insanlık suçunu işleyenler. Elbette vergi işin bir yönü; gerçek neden Dersim’i Türk’leştirmekti. Ben kıta komutanıydım, bize verilen emir ‘Canlı hiçbir şey bırakmayın’ şeklindeydi”
(Necmeddin Şahiner, Son Şahitler. Hulusi Yahyagil’dan aktardığı anılar, Nesli Yayınları)

Muhsin Batur
(Dersim olayları sırasında asker)
Günlerden bir gün emir geldi, tren yoluyla Elazığ’a vardık, oradan da ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik. iki aya yakın Dersim’de görev yaptım. Okuyucularımdan özür diliyorum ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum.”
(Muhsin Batur; Anılar, Görüşler. Üç Dönemin Perde Arsası)
Sabiha Gökçen :.
(Dersim harekatına katılan pilot)
Keşif yapılıyordu, ordunun da istihbarat, vardı. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu.. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. Böyle bir şey olmamıştır. Ufak bir azınlığın ayaklanması neticesinde bu harekata gerek duyulmuştur ve kısa zamanda önlendi. Pek mühimsememek lazım aslında bunu. Evvela yerden birtakım hareketler yapıldı. Sonra havadan, [Atatürk’ün bakış açısı] ufak bir ayaklanmayı bastırmaktı. Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlarımızdı. Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde.Yaşadıkları yerler iptidai idi, konut denecek halleri yoktu. Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yerlere yerleştirdiler. Atatürk’ün gayesi buydu. Daha insanca yaşamalarını istiyordu Atatürk.
(Nokta, 28 Haziran 1987)

İhsan Sabri Çağlayangil
(infazda görevlendirilen Malatya Emniyet Müdürü)
Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti. Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da gider siz de gidersiniz.
(hftp:11rs664.rapidshare. corn! files/26 10 10030/Caglayanglll986.mp3
1986’da verdiği röportaj – ses kaydı linki)
Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor:
“Bu meseleyi kökünden hallediniz.”
(…) Ceza İnfaz Kanunu, her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali, bir de Çingene cellat buldu. Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi, “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı.

Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde, benimle Polis Müdürü Ibrahim’in arasına oturdu. Jip, jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. “Asacaksınız” dedi ve bana döndü: “Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin’?” Bakıştık. ilk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. istemedi. Son sözünü sorduk. “Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz” dedi.
Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben, Fındık Hafız asılırken Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. “Evldı Kerbelayıh (Kerbelan ın evladıyım). Bihatayıh (Günahsızım). Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir” dedi.
(Çağlayangilin Anıları- Kader Bizi uma Değil, Üne itti, Bilgi Yayınları)